|
|
- tanrıyı reddetmenin en kısa ve en kolay yoludur.teoriye göre insan, tek hücreli canlıların çoğalıp oluşturdukları yapılar ile milyonlarca yılda yaşadıkları ortamın koşullarına göre şekilden şekle girerek bu hale gelmiştir.akıl sahibi bir varlık..kendi varlığını sorgulayacak mantık düzeyine erişmiş bir canlı..
yazdıklarımı ideolojik hırsla hemen eksiyi çakmak için şöyle bir gözden geçirecek olanların işlerini kolaylaştırayım.eksi vermek için yazının tamamına göz atmanıza gerek yok.evrim teorisi ile alenen dalga geçiyorum.önyargınızda bir iticilik görmüyor, hatta sizlerin verdiği tepkinin aksine, bunu çok sesliliğin bir göstergesi olarak görüp seviniyorum.
(bkz: bastım eksiyi rahatladım psikolojisi)
ne diyorduk;
evrim teorisinin temeli olan doğal seleksiyonun yasaları, canlıların sürekli kullandığı organın gelişmesi, kullanmadığı organın körelmesi ve aynı şekilde ortam şartlarına uyum sağlayamayan yaşam formunun yok olması, başarılı olanın da hayatını devam ettirmesi gibi basit kurallar üzerine kuruludur.
klasik zürafa örneğinde, milyonlarca yıl ağaçtaki yaprakların aşkıyla yanıp tutuşan zürafalar, aralarında yarışmış, boynu uzun olanlar bu doğal seleksiyon sürecinde kazanan taraf olmuştur.bu seleksiyondan elenenler yerdeki otları beğenmemiş, ve "ben ara geçiş formu olmayı kabul edemem, sonra çoluğun çocuğun yüzüne nasıl bakarım" deyip,arkalarında bir fosil bile bırakmadan tarih sahnesinden silinmişlerdir.en nihayetinde milyonlarca yıl sonunda yaprağa erişen zürafa da, "yaprak peşinde koşarken evrim geçirmişiz ..mnakoyim" demiş, eski günlerini hatırlayıp yerdeki otlara bakarak duygulanmıştır..
ancak zürafa ile aynı koşullarda yaşayan fil, hantal bir hayvan olduğu için evrimle mevrimle uğraşamamıştır.tembel hayvandır.ben ağaca gitmem, o bana gelsin diyerek ağaçları devirip yapraklara yumulmuştur. ve muhtemelen zürafanın aksine filler, ağaç yaprağı yemek için milyonlarca yıl değil, sadece belli bir yaşa gelip ağaç devirecek gücü kazanıncaya kadar beklemiştir.
öte yandan aynı doğal ortamda yetişen gergedan da ağaç yapraklarına bakmış ve onlara ulaşmak için milyonlarca yıl kendini kasmıştır.ama yaptığı hatayı 5 milyon yıl sonra büyük büyük torunları anlamıştır.
- boynumuzu uzatıcaz diye yanlışlıkla boynuzumuzu uzatmışız amnakoyim..kaç milyon yıldır niye söylemiyosunuz lan?
neticede bikaç milyon yıl daha bekleyemeyeceklerinden ve boynuz şık durduğundan bir daha evrim olayına girmemiş, yerdeki otlarla yetinmişlerdir.
yine aynı ortamda yaşayan aslanlar ağaca şöyle bir bakıp, "bu otlar beni kesmez en iyisi şu beyaz atlardan avlayayım" demiştir.ancak aslanlar arasında avlanmada stil farkı vardır.bazı aslanlar yavaşça yaklaşıp üzerine çullanmayı, bazıları da kovalayarak yakalamayı sevmektedir.koşarak yakalamaya çalışanlar milyonlarca yıl sonra bir gün bir de bakmıştır ki adaleleri mükemmel olmuş, vücutları gelişmiş, koşarken denge sağlamaya yarayan kuyruk yapısı oluşmuş ve vücutları da incecik olmuş.. yani kısacası birkaç milyon yılda çitaya dönüşmüşler..
- anaa, et peşinde koşarkene dünyanın en hızlı koşan hayvanı olmuşum laaaaan
evrim geçiren çitalardan korkan beyaz atlar da göt korkusundan zaman içerisinde siyah beyaz zebra oluvermiştir.böylece çitaların onları görmesi zorlaşmıştır.beyaz atların bazıları ise cesur olduğundan beyaz kalmıştır.
(bkz: doğal seleksiyonda göt korkusunun yeri ve önemi)
kaynakça
1- origin of species
2- kıçım
kıçımdan uydurduğum bu bilgilerin hepsi sallamasyon hayal ürünleri olsa da, beni asıl kaygılandıran evrim teorisi ile büyük oranda paralellik göstermesidir..
ne yazık ki tanrının varlığını inkar etmek bu kadar basit değil.insanın, tanrının var olma ihtimalini düşünmesi bile yeterliyken, ve günümüzde bilim her seferinde bunu ispatlarken, insanların inkar dayanağının günümüz teknolojisinin getirdiği milyonlarca buluş ve keşif vasıtasıyla çoktan çürütülmüş olan bir teori olması ne kadar da acıdır.. insanların bu teoriyi kabullenme sebepleri, darwin’in dönemindeki düşünürlerin nerdeyse darwin daha “evrim teo..” derken “evet inanıyoruz” demeleri ile aynı amacı taşımakta, aynı arzuyu yansıtmaktadır..tanrının varlığını reddedebilmek..
teori ilk ortaya atıldığında doğal seleksiyon ağırlıklı bir savunması varken, dnanın keşfi ile işler değişmiştir.çünkü dna da bulunan kalıtım özelliği, canlının fiziksel yapısının ortamın şartlarına göre değişmediğini ve sonraki nesillere aynen aktarıldığını ortaya çıkarmıştır.bu canlıların sınıflandırılmasında doğal seleksiyonun, yani evrim teorisinin temelinin çöküşüne neden olmuştur.
ancak, bu evrim teorisini yine durduramamıştır.çünkü evrim teorisinin bilimden çok daha güçlü bir dayanağı vardır.bir ideoloji ! dna’nın keşfi ile tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş olması gereken teoriyi bu kez dna ile temellendirmeye çalışmış, ve bu sefer de mutasyon (kalıcı genetik değişiklik) kartını masaya sürmüşlerdir.dna nın yapısını değiştirebilecek tek doğal etkenin radyasyon olduğunu göz önüne alırsak mutasyon sonucu ortaya çıkan değişikliklerin ne kadar faydalı olduğunu az çok hayal edebiliriz.hayal edemeyenler çernobil ve hiroşima olaylarından sonra bölgede doğan nesillerin resimlerini internette bulabilirler.
insanın kendi kendine değişemeyen ve radyasyon gibi bir dış etkiyle değiştiğinde de geliştirici bir etki göstermeyen dna’sı, 1859 yılının biyoloji bilgisi ile ortaya atılan evrim teorisi’nin yüzünde bir tokat gibi patlarken, insanların hala “aaa bak muzun mavi küpün altında olduğunu bildi! demekki bizim atalarımız bu maymunlar!” sığlığı ile meseleye yaklaşmaları, yada bilim adamlarının dna’nın üzerinde radyasyon etkisi ile faydalı bir değişim bulmak umuduyla yumurta hücrelerini radyasyona maruz bırakarak, sırtında bacağı olan mutant hayvanlar ortaya çıkarması da sadece tanrıyı reddetmek için yapılan çırpınışlardan ibarettir.
meseleyi, “bak oğlum bunlar çok zeki hayvanlar.bunlar bizim atalarımız.öp elini bakayım dedenin” şeklinde irdelemek ne kadar yanlışsa, “evrim teorisi gerçekse elim niye amcığa dönüşmedi” şeklinde sorgulamak da bir o kadar yanlıştır.
evrim terorisini 1859 yılında ortaya atan ve 2000’li yıllarda dna ve kalıtımın keşfine rağmen savunan zihniyete, tüm bu gerçekleri es geçip, gezegenimizdeki ve evrendeki mükemmel uyumu,hassas dengeyi hatırlattığımızda ise genelde “güneş sistemi bizim için yaratılmadı , biz bu ortama uygun olarak evrildik” cevabını alıyoruz.
evet, dünyanın kendi etrafında dönerek sırayla her yere gece ve gündüzü yaşatması, dönerken sağa sola yalpalayarak mevsimleri oluşturması, güneşe olan uzaklığı, yörüngesinin şekli sayesinde hiç durmadan dönmesi falan bunların hepsi bir tesadüf.tabi tek hücreli organizmalar bu fırsatı kaçırır mı? hemen çoğalarak ve evrilerek milyarlarca yıl içerisinde bu ortamda yaşayabilen insanı ortaya çıkardılar..
aslında insanlar için gerçeği anlamak o kadar da zor değildir.ancak, hakikate ulaşabilmek için öncelikle evrene günümüz bilimsel gelişmelerinin ışığında ve tüm önyargılardan arınmış bir şekilde bakabilmek gerekir.mesele hangi dine mensup olduğunuz değildir.tanrıya ne isim taktığınız da.. asıl olan, insanın evrenin yapısına bakarak acizliğini görmesi ve kendinden daha üstün bir aklın varlığını kabul etmesidir.
"her şeyi tanrı yarattı,benim aciz aklım bunları kavramaya yetmeyeceğine göre benim bir şey araştırmama gerek yok" , “teori bahane, tanrı şahane” şeklinde bir yaklaşım da, bilimsel gelişmeleri görmezden gelip "teori doğru işte banane banane" şeklinde bir bakış da katıksız yobazlık örnekleridir.
aslında tanrının varlığını kabul etmeseniz de olur,ama varlığını reddetme adına türlü türlü maymunluklar yapmayı bırakıp, terorinin ortaya çıkışını takip eden 150 yıl içerisinde bilimin ortaya çıkardığı gerçekleri*** de göz önüne alarak , ideolojinizi yaymak uğruna bu temelini yitirmiş teoriyi insanlara mutlak gerçek gibi sunmayı kesmeniz yeterli olacaktır.
- (bkz: @964170)
(ayqch, 25.10.2007 21:14)
- (bkz: @899095)
(eolys, 25.10.2007 21:37)
- tanrının varlığının bilim tarafından ispatlandığına inanmaktan, savunmaktan kat be kat daha mantıklı olan eylemdir. ha tanrının varlığının ispatlanması denilen şey "evren çok büyük ve karmaşık ama her şeyin bir düzeni var, gezegenler birbirine çarpmıyor, kütüğün ortasında allah yazıyor, öyleyse tanrı var." vb. benzeri şeylerse bir şey diyemeyeceğim.
(ayqch, 25.10.2007 21:47)
- eleştirilere açık olma durumudur. din dogmadır derler, sorgulanamaz. dogma olduğunu kim söylüyor ki? felsefe yani bir bilim. din ve bilim iç içedir yani bilimsel olaylar nasıl ki sorgulanıyorsa dinsel sonuçlar ve inançlar da sorgulanmalıdır. evrim'e hakaret etmekten başka bir meziyeti olmayan insanları bilim adamı diye piyasaya süren bir toplum olarak biz, ne yazık ki din mevzubahis olunca sorgulayanları ya öldürüyoruz, ya ölmekten beter ediyoruz.
din de sorgulanmalı, evrim de. yani tahir dini sorgulamıyor diye zühre de mi sorgulamamalı?
hiçbir şey ayıp değil hatta sorguladın diye kafir yada dinci damgası yemek bile.
- direk olarak tanrı'ya, ya da islam'a bağlanamayacak bir şeydir. yalan falan da değildir, birinin yalan demesi için gerekli olan tüm teorileri okuması gerekir, ve bunları yalanlayabilecek mantıklı anti-tez ler ortaya atmalıdır. bu da biraz kasar , adama koyar.
ayrıca efendim islam'a bu evrim teorisi "tamamıyla" aykırı değildir. darwin'den çok çok çok yıllar önce ibn miskeveyh adında bir islam filozofu,
bitkinin hurma'ya kadar büyüyüp evrimini durdurduğunu; ve ondan sonra hayvana geçtiğini.
hayvanın maymun'a kadar büyüyük evrimini durdurduğunu, ve sonra insana geçtiğini söylemiştir.
yani bir "evrim", "evrimleşme" söz konusudur bu bahiste.
ayrıca ek olarak, allah diye bir şey yoktur. evet okudum araştırdım her şeyi biliyorum.(neo, 25.10.2007 22:03 ~ 05.11.2007 12:09)
- cahillerin yaptığı iştir.ayrıca adının başında ibn kelimesinin bulunması bir kimsenin islam alimi olduğunu göstermez bununla beraber islam alimi olduğunu düşünüyorsan bu sadece sana ait bir düşünce olmuş olur.
edit:üstte bir giri vardı.gören var mı?
- efendim; kimsenin tanrıyı yok saydığı falan yoktur.buna mukabil bu olabilir de pekala.tanrı başka bir platform ,bilim başka bir paltformdur.dolayısıyla gayet normal bir davranıştır evrim teorisini de savunmak . (bkz: bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak)
(nyksss, 30.11.2007 02:18 ~ 02:25)
- iddia edilenin aksine tanrı'yı reddetmenin en kısa yolu değildir. evrim teorisi'nin savunulmasıyla sadece kimi din kitaplarında tasvir edilen yaratılış görüşüne karşı çıkılmış olur ki, bu da tanrı'yı büsbütün tanımamak anlamına gelmez.
tanrı'yı reddetmenin en kısa yolu tanrı'yı reddetmektir. biraz uçuk gelebilir ama tanrı'yı illa reddetmek istiyorsan maymundan, filden, zürafadan,amipten, dna'dan esinlenmeye gerek yok.
- hayatın yeryüzünde nasıl başladığını ve bizzat kendi varlığını sorgulayan ama yaratılışı yeterince bilimsel bulmayan insanların alarm butonudur.
gerçekten yaratılış hiç bilimsel bir olay değildir. yaratılış fikri kayıtsız şartsız bir iman ve itaat ister. belki de yeryüzünün bütün hayatı boyunca hiçbir zaman ispatlanamayacak olan bir kavramdır.
allah "ol" demiştir ve olmuştur.
kimsenin kafasını karıştırmak istemem ama "allah bütün canlıları bir evrimle yarattı" şeklinde her iki fikri uzlaştırmaya çalışan bir ekol de vardır. değinmeden geçemeyeceğim. hayatın su kenarlarındaki balçıkta tek hücreli canlılardan köken aldığı fikrini hz. ademin balçıktan yaratılmasıyla harmanlayan bir fikir.
bir şekilde yaratıldığıma inanmaktayım. ama bu sürecin nasıl gerçekleştiği, "ol" dendiğinde neler olduğu allah katında saklı bir bilgidir.
- bazı insanları gördükçe insanın içinde oluşan istek.
- konu hakkında yeterli bilgisi olmayıp evrim teorisini ispatlayanlar da çıkıyor bazen. onları evrim teorisini çürütenlere havale ediyoruz. çok mutlu bir beraberliğe yelken açıyorlar.
|