zira kendileriyle uğraşmaktan yorulduğum patavatsız hayvanlardır. ne idüğü belirsiz kanatlı bilumum uçucular. kara kediler... kedi geçen gün oldu çok korktum lan, sözlükle uğraşmaktan nevrimin döndüğü bir sırada tam içeri geçip kendime bir çay koyayım dedim. bilgisayarın başına geçtiğimde yatağımın üstünde siyah bir kedi vardı. hayır yalnız yaşayan bir insanım ben bir de... acaba halusinasyonamı bağladım ben artık eyvah eyvah derken gerçek bir kedi olduğunu fark ettim. neyse kara kediye kapıya kadar eşlik ettikten sonra tekrar pörtlemiş gözlerle loş ışığımla yine bilgisayar başında takılırken garip tıkırtılar duymaya başladım. uçmayı yeni öğrenmiş salak bir sinekgiller familyasından bir yaratık (boyu 4cm civarı vardı) sağa sola çarpıyor. lan bu ne! böyle bir şey ilk defa gördüğümden dolayı aklımı oynattığımı düşünmeye başladım artık. elimde terlik gece saat 03:00 duvarlara girişiyorum ama nasıl... üst katta ev sahibim oturuyor artık onuda uyandırdım galiba gürültüden. anlam veremedi ne yapmış olabileceğime tabi... neyse kendisini katlettikten sonra gittim yattım. şimdi birşeyler görmüyorum.
bir dakka doktor bey bir şey yazıyoruz şurada...
işte böyle, o günden sonra sinek, kedi ve ben hergün buluşup sevişiyoruz...
sansardır. daha eve girmedi ama ciddi ciddi endişeleniyorum girecek diye. geçen gece yüz yüze geldik. pencerenin arkasından ulan saat 2 olmuş hala sözlüktesin mal herif, para mı veriyorlar size a.q der gibi baktı ve gitti.
çocukluk zamanları bir defasında köyde iken bize yasak olan misafir odasına dalmıştım. kurcalamamam gereken ne varsa hepsine sırayla bakıyordum. tabi o zamanlar ilginç gelen garip garip alet edevat vardı dolapların altında. yanlışlıkla kapıyı açık bırakmışım... evde kimse yok, yayılan sığırların akşam dönüş saati... yolunu şaşırmış bir inek evin içine girdi! hadi o normal diyelim misafir odasına kadar yolu bulmuş ve içeri girmişti. arkamı döndüğümde böğüren bir inek vardı salonun ortasında! ne yapacağımı şaşırmış bir durumda ineği kovalamaya başladım ama hayvan hem benden korkup sağı solu deviriyor hemde bir türlü çıkmak için kapıyı tutturamıyordu. misafir odası savaş alanına döndü! tam kapıdan çıkacak ohh derken çatır çatır halıya sıçmaya başladı... eyvah!!! ne yapacağım derken annem içeri girdi ve arkama bakmadan koştum... koştum... koştum...
çekirge ailesi. 3 tane boy boy. birlikte yaşamaya alıştık kaç gündür. zıplıyorlar arada, şenlik oluyor evin içi. şeytan bazen "3 terlik darbesiyle kurtul şunlardan" diyor ama kıyamıyorum. elbet ecelleriyle ölürler.
çiyan.benim eve girmişti boğum boğumdu. kız arkadaşımın aldığı biblo ile kafasını ezerek öldürdüm (elime o an o geçmişti) bibloyu sonra çöpe attım.gel de meram anlat şimdi.
(salerno, 29.06.2009 20:34 ~ 20:40)
-şişşş hacı o ne öle yaa??
-sivrisineğe benzio ama..
-yok la baksana çarptığını devirio.
-he lan. yarasa olmasın?
-oha. o kadar da değil de baya da büyük hani.
-...
-dur ben şimdi anasını s.kecem onun.
-la dur üstüme gelio.
sonuç; yastıkla öldürdük ve sivrisinek olduğuna karar verdik, tabi 5cm olanlarına başka bir şey denmiyorsa.
(drnss, 29.06.2009 20:36)
geçen gece saat 4 suları.sabah oluyorda neyse gece diyorum ben.yaklaşık 2 saat kadar pes oynadım.beynimin feri döndü.astigmatım kendini belli etmeye başladı derken bardağamda sidik haline gelmiş kolayı döküp yenisini koymak için mutfağa gittim.tezgahın alt tarafında bira şişelerini istiflediğim bi dolap var.ayda bir odada biriken şişeleri oraya istiflerim hep.biran içimden gelen bi ses."aç o dolabı.açda gör ebeninkini" dedi sanki.merakya açıcam illa.açmamlia bikaçı dolabın zemininde bikaçıda şişelerin içinden çıkan neydüğü belirsiz ecayip heyvan gördüm.tepkisiz bi şekilde dolabı kapadım.su ısıtıcısında su kaynatıp üstlerine döktüm.acil ewi temizlemesi için bi sevgiliye ihtiyacım olduğuna kanaat getirdim.
(efendi, 29.06.2009 20:59 ~ 21:00)
yıllar önceydi. o zamanlar ailecek mutlu mesut yaşar idik. bahçedeki kavak ağaçlarımızın döktüğü yapraklardan şikayet eden komşu yoktu o sıralar. herşey güzeldi. lakin puslu ve soğuk bir sonbahar gününde aniden gelen yağmur herkesin hayatını felç etmişti. herkes evine kaçışmaya başladı. amaan beş dakika yağar boşaltır enerjisini dediğimiz yağmur bize inat yaparcasına yağmaya devam ediyordu. insanlar pencerelerin arkasından suyla dolan sokağa, kanalizasyona doğru adeta bir taşkın nehir gibi akan suya bakıyorlardı. çaresizce izliyorlardı. bu arada ben de bahçeye doğru bakan pencereye baktım. korkunç bir manzara. sular neredeyse alt katın kapısıyla aynı hizaya gelmişti. birşeyler düşünmeliydim. tuvaletteki kovayı kaptığım gibi bahçeye doğru koştum. sular dizime kadar. sokak kapısını açtım. başladım suyu sokağa doğru atmaya. suratımda çaresizlik. babam işte. ben burada evi kurtarmaya çalışıyorum. annem pencereden izliyor, bu arada da babama haber vermek için ulaşmaya çalışıyordu. hızlandıkça hızlandım. ama yağmur benden daha hızlıydı. sonunda hafif hafif alt katın kapısının altından su girmeye başladı. annem de yardıma yetişti. lakin su sızacağı kadar sızmıştı alt kata.
elimizde kovalarla debelenirken yağmur hafiflemeye başladı. başımı kaldırdım havaya doğru yüzümde hafif bir gülümsemeyle. anne dedim. yağmur diniyor. evet dedi. yağmur sonunda durmuştu. biz de kalan suları dışarı atmakla uğraştık o gün. sonra annem alt kattaki halıları, yeri temizlemeye koyuldu. gücü yettiğince temizledi. sonra hadi anne dedim. biraz birşeyler atıştıralım, çok yorulduk dedim. evet ziyafet çeksek iyi olur dedi. babam gelmişti. hepbirlikte yemek yedik. o gün öylece bitti.
ertesi gün güneş yüzünü biraz göstermişti. hava hala nemliydi. ve ben mutluydum. o korkunç dakikaları atlattığımız için. alt kattaki odama geçtim. yatağa uzandım telefonla oynuyordum. telefon elimden kayıyerdi ve yatağın yanıbaşına düştü. tam eğilip almaya davrandım ki; işte o an benim için ikinci korkulu dakikaların başladığı an olmuştu. bir odada ben ve adını bilmediğim, ismini cismini ilk defa gördüğüm acayip bir yaratık. yaklaşık altı santim boyunda. antenleri vardı. kahverengiydi. ilk defa böyle birşey görmüştüm. biraz korku ve can havliyle "llllaaaaaaaaaaaaaaaaaaaan!!!" diye bağırdım. o şey yürümeye başladı. masamın çekmecesinde duran delici kesici ne varsa aramaya başladım. ama sonradan aklıma geldi ki ben hiç delici kesici alet bulundurmazdım. yaratığa "bekle ananı skicem" bakışı atarak bahçeye parke taşı almak için koştum. parke taşını elime aldım. bu arada çığlık attığım için yukarıdan ne oluyor diye seslenen ana babama aldırış etmedim. elimde taşla koşmaya başlayınca kavga edeceğimi sanmışlardı. tekrar odaya girdim. pis mahlukat hala odadaydı. "al bunuu, gebeeer" diye bağırarak parke taşıyla yaratığın üstüne bir patlattım ki, yaratığın cıvkı çıktı. taşı kaldırdım hayvan evladı yerle bir olmuş. bacakları kalmış bir tek.
sonra annem ve babam olay yerine dahil olmuşlardı. kendilerine bu nedir diye sorunca bana "o danaburnu evladım" demişlerdi. dalga geçmeyin lan diyecektim ki babam anlatmaya başlamıştı. danaburnu toprakta yaşarmış ve en bi hızlı toprak kazıcılarındanmış. tarım yapılan yerlerde bolca bulunuyormuş. anneme babama döndüm ve şöyle söyledim; çiftçiler hakikaten cesur insanlarmış vesselam. her gün bu pis yaratıkla karşılaştığımı hayal edemiyorum.
(bkz:
danaburnu)
kanatlı karınca olduğu iddia edilen ancak yarasaya benzeyen hayvanlar. öyle kanatlı karınca mı olur lan, benim kadar hayvan.
en son sabah 4te karşılaştığım yarasa yavrusu görünümlü parmak büyüklüğünde kara kelebek yaratığı
bizim eve başbakan geldi. hangisi söylemem. şu anki mi? önceki mi? yoksa başka ülkenin mi o sürpriz... siz kafanızda canlandırın.
kelebeğe benzeyen ama aslında tüylü olan garip hayvanlardır..
gece eve gelirler..karalıkta hareket edemezler..
ama o karanlıkta cep telefonun ışığa öyle bir dalışa geçer ki korkutur..
habersiz, kız istemeye gelen insanus patavatsızuslar. lan madem öyle bir niyetin var ona göre uygun bir girişimde bulun. bakkaldan çekirdek mi alıyorsun a pezevenk!?
izmirin göbeğindeki evimize girebilecek belki de en son hayvan girmişti: şahin
(opera, 29.06.2009 23:12 ~ 23:12)
efendim gerçekten garip bir hayvan girmişti bir gün. adını bile bilmiyorum yaratığın. böyle kertenkele tarzı bi hali vardı, boyu tipi falan aynı kertenkele. ama bi tek rengi farklıydı bunun. hatta rengi yoktu, bildiğin şeffaf. iç organları falan görünüyor. ama çok iyi arkadaş olmuştuk. garip bi şekilde hiç korkmamıştım kendisinden ve 3 ay kadar beraber yaşadık. annem falan aramızın iyi olduğunu bildiği için yakalamıyordu hayvancağızı. gece korkmadan uyuyordum. belki şeffaf ayaklarıyla üzerimde dolaşıyordu. uykum çok ağır zaten, üstümde dans etse uyanmam. bi de hafif bi hali vardı. yani rengi yokya bana sanki hafif gibi geliyordu. kesin gezmiştir üstümde. neyse bu da bana öyle bi alıştı ki hep benim odamdaydı. kapı açık olsa bile çıkar bi evin içinde kaybolur ama gece olduğunda yine benim odama gelirdi. artık bizim evcil hayvanımız gibi olmuştu. ısrarlarım yüzünden kimse birşey yapamıyor; kedilerden nefret ettiği için ısrarlarımı hep geri çeviren babam artık eve kedi almaya bile razı olmuştu. tabi bu küçük dostun evden atılmasına karşılık. derken o kara gün geldi. elinde süpürge makinasıyla odama giren annem her temizlik öncesi yaptığı gibi benim yakın dostumu aramaya başladı. hani yanlışlıkla makinanın içine çekmeyeyim diye. önce onu bulur korkutur odadan çıkmasını sağlar sonra da temizliğini yapardı. o gün uzunca aradık beraber ama bulamadık. annem temizliğe başladı. yaklaşık 10 dakika sonra yatağımın altını süpürürken annemden üzüntü, şok karışımı bi ses duydum. benim kankam artık makinanın içindeki suda kuyruğu bi yerde ayakları başka yerde uzanmıştı. böyle suyun içinde çok komik görünüyordu. su da kendisi de şeffaf. güldüm baya. annem benim adıma üzülmüştü ama ben sallamadım. kertenkeleden evcil hayvan mı olur amına koyim. onun kertenkele olduğu bile belli değildi zaten. sonra babamı aradım tamam baba anlaşmayı kabul ediyom şimdi sen akşama kedi al gel ben de bu salak yaratığı bulup atacam dedim. tamam dedi. ama benden sonra anneme de tamam demiş. annem de yaratığı yanlışlıkla öldürdüğünü söylemiş. kediden de olduk mnskim.
(bkz:
baykuş)
evet oldu böyle bir şey. şömineden içeri düşüp içinde sıkışıp (babanın sonradan itiraf ettiğine göre _ ben 2 gündür bir takım tıkırtılar duyuyorum şömineden, ama acaba fare midir diye korkudan bakamadım _ (senin mantığına s.kuyum ben zaten
* ) bir süredir de orada mahsur kalmış olan) bebek bir baykuşun patır kütür şömineden içeri düşmesi, kendisiyle tam 1 nanosaniye boyunca göz göze gelmemiz, benim boşaltım sistemimin yer çekimine aykırı olarak içe doğru faaliyete geçmesi, kendimi can havliyle mutfağa kilitlemem, tesadüfen evde olan teyzemin onu dışarı çıkarmasıyla sonuçlanan talihsiz olay ki beni baykuşun gittiğine ikna edip mutfaktan çıkarması daha zor olmuştu.
babanneyle yalnız kalınan bir günde tam yatmaya hazırlanırken perdenin üstünde görülen yeşil hayvandır.
babannenin kendine hayrı olmadığından ötürü hemen baba aranır.
yaratık tarif edilir " böyle yeşil gibi ama sarı benekleri var. serçe barmağım kadar. kuyruğu var. kanatları var bik bik bik"
baba da " yer yüzünde öyle bir yaratık yok yavrum. ama bir gelip bakıyım." diyerek sıcak yatağından kalkıp gelir.
sonuç olarak garip yaratığın çekirge olduğu ortaya çıkar. babadan okkalı bir küfür yenir. göz doktorundan randevu alınır.