ferda anıl yarkın'ın zorlama güzelim temalı şarkısında da dillendirilmiş katılmadığım teorem.
aşklarının bitmesinin suçunu-hatasını evliliğe atan çiftlerin savunması.
yaşamadan anlaşılmayan, hayatın gerçeği.
aşkın iki senelik kimyasal ömrü olduğunu söyleyen isviçreli bilim adamlarına inanmak gerekirse aşk ölmeye mahkum bir duygu selidir. suç evlilik kurumuna atılır.
birbirine aşık olan veya aşık olduğunu zanneden çift sonunda toplumun ve ailelerinin de onayıyla rahatça sevişebilmek ve üreyebilmek için evlenmeye karar verirler. söz, nışan, kına gecesi, düğün, imam nikahı, resmi nikah ve her türlü prosedür halledildikten sonra sonunda iki kişilik hayatlarını yaşamaya başlarlar. cicim ayları diye bildiğimiz ilk birkaç ay geçtikten sonra erkek artık evin reisi olduğunu hissetmek ve kadın üzerindeki hakimiyetini kurmak ister. kadının giyimine kuşamına arkadaşlarına her şeyine karışır, karısı çocuklarının anası, evinin kadını olsun ister, yasaklar koymaya ve beklentilerini sıralamaya başlar. kadın da evliliğin ortak yaşam olduğunu erkeğe kabullendirebilmek için gardını alır ve psikolojik bir savaş başlar. hakimiyet ve söz geçirebilme savaşı gittikçe büyür ve ipleri gerer. kadın bekar kız arkadaşlarıyla gezmeye çıkamıyorsa kocası da erkek erkeğe içmeye gidemez misal. karşılıklı yasaklar başlar, kocası istediğini yapmazsa kadın küser hatta en büyük silahını kullanır kocasının cinsel ihtiyaçlarını karşılamaz. bir süre sonra bu psikolojik savaş gittikçe güçlenir ve artık bütün silahlar kuşanılmış, bir gerilla savaşına dönüşmüştür. bu süreç içerisinde erkek artık evliliğin aşkı öldürdüğüne kanaat getirmiş ve çoktan onu mutlu eden başka bir ilişkiye yelken açmıştır. kadın ise aldatıldığını öğrenir ve o da evliliğin aşkı öldürdüğüne karar verir.
sürekli aynı ortamları paylaşmalarından ötürü birbirleriyle çokça çelişki yaşayan çiftlerin sorunlarını aşamayınca sığındıkları klişe.
aslında aşkı öldüren evlilik değil bizzat evliliği yapan kişiler ve sorunlarıdır. zira 80 yaşına gelmiş ve hala birbirlerine deli gibi aşık olan çiftler mevcuttur. iki insanın aralarında sorun yaşaması gayet normaldir. çünkü insanların yapısı itibariyle birbirlerinden çok farklı düşünebilmeleri ve bunun sonucunda ise fikir ayrılıkları söz konusudur. asıl normal olmayan durum ise bu fikir ayrılıklarının birer kavga sebebine dönüşmesi ve en küçük fırsatta dahi şiddetli kavga çıkarabilme yetisine sahip olmaktır.
kabul etmek gerekir ki insanların büyük kısmı kendi hatalarını görmezden gelebilirken karşısındaki insanın hatasını ise anında yakalayabilmektedir. bunun sonucunda ise kendisini tamamen haklı, karşısındaki insanı da tamamen haksız görmektedir. bu durumu en güzel dile getiren yazarlardan biri de paulo coelho'dur. zahir isimli kitabındaki şu satırların tüm ikili ilişkilerimizde bizlere olumlu katkı sağlayacağını düşünmekteyim:
"-marie, farz et ki iki itifaiyeci küçük bir yangını söndürmek üzere ormana girdiler. sonra işlerini bitirip bir nehir kenarına vardıklarında birinin yüzü tümüyle siyaha bulanmışken diğerinin yüzü tertemizdir. sorum şu: bu ikisinden hangisi yüzünü yıkayacaktır sence ?
- aptalca bir soru bu. elbette yüzü kirli olan.
- hayır, yüzü kirli olan diğerine bakacak ve kendi yüzünün de onunki gibi olduğunu sanacak. ve tersine yüzü temiz olan da yüzü kir içinde olan meslektaşını görüp kendi kendine : ben de kirlenmiş olmalıyım. en iyisi yıkanayım, diyecektir.
- ne anlatmaya çalışıyorsun ?
- demek istiyorum ki, hastanade geçirdiğim süre içinde, sevdiğim kadınlarda hep kendimi aradığımı anladım. onların sevgi dolu tertemiz yüzlerine bakıyor ve o yüzlerde kendi yüzümün yansımasını görüyordum. onlar, diğer yandan bana bakıyorlar ve yüzümdeki kiri görüyorlardı."
bir başka gerçek de şudur ki evlenmeden önce daha nadir görüşülen, hatta bazen hiç görülmeyen, sevgili erişilmesi zor olan diğer şeyler gibi seven insan için çok kıymetlidir. nadiren gördüğü sevgilisine gösterdiği sevgiyi, hürmeti hergün sabah akşam gördüğü birisine göstermesi belki beklenemez ama bu durumda hem erkeğe hem kadına büyük iş düşmektedir. yani evlenmeden önceki dönemdeki ilgi ve alakayı beklemek belki biraz gerçekçi olmayabilir ama yine de en azından o dönemdeki ilgi ve alaka hedef olmalı ve o hedefe uygun hareket edilmeli. buna paralel olarak evlilikleri monotonluktan kurtarmak adına her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olunmalı.
son olarak karşılıklı sevgi ve saygı çerçevesinde tüm sorunlara beraberce eğilen, anlaşmazlık durumunda orta yolu bulabilen çiftlerin evliliği aşkı öldüremeyecktir.
karı tuz dediği zaman senin g.t cız diyorsa, bırak aşkı insan kendini bile öldürür.
külliyen yalandır efendim ve hatta dolandır aynı zamanda, birbirlerini severek evlenen iki insanın sorumluluklarını yerine getirerek idame ettirdiği evlilik yaşamında, kapının önüne dahi konulmayacak olan cümledir.
evlilik bu kadar aşkı öldürmüş,seri katiller listesinde başa oturmuşken,bu kadar şikayet unsuruyken ,hala nedendir, niçindir yargılanıp cezası kesilmiyor?! ...
demek oluyor ki, bu konuda düşünselliğin, varsayımın ötesinde somut bir delil yok.
biz öldürelim sonra da kendi yarattığımız aciz bir kavrama yükleyelim...ne akıllıyız biz yahu!
gelecekten geçmişe bir demet çemkirme: lana bir name; ben nasıl böyle bir kelama varmışım. öldürür işte. katil o katil.
evlilik aşkı öldürmez. aşkı evlenen taraflar öldürür. ya da daha doğru bir tabirle onlar öldü zannederler ama aşk kendi yağında kavrulup gitmektedir. yapılan araştırmalar göstermiştir ki kadınlar en çok kendilerini rahat hissettikleri ortamlarda konuşmakta toplum içinde konuşmaktan hoşlanmamakta ve konuşmamayı tercih etmektedirler. erkekler ise daha çok topluluk önünde konuşmaktan hoşlanmakta, kendini rahat hissettiği ortamlarda ise susmayı tercih etmektedir.
(bkz:
politikacıların çoğunluğunun erkek olması)
buradan yola çıkarsak eğer, evlilik öncesi flört döneminde zamanını daha çok dışarıda geçirmeyi tercih eden taraflardan erkek olan daha çok konuşucak daha fazla ilgili olacak ve daha baskın taraf olacaktır. gel gelelim evlendikten sonra işler her iki taraf için de değişir. zamanının çoğunu evde geçirmeye başlayan taraflardan kadın olan daha çok konuşmak isteyecek çünkü kendini daha rahat ifade edebildiği bir ortam bulmuş olacak, erkek taraf ise huzurlu bir ortama kavuştuğu için daha çok susmayı ve dinlenmeyi tercih edecektir. böyle bir ortamın oluşması da kadın tarafın evlendiğim adam bu değildi çok değişti artık benimle ilgilenmiyor acaba beni sevmiyor mu diye düşünmesine sebep olurken erkek tarafta aynı şeyi tersten düşünecek ve birbiriyle bu sorun hakkında diyaloğa girmeyen çiftler birbirlerine eskisi gibi aşık olmadıklarını düşüneceklerdir.
olayın başka bir boyutunda ise sorun evlenmeden önce birbirlerinin evine rahatlıkla gidebilen çiftlerde yaşanmaktadır. evler ayrı olduğu için herkesin eşyası ayrıdır ve o eşyanın ev içinde belirli olan düzenini bireyler ayrı ayrı belirlemişlerdir. bu sebepledir ki birbirlerinin evine giden çiftler eşyalar, kullanımları ve yerleşimleri hakkında sorun yaşamazlar. özgürlüklerine düşkün olan bu çiftimiz ( birbirlerinin evine rahatça gidebildiklerine göre kimse onlara karışamamaktadır ) evlendiklerinde ise işler değişir. artık beraber yaşamak zorundadırlar ve özgürlük bir anda kıstlanır. artık ev içindeki eşyalara, onların kullanımına ve yerleşimlerine beraber karar vermek zorundadırlar ve bu iş sanıldığı kadar kolay olmamaktadır. bazı eşyalar kadın tarafa bazı eşyalar ise erkek tarafa gereksiz gelecek, bunun dışında ortak kullanımı gerektiren eşyalarda ise kullanım tarzları değişkenlik gösterdiğinden sorunlar çıkacaktır. bu tip sorunlar sonucu taraflar bunları özgürlüklerine müdahale olarak algılayacaklar ve iki taraftan da geri çekilip yine çok basit bir mantık sonucu ortaya çıkan benim evlendiğim adam bu değildi, benim evlendiğim kadın bu değildi cümlesi duyulacaktır. fakat burada da görüldüğü üzere aşkın ölmesi gibi bir sonuç söz konusu değil sadece tarafların birbirini anlamak için çaba sarf etmedikleri durumlarda yaşanabilecek olaylar mevcuttur.
sonuç olarak muhakkak ki evlilikte aşkın öldüğünün sanılmasının bir çok sebebi vardır fakat bu örneklemelerle açıklanmak istenen asıl konu evliliğin aşkı öldürmediği , öldürdüğünün sanıldığıdır.
popüler fakat yanlış bir ifade. bir nevi
galat-ı meşhur. aşkı öldüren -kimyasal bir tepkime için doğum-ölüm kavramları her ne kadar biraz ağır kaçsa da- aşık olunan kişi veya şeye kavuşmaktır. evlilik gibi kanuni formalitelerin bu kimyasal mevzularla bir ilişkisi bulunması beklenemez, böyle hayali ilişki vehimleriyle kendini yıpratmamalıdır kişi.
birbirini seven çiftimiz evlilik aşamasına geldiğinde, eğer bu çok ani bir karar, yıldırım nikahı, vegas'ta balayı falan değilse, aşk büyük ihtimalle çoktan ölmüş, gömülmüş, hatta kırkı da çıkmış olacaktır. gelin ve damat kişilerin aşk olarak düşünmekten hoşlandıkları şey ise, sağlıklı ilişkilerde, karşılıklı bir ihtiyaç, saygı-sevgi, bağlılık türevi olaylar, sağlıksız ilişkilerde de bir takım hevesler, kendini kanıtlama arzusu, hatalı bazı güdülenmelerden başka bir şey değildir.
nikahı, nişanı geçelim bir kalem; sevdiğinizi iddia ettiğiniz kişiyle birlikte evlilik denen limited şirket ve onun sözleşmeler ve yükümlülükler dünyasına adım atmayı ciddi ciddi kafanızdan geçiriyorsanız eğer, bilin ki aşk sizin için artık çoook gerilerde kalmış durumdadır.
(tembel, 21.04.2008 20:08 ~ 20:11)
sahiplenme duygusu kontrol edilse evlilik bile aşkı öldüremez de nafile işte. evlilik bir kağıt parçasından ibaret aslında. toplumun öğretisi, ahlak bekçisi. aynılaşma ve toplu üretimde raflarda yerini alma ya da değil. sen belirliyorsun işte bunu. evlilik ne allah aşkına. bir gösteriden başka birşey değil. dışarıya bir poz; eğer böyle yaşıyorsan. "çocuklarım için yaşıyorum"; güldürme insanı. bu kafa her şartta öldürür evliliği. aşk aynı anda iki kalbin çarpmasıdır. sahiplenememenin çaresizliğini yaşamalıdır bencillik. iki kalp birden atsın yeter.
zamana yenik düşmesi kaçınılmaz aşkın arkasına saklandığı duvar..aşık olan kişiler birbirlerine makyajsız,saç baş rezalet,bakımsız görünmemeye çalışırken,gün olup hiçbirini umursamazsa,ya karşıdakinin yanında sonsuz bir rahatlık vardır,ya da artık onca çabayı göstermeye değer bir şey kalmamıştır..sonsuz rahatlığı sağlayan da alışmaktır zaten,birine alışmak davranışlarda dikkatli olmayı,onu kırılacak kristal bir vazo gibi görmeyi bırakmaktır..
toplumumuzda çiftlerin birbirine alışacak ve her halini görecek duruma gelmesi genellikle evlilikle,yani bir nevi köprüyü geçmekle olduğundan,alışmak,bitiş evliliğin sırtına yüklenmiştir..oysa belli bir süreden sonra fırtınanın bir şekilde dineceği bilinen ama kulakları sıkıca kapattıran bir gerçektir..her aşk bir gün biter,kimisi sıcak,huzurlu bir duyguya dönüşür,kimi aşk bittiğindeyse gitmek gerekir..evlilikti,anlaşmaydı işin hikayesi olur..
kesin ve net doğru olan önermedir. aşkı aşk yapan içinde barındırdığı yan unsurlar değildir de nedir? içindeki heyecanı, romantizmi, farklılığı dipdibeyken nasıl yakalayabilir ki bir insan? düşünsenize, her gün aynı kişi sizi aynı yerde bekliyor. dün de oradaydı ve muhtemelen yarın da orada olacak. kulağa çok sıkıcı geliyor. bu her gün aynı yemeği yemek gibi birşey.
kesinlikle katıldğım önermedir. aha bakınız
http://www.canbarslan.com.tr/...
film sonu gibi bi tamlama: "işte adam kapıyı kapayıp kaçıyor, evlilik aşkı öldürüyor. bu yani, evlilik katil. ben bildim!".
ekleme alert: üstteki karikatürde zaten benim demek istediğim denmiş gibi. tabi böylece boka sardı bu entry. nerdeeen nereye işte, görüyosun.
çok yanlıştır.
aşk zaten ölecektir ki insan o ara evlenir.
aşkı evlilik değil kişiler öldürür. kişiler aşkı yaşamaktansa aşkı tüketmeyi seçtiklerinden dolayı bu sonuç doğar.
aşk doğan,büyüyen ve sonunda da kesinlikle ölen canlı bir organizmadır. evliliğin adını bu konuda kötüye çıkaran yegane talihsizliği ise, aşkın can çekişme safhasında olay yerinde bulunuyor olmasıdır.
aşkın gerçek manasını baz aldığımızda son derece mantıksız olan önerme. en azından divan edebiyatında işlenen aşkı tanım olarak kabul ediyorum. üstadlar aşkı "sevdiğine ulaşma arzusu" olarak nitelendirmiş.
aşık veyselin "seversin kavuşamazsın, aşk olur." sözü de bu tanımı destekler mahiyette zaten. aşk tanımına göre, değil evlenmek günümüzdeki manasıyla birlikte olmanız durumunda bile aşk diye bir şey kalmamış demektir.
ha ama diyorsanız ki aşk dediğimiz sevgi saygı ve bilumum güzel duygudur partnerine karşı hissettiğin, ben bilmem evlenmedim hiç.
aşk böceği genç kızlarımızın bir türlü anlamadığı, kabul etmediği gerçektir.
(misty, 29.03.2009 14:02)
aşk zaten ölür, evlilik olsun ya da olmasın.evlilik sadece ateşe biraz daha odun atmaktır.
lütfen element uydurmayalım. olmayan bir şey ölmez. olmayan derken dur bir dinle önce.
ilk önce evlilik olayına gelelim. nedir evlilik? birbirini sevmeye söz veren iki insanın bu sözü tutma konusunda birbirlerine güvenememesi sonucu atılan imza mı? bir sorun olup da sözünü tutmayan olursa, "ahanda tapu gibi belge var burada?" demek mi? öyleyse zaten aşk olmamıştır. olmayan bir şeyin de ölmesi takdir edersiniz ki saçma.
gelgelelim o evlilik sadece kanunlar istediği için, bazı durumlarda birbirinizi sevdiğinizi kanıtlamanız gerektiği için...
birbirimizi sevdiğimizi başkalarına niye kanıtlamamız gerekiyorsa? neyse kafa karıştırma sokrates!
bazı durumlarda evli olduğumuzu kanıtlamamız gerektiği için o imzayı atıyorsak ve biliyorsak ki o imza olmasa da birbirimizi ölene kadar bırakmayacağız; işte orada ilişki güven, sevgi, aşk temeline kurulur. ondan sonra nah ölür o aşk! şimdi olabileceğin kadar gerçekçi ol ve düşün bakalım çevrendeki evlilikleri kaç tanesi birbirine güvenemedikleri için gerçekleşmiş, kaç tanesinde mecburen kanunlar istediği için imza atılmış, imza olmasada birbirlerine sonsuz güven duyabilmiş?
amma da kafa patlattım değil mi la? evet bence de öyle düşünüyorsun. neyse, nefsinizin kalbinizi patlatmaması dileğiyle kalın sağlıcakla.