afro saç modeline sahip, acaip bi adam... (bkz: ben)
editlerden bir türlü beğenilemeyen edit: behey seri eksi oy veren ibne, çok tanınan bir insan olmadığım için kendime yazmış olabilirim, narsist olup ilk girimi kendi başlığıma yazmış olabilirim, çift kişilikli bir insan olup bu haltı yemiş olabilirim, hatta bunların hepsi de olabilir, ama bu kadar basit bir giriye neden eksi oy yağmuru? neden?
kadife sokak'ta yürürken 100 metre ötede bile saçlarından ötürü tanıyabileceğiniz kişilik. öyle ki saçlarının uzama hızı olağanüstüdür. bonus desem, ondan öte birşeydir. (ama arada beyazlar görmüyor değilim.)şans eseri beni burada da bulmuştur. gene şans eseri barlarda konserlerde ıvır zıvır mekanlarda karşılaşırız. tek dostumuz içkimiz sigaramızdır. yaşasın alkol deriz. muzik vardır elbette, dinler, arada ilgimi çeker bu dinlediği muzikler. çalışır elbet derslerine de. gelir o anlarda.hah.
saçları boyuna uzar. hatta bu konuda öyle iddialı ki benim komple boyumu bile geçebilirmiş.
beni her görüşünde anlam veremediğim bir şekilde oldukça samimi tavırlar sergiler bir de, konuşur konuşturur vesselam.
msn'den "kağıt boruyla düttürü yapan adam ile pasta ve hediye smileyi gönderdiğim" yazar. iyice sanal olduk a.q. boku çıktı işin. yürü lan bara gidiyoruz.
iyi ki doğmuş 4. nesil yazar. muhah. yazmasam çatlardım.
ilk okuldaki servis arkadaşlarımdan ayrıca bu zat-ı muhteremin saçları herhangi bir açıdan bakıldığında değişmeyen bir forma sahip olduğu bilinir. ne yapsın muhterem ileri afro.
her şeyden önce iyi bir yazar ve iyi bir insan. şöyle ki; yeni tanıştığım dönemlerde bile, arkadaşım dediğim çoğu insandan daha istekliydi beni dinlemeye. yeri geldi dertlerimizi paylaştık; yeri geldi çok güldük. gülmekten öleyazdık* hatta. zaten içtiği sigaradan ve attığı kahkahadan tanırım insanın iyisini.
ayrıca kendisi başarılı bir müzisyen; müzikten anlıyor. daha ne olsun? tanımak lazım bu insanı. (kendisini görünce çok heyecanlanmayın diye bir ipucu da vereyim ki tam olsun: "oha, saçlara gel!"*)
mühim bir şirketin ceo'luk koltuğuna oturmuş başarılı insan. "patron dediğin adam iyi giyinen, iyi konuşan, iyi sevişen adamdır" tabusunu yıkmış rasta'lı saçları ile laci'leri* kombine ederek imkansıza imza atmıştır. daha bir kaç gün önce global piyasayı sarsacak kadar ehemmiyetli bir adım atarak batmakta olan bir firmayı kendi bünyesine katmış ve batan gemiyi yeniden rotasına oturtmuştur.
tabi bende yine aynı derecede mühim bir firmanın sahibi olduğumdan ötürü kendisi ile fevkaladenin fevkinde anlaşıyoruz. arada cicimli falan konuşurken hayvana bağlayıp "abi grup kuralım" diyorum muhabbetin içine sıçıyorum falan. ama bu noktada halen saygı çizgisini bozmuyor ve tam bir salon beyfendisi edasında "ah cicim tabii ki kuralım. sen de progressive rock ben diyim nu metal" diye salık veriyor..
beraber reggae bar açıp beleş erik servisi yapmayı planladığım "oha, saçlara gel**" adamı. geçtiğimiz haftaki global business dergisine 3 sayfa röportaj verdi. okudukça gözlerim yuvalarından fırladı. röportajı okumayı bitirdiğimde farkettim ki gözlerim yere düşmüş. tabii onları toplatmak için uğraştık bir de.
sırf bu adamla reagge bar açmak uğruna borsada işlem gören tüm şirket hisselerimi çektim, şirketlerimi sattım, gemilerime bilerek (gemi? oha) c4 koydurup havai fişek gösterisi yaptırdım. tabii başta isviçre olmak üzere dünyanın dokuz ülkesinin saygın bankalarında istiflediğim dolarlarıma dokunmadım, lazım olacak zira.
röportajından mini birkaç alıntı yapmak istiyorum işbu nick'in sahibi adamın affına sığınarak;
- get up, stand up, don't give up the fight benim yaşam mottom. sırf bu söz uğruna 20 şirketi elimden çıkardım...
- bir gün böyle yine işte sabancı, koç ve ben oturuyoruz. golf kulübünde brunch yapıyoruz. hesap gelince ben istifimi bozmadım tabi. baktım cebinden para çıkardı koç, çağırdım garson'u adımı söyledim. bir daha toplandığımız zaman kimse elini cüzdanına götürmedi.
- şimdi bakıyorsun şirket sahiplerine. korkak oynuyor. yapmayın etmeyin canım. ben batmakta olan şirketleri alıp onları para basan bir makineye dönüştürüyorum. bu piyasadaki herkes korkak oynuyor ve herkes korksun istiyor. insanın eline böyle verirler işte.
- evet, bir dönem blackfield ile ortak olmayı düşündük. ama baktık ki o bir koldan yardırıyor ben bir koldan gerek yok dedik. şirketlerimiz çok ayrı kulvarlarda hizmet veriyor aynı zamanda. ortaklık kuracağımız iş hem müzik grubu hem de reggae bar.
böyle bir bakıyor evil, bir bakıyor mad , bazen de öle bir bakıyor ki ox.* haşa efenim. muhabbet insan, saçlar desen ooo söze ne gerek. bekliyoruz taksime yolunuz düşerse.
sevgilisi olan hain*frozen sky* tarafından aldatılıp, terk edilip, öyle ortada bırakılmış duyduğuma göre. bu aralar arkadaşlarının bile kendisine olan sevgisinden ve sadakatinden şüphe duymakta.
o ki, deneysel caz dinlerken, bezelye ayıklayıp, beyaz çay içen, rastalı, elit bir yazarımızdır. görüntüye aldanmamanız gerektiği gerçeğini bir tokat gibi yüzünüze çarpandır*.
şş lan sözlük, bugün benim gene doğumgünüm lan. şaka maka seninle 3. senemizi devirmişiz, hatta 3,5 falan o civarda bişey sanırım. zaman ne hızlı geçiyo lan valla...
iyi ki doğdum, gördün mü eşşek kadar oldum. saçım sakalım ağarmaya başladı o derece(şaka değil, hakkaten beyazlama var). neyse artık bi şekil yapıcaz kısfmet.
rapidshare'le fazla muhattap olmaktan kör olacak ilk insan. oysa iyi bir okulu, ilgili bir ailesi, benimkileri hacmen sekizle çarpıp integralini alabilecek kadar çok saçı ve camel soft'u vardı bir ara. bakıyorum şimdi, arşiv kasacağım derken hırs yapmış, insanların kafalarını kapı kasalarında patlatmaktan bahseden (tamam, abarttım) bir tipe dönüşmüş.
"hişt, süper bi grup buldum, bi dinle!" şeklindeki (çoğunluğu kallavi bağlantısı sayesinde kendisinden gelen) karşılıklı ataklarla okul bitirebileceğimizi sanıyorsa da fena halde yanılıyor.