gönüllerin bir numarası zirvelerin olmazsa olmazı. ayar verdiğimizde bizi kollayan, karnımız acıktığımızda bizi doyuran insan. tam bir şefkatli omuz, tam bir zıpçıktı. sözünü de tutmuş geldiği gibi, o halde bana da sözümü yerine getirmek düşer. gelişinin şerefine tam 4 dua okucam. üç kulhuvallah bir elam okucam. başka bilmiyorum idare et kuzum.
odasından anca çıkıp misafire geç hoşgeldin diyen, evin son derece ergen çocuğu misali geç de olsa "hoşgelmiş altıncı nesil yazar" diyorum kendisine.
hızımı da alamadım hatta, zirvede tanıştığım hoşsohbet yazar kendisi.
ben sevdim şahsen.
haa bi de; şimdiye kadar gördüğüm tek siksik yemeyen organizatör. *
itü sözlük izmir camiası olarak yazar olmadan önce tanıma şerefine eriştiğimiz ve evet giri sayısı ile katıldığı zirve sayıları aynı orantıda olan yazar. gerçi bana kıl kapar ama ben kendisini pek severim*. valla.
şimdi buradan tam şuanda kalbine öpücük, saçlarına kızıl güller gönderiyorum.
kabul etsin lütfen.
efkar dağıtan ve insanın içindeki közlere isim takan cümleleri var.
memory card olarak kullandığım insan. bazen "ben ölürsem karakutumu bulamayacaklar"* diye triplere giresim geliyor, yok, mümkün değil! bu kadın biliyor karakutum nerde; şak diye gösterecek, biliyorum! uyuz oluyorum.
organizasyon ve zirve uzmanı altıncı nesil yazar. kendisinden yeni yeni zirveler bekliyoruz efendim...vallahi üşenmem kalkar gerilirim ankaralardan haberi olsun.
"aklının düzlüklerinde sel mevsimi... puslu havayla, dondurucu rüzgarlar, çoğunda da deli gibi tuzlu tuzlu yağan yağmur, etrafı göğün göğsünü delip geçen uçsuz bucaksız dağlarla çevrili bu gizlenmiş araziye yağmıyor, sanki onu boğmaya çalışıyor. evden küçük kulübeden büyükçe bacasında çıkan dumanlar rüzgarla anında dağılan bir yer tam ortada bütün yükseltilere eşit uzaklıkta gibiyken, pencerenin kenarına oturmuş dışarıya bakan kadını görmek, sadece kocaman kızarmış gözlerini aramakla mümkündü.
az önce dışarıda çıplak ayaklarıyla yağmur altında yürürken her hareketinde göğsüne batan keder, çok sonraları o söylediğinde sizinde göğsünüzde bi’ yerlere battığında işte o gördüğünüz an değil sızıyı hissettiğiniz an bu çetin arazi uzanıveriyor ayaklarınızın altında.
içeriye girip onu izliyorsunuz. kalktığı yerden kırmızı korlarıyla yanan ateşe bakıyor. hatta arada karıştırıyor ve ateşin önüne yığdıklarını arada içine bırakıveriyor alevlerin. basit sıradan ağaç parçalarıyken eskiden, burada yanmadan önce hepsine birer yüz yerleştirmiş. pürüzlerini düzeltmiş, uğraşmış eline batan kıymıklara aldırmadan. ama ateşe atıp önce yanmaya başlayıp her birinin yüzü silinip diğerlerinden farkı kalmayana kadar dağılırken hiç durmuyor bile..."
her ay izmir'de bir zirve ayarlamazsa rahat edemeyen organizatör. izmir'de olmayan yazarları da çatlatma kapasitesine sahip bu şekilde. "23 nisan'da yap o zirveyi abla valla bak o zaman gelicem söz." dersen eğer 23 nisan'a bile bir zirve sıkıştırabilir sorun değil onun için.
hiç beklenmedik bir anda, tam da gerekirken, uyumakla uyanmak arasında bir yerlerde surata şapşal bir gülücük bırakma melekesine sahip yazar. seviyorum kendisini.
bir zirvenin* daha altından başarıyla kalkmış kişidir efendim. yalnız ufak bir hatası var efendim sik sik etmeden olmaz. zeus'un da doğum günüydü ve gelen iki pastayı da sinirli abiye üfletti. olmaz efendim olmaz yakışmadı efendim.
yalnız bu kişisi gülüyor, içiyor ve gene gülüyor. bu kadar güzel gülünmez ki efendim. beni sözleri ile taciz de etti şikayet edicem kendisini ilgili makamlara. kendisine doğum gününde o çok istediği hediyeyi şimdiden sipariş verdim özel el yapımıdır. güle güle kullanır inşallah.
"anlatılmaz yaşanır" diye çok klişe bi laf vardır ya hani, hah işte bu söz bi insanın üzerine bu kadar mı güzel oturur.
cidden "anlatılmaz yaşanır" minvalinde bir hatun bu. çok çok güzel bi insan. adeta sıcaklık abidesi.
organizatöriçe demiş biri, az bile demiş. o olmasa sözlüğün izmir ahalisi zirvelerde ne yaparmış, bilemem. dün hesapları halletti, mekan değişimini yaptı, herkesle teker teker ilgilendi. bira sözüm vardı, bi şekil denk getiremedik. sonraki zirvelere nasipse artık.
sen var ya harbi mübarek insansın demek istediğim, derim de niye istemekle kalayım lan? kardeşini susturduğun ama beni susturamazsın*. bir gün ben de seni kendi zirvemde konuk eder miyim ki be evolet? ederim ya neden olmasın di mi. öğretsene nasıl yapıyosun bu işleri? ehe eğlenceli hatun lan işte, çok uzattım.
"... saçımın tek bir telini bile şimdi daha iyi tanıyor değilim ve kendime eskiye oranla tek bir adım bile yaklaşamadım. arkamdan hep meçhul bir kadın izledi beni, bir başka meçhul kadınla birleşmek üzere... " * dedi durdu yıllarca kendi kendine..
altı yıldır içindeki o "bir başka meçhul kadınla" yaşamaya alıştı.. göndermek istedi başaramadı.. bütün olmak istedi yine olmadı.. atamadı, satamadı.. sessiz kaldı ama konuştu aslında.. gitti ama kaldı aynı zamanda.. en derin uykusunda bile açıktı gözleri.. en şen kahkasında bile içi hep ıslaktı..
görmedi kimse, duymadı, bilemedi..
"izmir tayfasında normal kişi yok ki" gözlemimi doğrularcasına extreme manyak kişi. hayır bik bik ediyor, türlü türlü laflar hazırlıyor, iddialarda bulunuyor sonra "sik sik team" tadında kıvırıyor. ha seviyor muyum bu deliyi, köküne kadar belden bağlamalı*
kendisiyle ilgili yaklaşık bir iki saat önce "sanırım bu aralar yanım yanım yanıyor." yazacaktım. referans olarak da şunları kullanacaktım;
-elbiseleri yırtarak sevişmek-
yıllarca kendini kasmış, tutmuş, otuzlu yaşlarına kadar kurtlar arasında kuzu olmuş erkeği taş gibi bir hatunla aynı odada bıraktığınızda gözgöze gelmeleri ile eş zamanlı oluşacak eylemdir.
(evolet, 11.05.2009 09:29)
vazgeçtim. ama kendisi de daha fazla duramayarak patladı;
-içten gelen ateş-
durdurabilecek iki şey vardır.. biri sprite biri ...
her türlü ateşten daha fenadır.. ne içtiğin su söndürür, ne yediğin rüzgar.. yanarsın alev alev.. buz dolu küvetler bile kar etmez.. söndürmek için gerekli olan mühimmatı bulamazsan vay haline..
(evolet, 11.05.2009 17:14)