"tanrı var, başka türlü nasıl varolabilirdik." diyen birilerine karşı "bir tanrı olmadan da olmaz mı?" gibi bir arayış anlamlıdır. evrim teorisi ilk ortaya atıldığı dönemde böyle bir arayışın ürünüydü. ama bu tür bir senaryo bunun "mümkün" olduğunu gösterir, mesela "tanrı olmadan da dünyada canlılığın nasıl başlamış olabileceğini". bir diğeri "dünyaya bizi uzaylılar spor olarak getirip serpti, içinde dnalarımız da hazırda vardı. ara ara da kontrole geldiler, mısır piramitleri de böyle yapıldı; evet gerisi evrim ama, başlangıcı böyleydi, o dnalar kendi kendilerine sıfırdan oluşamazdı yoksa." dediğinde o adama "hayır kardeşim, ahan da güvenlik kamerası kayıtlarında görülüyor su kenarındaki amino asitlere yıldırım düşerken ve de biraz ileri aldığımızda balık kurbağaya dönüşüp karaya çıkarken" diyemiyorsunuz. ben bu exojen senaryoya inandığım için söylemiyorum, ama panspermia hipotezi denilen bu tuhaf senaryoyu dna'yı keşfeden iki kişiden biri olan ve bu yüzden de nobel ödülü alan bilim adamı francis crick 1973'te ortaya attı, buradan şu anlaşılıyor ki o güne dek evrime inanan bu ileri uç noktadaki bilimadamı dahi fosillerin ya da kurgusal tarih çalışmalarının tek başına birer kanıt olmadığının farkında, hem de
occam bıçağı açısından düşünürsek çok daha karmakarışık görünen bir senaryo için, neden? sırf dna'nın karmaşık yapısı evrim çerçevesindeki senaryoya uymadığı için kurguda sorun çıkıyor ve "kanıtlanmış evrim teorisi" sanrısının yerine adam tüylerin en baştan itibaren, "daha biz sporken öyle olduğunu" düşünmeye başlayıveriyor. (tuhaf bir örnek aslında, evrime inanmayan birisinin, tanrıya da inanmama şartlanmışlığı insanı nereye götürüyor üzerinde düşünürseniz. evrime bilimsel sebeplerle güveni kaybolduğunda tanrı yerine uzaylılara inanmayı tercih ediyor. trajedik tek kelimeyle.)
bu tabii bir örnek. gene aynı şekilde evrim kanıtı olarak geçmişte ortaya konmuş bir çok kanıt bugün öyle görülmüyor ve geçersiz kabul ediliyor. peki ama demek ki aslında kanıt olmayan bir şeyler bir zamanlar kanıt olarak sunulmuş, demek ki sonradan çürütülebilir nitelikte şeyler gene de kanıt olarak görülmüş, o "kanıtları" bulabilmek, ya da o konuda araştırma yapabiliyor olmak bilimsel metodolojiyi de biliyor olmak anlamına gelmemiş ve adamlar bir çok zaman aslında kanıt olmayan şeyleri de kanıt sanabilmiş, su coelacanth balığı gibi örneklerde hasbelkader ortaya çıkan komiklik gibi. birileri metodolojik hatayı görüp yırtınacak, "kardeşim, o bir geçiş formu olmak zorunda değil, apayrı ve soyu tükenmiş bir tür de olabilir pekala". ama tabii bu yırtınma olayı çok soyut bir itiraz olarak kalacak, somut karşılığının algılanması zor olacak, öbürleri de konuşacaklar o yüzden. "sus, otur sıfır; gözünün önünde somut kanıt var, bilmem kaç bin yıllık fosil bu, sen bilime karşı mı çıkıyosun, bu canlı o zaman varmış, şimdi yok, eski de olduğu anlaşılabiliyor bilimsel testlerle, gözünün önünde işte geçiş formu, al sana evrim kanıtı". oysa itiraz eskiliğine ve bunun bilimsel saptanabilirliğine değil, yorumlanışına. aynı şey işte tüyler, aynı şey işte kuyruksokumu. o balık hint okyanusunda canlı yaşarken bulunamasa, belki bu giride hala evrim kanıtıydı ara formlar için. her bulunan ara geçiş formu denilen fosilin canlı bir örneği de bulunamayabilir, burada bir metodolojik mantık hatası olduğunun kabul edilmesi için hepsinden tek tek bulunana kadar bütün fosiller ara geçiş formu mu sayılacak anlamıyorum. ama evrime "inanmak" işte böyle bir şey. "acaba bir geçiş formunu şekilce andıran fosilin aslında soyu tükenmiş bağımsız bir tür olmadığını anlamanın bir yolunu nasıl geliştirebiliriz" denmemiş. o zaman da istenildiği kadar bilimsellikten bahsedilsin, insan ortadaki şeye bakıyor, ve o seyleri "kanıt" olarak yorumlayan ve kendini bilim olarak tanıtan şeyin aslında kategorik değil, "tanrı olmasaydı" varsayımına dayalı, hipotetik (şartlı) yaklaşımlar olduğunu görüyor, tıpkı bir inancın "işte her şey tanrının varlığını ispatlıyor, cevizler yerde balkabakları ağacta yetişseydi, halimiz nice olurdu, demekkiiii..." demesi gibi onlar da her baktıkları yerde evrimi görüyorlar, işe yararsa evrim sonucu gelişmiş, evrim kanıtı, yaramazsa evrimsel süreçten artakalmış, gene evrim kanıtı. piltdown adamı vs sahtekarlıkları saymıyorum, ki bu skandal bile birilerinin ideolojik takıntıları olduğunu ve bilimi, araştırma kapsamı dışında konularda kullandığını yeterince gösteriyor. evrim teorisini savunan birisine sorsanız size "bugün başka kanıtlar var" der, ama bugün gösterilen kanıtlara bakıyorsunuz, sahtekarlık değil ama kanıt da değil, alın işte tüylerle kuyruksokumu gene. gene bağımsız türler olarak da yorumlanabilecek canlıların fosillerini "ara form" olarak gösterme ve böyle yorumlanmak zorunda olduğunu bilim baskısıyla kabul ettirme çabası, daha "teori"nin anlamını bilmeyen zihniyet bilim baskısı yapıyor.
neden bir türlü ortaya bir kanıt konamadığının cevabı evrimin adında gizli. cünkü bu bir teori, ve tarih teorisi, bunun geçmişe dönük kanıtı olmaz, sadece bununla daha kolay açıklanan gözlemler olur ve bu gözlemler de zaten tarih teorisini ortaya atarken yararlanılmış, tarih teorisinin kendisinden çıkarsandığı gözlemlerdir, bu tür gözlemlerin niteliksel olarak aynılarından zaman içerisinde bir sürü bulunması bir şey ifade etmez, çünkü bunların hiç birisi içinden üretildikleri modeli dışsal, bağımsız testlere tabi tutma imkanı vermezler. bu tür teoriler ancak bir tek şekilde gerçek anlamda kanıtlanabilirler. geleceğe dair içerdikleri tahminlerin tutmasıyla, yani evrim sürecinin öngördüğü tipten gelişmeleri, türler arası geçişmeleri bizzat gözlersek. yoksa ne kadar fosil bulursan bul, "ara form değil, soyu tükenmiş bir canlıdır" cevabı her zaman geçerli.