|
|
- kuranda geçen bir ayet. bu ayette allah hazreti isa ile konuşmaktadır. çok sinirlidir. isayı tanrının oğlu olarak nitelendirdikleri için allahın gazabı üstlerine gelecektir. aralarında şöyle bir konuşma geçer.
-ey isa, sen mi sölyedin senin benim oğlum olduğunu?
+ allah'ım yemin ederim ki ben onlara senin bana tebliğ etmemi istediğin şeyden başka bir şey demedim. eğer demiş olsaydım sen zaten içimi bilirsin. ben senin bana tebliğ ettiğin şu sözden başkasını demedim. allah birdir ve tektir. ona kulluk ve ibadet edin. (devamı vardı da hatırlayamadım...)
- bu ayet maide suresinin 116. ayetinde geçmektedir. ilgili ayetlerin tam meali aşağıdadır.
116. allah şunu da söyledi: "ey meryem oğlu isa! allah'ın yanında beni ve annemi de iki tanrı olarak kabul edin diye insanlara sen mi söyledin?" isa dedi: "hâşâ! tespih ederim seni. hakkım olmayan bir şeyi söylemek benim haddime değildir. eğer onu söylemişsem sen onu elbette bilirsin. sen benim içimde olanı bilirsin ama ben senin zatında olanı bilmem. çünkü sen, evet sen, gaybları çok iyi bilensin!"
117. "onlara, senin bana emrettiğin şu sözden başka bir şey söylemedim: 'benim rabbim ve sizin de rabbiniz olan allah'a kulluk edin.' içlerinde olduğum sürece üzerlerine tanıktım. sen beni vefat ettirince üzerlerine yalnız sen gözetleyici oldun. ve sen zaten her şey üzerinde bir şehîdsin, bir tanıksın."
118. "onlara azap edersen, onlar senin kullarındır. ama onları bağışlarsan hiç kuşkusuz, sen tüm gücün sahibi, tüm hikmetlerin sahibisin."
119. allah buyurdu: "özü-sözü doğru olanlara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gün budur. altlarından ırmaklar akan cennetler var onlar için. sonsuza dek kalacaklardır orada." allah onlardan razı olmuştur, onlar da allah'tan razı olmuşlardır. işte budur büyük kurtuluş.
120. göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların mülkü/yönetimi allah'ındır. o'nun her şeye gücü yeter.
kaynak: yaşar nuri öztürk - kuran meali
- (bkz: maide suresi)
- yanlış anlaşılmaya meydan vermeyecek şekilde üstüne en ufak bir yorum eklemeden mealini verdiğim ayet. herhangi bir şekilde herhangi bir rol almadan açıklamak istediğim bir ayet. meali yerine elmalılı hamdi yazır tefsirine göre bu ayetin tefsiri:
116- o insanlara, "beni ve annemi, allah'tan başka iki ilâh ediniz" diye sen mi söyledin? bunun, ne müthiş bir azarlama hitabı olduğunu düşünmeli ve hz. isa'nın ilâhlık makamına karşı nasıl bir acizlik ve kulluk mevkiinde bulunduğunu anlamalıdır. şüphe yok ki bu azarlamanın asıl hedefi şimdi açığa çıkacağı üzere bizzat hz. isa değil, onu ilâh edinen üçlü tanrı inanışı sahipleridir. fakat onların hz. isa'yı büyükleme adına taşkınlık ettikleri küfrün ona allah'ın huzurunda nasıl bir sorumluluk yöneltmiş olduğunu ve bundan dolayı o kâfirlerin allah'ın katında nasıl bir azarlanma ve azab edilme mevkiinde bulunduklarını düşünmelidir. bu âyetten anlaşılıyor ki, allah'tan başka isa'yı ilâh edinenler bulunduğu gibi, annesi hz. meryem'i de ilâh kabul edenler varmış. acaba bunlar kimlerdir? Âyet bu yönü açıklamamıştır. bununla beraber açıktır ki, bu da -olsa olsa- hıristiyanlar arasında bulunacaktır. gerçi hıristiyanlar tarafından mezheplerince hz. meryem'in üçlemeye sokulmadığı ve bundan dolayı ona oğlu isa gibi ilâh denmediği ileri sürülerek bu âyete itiraz edilmek istenilmiştir. fakat birinci olarak, ibnü hazm'ın "fisâl"inde zikrettiği üzere hıristiyanlardan "berberâniyye" fırkası vardı ki, bunlar isa'ya da, anasına da ilâh diyorlardı. bu mezhep sonra bitmiş kalmamıştır. demek ki bunlar üçlemeyi, baba, ana, oğul diye sayıyorlardı. ve halk nazarında üçlemenin açık şekli de budur. ikinci olarak, hıristiyanların üçleme inancı birlik değilse, hulûl (ruhun başka bir şeye girmesi) inancından ayrı değildir. isa'da ilâhî bir tabiat veya isa'nın bir cüz'ünü ilâh farzederek onu tam bir ilâh edinenler meryem'in de hamileliği esnasında o ilâhî cüz'ü taşıyan ve bundan dolayı bir ilâh olduğu inancından - ister istemez- uzak değildirler. sonra kiliselerinde ve evlerinde hz. isa gibi hz. meryem'in de resimlerine karşı vaziyetleri, ibadet durumundan başka bir şey değildir. bu bakımdan âyetin mânâsı yalnız "berberânîler"i değil, diğerlerini de içine alır. üçüncü olarak, böyle bir itiraz, âyetin mânâsındaki azarlama hitabını ve sorumluluğun dehşetini düşünmemek ve hesaba katmamaktan ileri gelmektedir. zira azarlamanın asıl şiddeti, isa'nın ilâh kabul edilmesi noktasında toplanmaktadır. çünkü sorumluluk hitabı, "ey meryemoğlu isa" diye doğrudan doğruya ona yöneltilmiştir. buna karşı hz. isa'nın "ey rabbim, annemi demedim ama beni (kendimi) dedim" diyebileceğini farzetmek ve bundan dolayı isa'ya ilâh demekte ısrar ettikleri halde, annesine ilâh dememekle bu dehşetli sorumluluğun azabını hafifletecekleri zannında bulunmak ne büyük sapıklık olduğunu hatırlatmaya bile gerek yoktur. ve işte bu küfürlerdir ki hz. isa'yı allah'ın huzurunda böyle korkunç bir sorumlu mevkide bulundurmuştur. isa bu sorumluluğu kabul eder sanmasınlar, o bu soruya cevap olarak ne dedi ve ne diyecek bilir misiniz?
isa muhakkak diyecek ki, seni sana layık paklıkta tenzih ederim, ilâhî paklığına sığınır ve öyle haksız ve yakışıksız bir sözden uzak olmayı dilerim, hâşâ ey rabbim! bana, hak ve layık olmayan sözü söylemem bana yakışmaz, buna ilmini şahit getiririm. eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen onu bilirdin. çünkü sen benim dışım, açıklayıp ilân ettiklerim şöyle dursun, nefsimde gizlediğim, gönlümden geçirdiğim şeyleri de bilirsin. ben ise senin nefsindekini, ilminde gizlediğin bilgileri bilmem. şu halde söylemediğimi bildiğin halde, bana bu soruyu sormaktaki ilâhî hikmetini de bilmem. çünkü bütün gaybları tamamıyla bilen "allâmû'l-ğuyub" sen, ancak sensin.
|