nikahta taraflardan herbirinin söylemesi beklenen onay kelimesi. tabii tarafların hayır deme hakkı da var bununla birlikte. eğer evet açık olarak söylenmezse başka ifadeler kabul edilmiyor hukuken. yani dikkatli olmak lazım.
genelde düşünmeden söylenilen, özellikle sonuçları telafisi zor durumlara da neden olabilen, birkaç saniye düşünüp sonra söylenildiği zaman herhangi bir problem yaratmayan onay kelimesi. evlilik teklifinde ve nikah masasında söylerken , insanın kafasından bütün çocukluğundan o andaki zamana kadar yaşanmış her saniyenin film şeridi gibi geçmesine , saç diplerinin karıncalanmasına, bacaklarının arkasının titremesine ve kasılmasına , o an yanındaki partnerine gıcık kapmasına ve hafif ekşimsi bir mide bulantısı ile ateş basması gibi yan etkiye sahip , acaba diye düşündürmeden ettirmeyen kelime.
seçimde elimiz tutuşturulan mühürdeki damga. anlayamadığım ise neye evet dediğimiz bugün gördük ki insanlar hayır deme şansları olmadığı için evet demek durumunda kaldılar yani a partisine hayır basacak olan milyon tane insan başka bir partiye evet diyemedikleri icin a partisine evet dediler.seçeneksizlikten adam gibi bi lidere efendi bi şahsiyete hasret kaldıklarından sağlamcı davrandılar hal böyle olduğu için ben burdan yetkililere hayır demek istiyorum hayır her şey göründüğü gibi değil
"
...
gözlerindeki parıltıyı orada bulduğuna şaşırmadan indiriyor gözkapaklarını. elleri çamaşırları hallettiği leğenin üstünde -çalmaya hazırlanan bir piyanist gibi-, yapacağı işe kendini kaptırmaya çalışıyor. aklını ressamdan ve simsardan almayı, çamaşır yıkamayı –işte yine bir film!-, öğütmeyi, anlam yüklemeden, öylesine, oracıkta bir şeylerle didişmeyi istiyor. bunu başarabilirse, başlangıç vuruşu yapıldığında müdahale edemeyeceği kadar gecikmiş olacak. simsarın boncuk gibi gözleriyle ressamın –charlie chaplin- morarmış göz altları arasında tercihe kalktığını farkediyor sıkıntıyla. hangisinin yerine nefes aldığını şimdi düşünse, tek variyeti usulca kaybolacak. “ben buyum” diyebildiklerini eklediği, harmanladığı bu miniminnacık billur kâsenin –sarıldığı parıltı- ona beklediği, umduğu vefayı göstermemesi ne acı. ama bir hikâyeye sıvanmış kişiyi mutlu edecek, ne ki, üzerek edecek şeylerden biri de kahramanın kendine amansız ve körü körüne ihtiyaç duyduğunu, bu ihtiyaç duyuştan başka hiçbir şeye sahip olmadığını görebilmektir. benim de peşinde sefalete düştüğüm bu işte sevgili gülizar.
...
"
"
...
artık hikâyesinin anlatılacağı ana hazır. o meşgulken başlamalı. farkına varmadan olup bitiverdiğini zannetmesi için. kendisinin de dikkate değer yönleri olduğuna inanç besleyerek sıradanlığını bir çırpıda kabul etmiş olduğunun farkına bile varamadan ve hikâye anlatmanın gardını indirmek demeye geldiğini düşünmeden gözlerinin parlaklığını kontrol ediyor. o parlaklık önemli onca, çünkü ancak böyle inanabilir kendisine inanılacağına, başkalarının kendilerini onun yerine koymak isteyeceğine. bir filmde duyduğu belki de o kadar önemsenmeyecek tek bir diyaloğu beyninin içinde bir o duvara bir şu devreye çarptıra çarptıra kocaman bir kız oldu. işte şimdi yine aklından o cümle geçiyor. yaşlı, işgüzar simsarın, altın madeni ressamının artık resim yapmayacağını, kuklalarla ilgileneceğini öğrenince o küçücük gözlerini kocaman açtığını görüyor. adam ellerini kaldırıyor önce. bu, “bir noktada anlaşabiliriz” demek. ama o öylesine akıllı ki nerede duracağını biliyor ve sadece: “resmi bırakıyor musun? ama bu çok şaşırtıcı!” diyor. ressam, gülizar’ın –adı bu- hatırlamaya üşendiği bir takım karmakarışık duygular, yanılsamalar, derin psikopatik belirtiler ve onları tetikleyen olaylar zincirinin ağırlığı altında verdiği kararı savunuyor: “bu bir gerçek. hepsi bu.”
...
"
ebru gündeş'in yeni albümünün adı. ayrıca osmantana cevabıymış. yalnız albüm kapağının fena halde çalıntı olması ile ilgili bir fotoğraf var elimizde, çakma jeniffer lopez başlığı ile yayınlanıyor hem de bu fotoğraf, benzerliğin bu kadarı, çok acıklı..
giriler bu kelimeyle bitirildiği zaman - o kelimeye kadarki içeriği ne kadar komik, entelektüel, edebi, bilimsel veya üç noktalı olursa olsun - benim gözümde bütün ağırlığını, karizmasını kaybediyor. helyum dolup gökyüzünde küçücük biri nokta haline geldikten sonra gözden yitip gidiyor. gelin girilerimizi "evet" ile bitirmeyelim. "sütlaç", "kunduz", "pergel" hatta "bülük"..hepsi kabul, olabilir. ama bi süre "evet"i izine yollayalım.
evet.
not: görüyorsunuz zor olacak, ama denemeye değer. ayrıca "@450980098394 abi öyle diyon ama bak bu girinde "evet"le bitirmişsin =))" gibi mesajlarla gelirseniz sevinirim.
sözlük ortamlarında cümle sonlarında nokta olarak kullanılmaya maruz kalan bir kelime. evet ile bitirilen satırlar, giriler gayet itici gözükmekte ve ayrı bir hava katmamaktadır yazıya.