sinir bozucu bir durumdur. işkolik anne-baba figürlerini televizyondan gördükse de; yaşadıktan sonra anladım ki sefa pezevengi iseniz, eve iş getirmek verimli olmuyor. her şeyin bir yeri ve zamanı var. özellikle öğrencilik yıllarında derse başlamak için saat başını bekleyenlerdenseniz; aynı alışkanlık sürüyor, söylemedi demeyin.
(jellicle, 04.03.2006 23:08 ~ 10.05.2007 19:17)
cem yılmazın en çok zorlandığı şey,
"evde espri yapıyorum, eve iş getirme diyolar"
altı çocuğu olan genç
fotokopici ile yeni arkadaşı konuşmaktadır
- abi ne iş yaparsın
+
fotokopiciyim. fotokopi çekerim falan
- ...
+ ...
- abi çocuk var mı
+ var
-
allah bağışlasın. kaç çocuk var
+ altı (
6) tane
- !? abi eve çok iş götürüyon galiba
...
gördüğüm kadarıyla genelde kafa işçileri tarafından yapılan olay. eve getireceksin işi, yükte hafif olması lazım. pahada ağır olmasa da olur. birkaç dosya, bir notebook, üç beş renkli kalem falan fıstık fışmertek. planyayı sırtlanmış kapıdan içeri giren marangoz duymadım mesela. "sen yat hayatım, sabahki toplantıya yetiştirmem lazım." falan... yetiştireceği şey, toplantı masası. "ha, yat da, babayı uyursun, o ayrı." trifaze elektrik kullanıyor adam, şaka değil. bazen yapıyorum, şunu söyleyebilirim, eve iş getirmek, çoğunlukla, evrak-ı laklakaya ofis dışında bir hava aldırmanın ötesine geçmiyor. geldiği gibi gidiyor o iş. bir de, elinde çantayla kapıdan girerken, ev ahalisinin yüzünde beliren alaycı ifadeler var. okul yıllarının casus girilen sınav sıkıntılarını hatırlatıyor. kredibilitemiz iyice yerle yeksan olmuş. en iyisi, paşa paşa, en baştan işi yarına bırakmak. iş evde pek sakil duruyor.
turist rehberi olanların seve seve yaptığı şeydir gibi.hani belki...
-and this is my bedroom.my bed...oh yeah!