1. münferit defalarda yaşadığım menfur hadise.

    yeri geldi kavga ettik, yeri geldi "biz arkadaşız yapmamalıyız" dendi , bir şekilde olmadı amaçlanan şey. gurur kırıcı, özgüven yıkıcı, daimi ereksiyon sorunlarına sebebiyet verecek bir durumdur. adınızın "tecavüzcüye" çıkmaması için eyvallah çekip uyumak ve sabahında hatun kişiyi evine,yurduna,yöresine bırakmak dışında yapılacak bir şey yoktur.
  2. akılda sevişmek varsa, umut varsa lanet bişeydir.
    bu gece bizde kalalım dediğinde gece boyu alınan alkol bünyeden buharlaşıp uçmuştu sanki. ayılmıştım artık. evet bu gece demiştim hayal ettiğim o gögüslere kalçalara bu gece dokunacağım. gruptan başka birileri de gelmesin başbaşa kalalım diye alel acele çıkarmıştım mekandan. ikimizde taksinin arka koltuğuna geçmiştim. dizi dizime değdiği anda beni ateş basıyordu. acaba buradamı öpüşmeye başlamalıdık. yok dedim sonra kendi kendime sevmiyor sanırım böyle şeyleri. evet sabretmeliydim eve saklamalıydım bütün hevesimi arzumu.
    aslında eve girdiğimiz anda "sessiz ol annem uyanmasın" dediğinde ters giden bişeyler olduğunu anlamıştım, öyle ya annesinin olduğu bir evde nasıl sevişebilirdi ki benimle. ama bana umut veren şeyde aynı cumlenin içindeydi"uyanmasın demişti annem" evet sessiz bir köşede sevişe bilirdik."gıgıkımı çıkarmam inan sen bile nefesimi duymazsın yeterki sevişelim" demek geldi içimden yutkundum sustum.
    tek kişilik bir yatağın olduğu odaya geçtik yatak çok küçüktü, olsundu ya ben bu küçük yatakta annesinin olduğu evde ses çıkarmadan sevişmeye de hem razı hem hazırdım. yatağa oturduk burada yatarsın dedi kardeşim gelse de salonda yatar sen rahat et dedi. ben uzandım ışığı söndürüp çıktı. salonun ışığı odaya vuruyor loş bir aydınlık oluyordu odada. tam sevişmelik afedersin.
    ben kardeşinin gelme ihtimali olan , annesinin yan odada olduğu o evde o loş odada küçücük yatakta fazla soyunmadan ses çıkarmadan sevişmeye de razıydım.
    gözlerimi tavana diktim ve beklemeye başladım, birazdan üzerine bir gecelik takıp geliçek. artık evdeki her ses her tıkırtı bende başka bir fantezi başka bir beklenti oluyordu. kaç kez odamın önüne kadar gelip döndü bilmiyorum. duyduğum her ses bana "geliyor lan" dedi sadece.
    ezan sesiyle kendime geldim. sabah olmuştu ne gelen vardı ne giden. ezanla dini duygularım kabarmıştı artık 31 çekmeye de hevesim kalmamıştı. kalktım sadece gece boyu çıkardığım çoraplarımı giydim kapıyı usulca açtım kanepede sere serpe yatıyordu. suratına tokat atmak geldi içimden yapamadım. sonra annesine kızdım koca kadın ezan okunuyor namaza kalkan yok diye. ayakkabılarımı aldım kendimi sokağa attım. yol boyu yürürken temmuz sabahı, güneş yükseldikçe buzdan sevişme hayallerim erimişti her adımda.
    oysa ben annesinin olduğu, kardeşinin gelme ihtimalinin bulunduğu o evde, o karanlık odada o küçücük yatakta ses çıkarmadan, soyunmadan, ezandan havanın aydınlanacağı vakte kadar, o 15-20 dk kısacık sürede sevişmeye razıydım ey sözlük.
  3. erkek olanın içine tatar ramazan kaçmıştır...

    "bizim eskiden sevdalarımız vardı, kızaran yanakları öpmelere utandık" der ve delikanlılığın kitabını tekrar yazar.

    oturduğunda sevgilisinin bir tarafı görünüyorsa kapatır, asla dudaklarına yapışmaz alnından öper.

    sonra kız gidince banyoya girer...
  4. -selim abi eve attığım kızla sevişemiyorum
    +otel?
    -onda problem yok
    +bence cebinden para çıkmayınca motive olamıyorsun sen
    -belki de.
  5. her şey mükemmeldi oysa ki.

    bayağı eğlendik konserde, avazımız çıktığı kadar şarkılara eşlik ettik.

    konserin sonuna doğru arkası bana dönük vaziyette kollarımın arasındaydı.
    kürek kemikleri göğsüme batıyordu arkasına yaslandığında.
    yüzünün önüne düşen saçları yanlara doğru topluyordum ara sıra, bazen de yüzümü sigara kokusu sinmiş saçlarına yaslıyordum. saçlarının yanaklarımda bıraktığı o doku çok hoşuma gidiyordu. yanağına, boynuna, ensesine, omuzlarına, çıplak gördüğüm her yerine öpücükler konduruyordum aralıklarla.
    ilginçtir, dudaklarını öpmek istemiyordum, yüzünü görmek de.
    onun yerinde başkasının olmasını istiyordum herhalde.
    yüzünü görünce ya da dudaklarının tadını alınca o olmadığını anlayacaktım belki de.

    konser bitti ve dışarı çıktık.
    buz gibi ankara havasında birer sigara yaktık.
    beni evime bırakır mısın dedi.
    yalandan bir soruydu bu, ikimizde biliyorduk eve gitmek istemediğini.

    "st.patrick almıştım dün, onu tüketelim bence" dedim, kırmızı şaraba hayır diyemeyeceğini bilerek.
    "bir kadeh ama söz di mi, sonra evime bırakacaksın beni".
    güldüm sadece, bir şey demedim.

    kız olmak zor gerçekten diye düşündüm sadece.
    gerçek hislerini hep onun zıttı şeylere refere ederek anlatmaya çalışmak.
    tüm arzularını belli belirsiz işaretlerle etrafa salmak.
    işaretlerden anlıyorsanız, tüm erkek cinsi içerisinde çok farklı bir yerde oluyorsunuz hiç şüphesiz. kadınların dilinden anlamayan tonlarca hemcinsiniz, şu an dertli dertli rakının gözüne vurmuşken, siz türünün en güzellerinden birinin şu an yanında, birazdan üzerinde, daha sonra da arkasında ama hep içinde olabiliyorsunuz. erkeklik gururunu bundan daha fazla okşayan bir durum olabilir mi?

    neyse, eve geldik işte.
    kocaman, pofuduk minderlerin üstüne attık kendimizi.
    şarabı içerken ilk kez gözlerine dikkatli baktım.
    neden daha önce gözlerine bakmaktan kaçındığım da dank etti o zaman kafama.

    tüm yaşadıklarına rağmen hala bir erkeğe güvenmek istiyordu. sarılsın sımsıkı bırakmasın vesaire vesaire.

    sonra gelecek bir kaç hafta boyunca yaşayacaklarımızı düşündüm.
    az sonra öpüşeceğiz, on dakika sonra yataktayız.
    sabah uyandığımızda "aşkım" demeye başlayacağız birbirimize.
    öyle hissedip hissetmediğimizi bildiğimiz halde "seni seviyorum" diyeceğiz.
    iki hafta sonra aslında yanında olmak istediğimiz insanın başkası olduğunu anlamaya başlayacağız ve sırf bunun yarattığı sinirden birbirimizi yiyip duracağız. yine bir kaç hafta sevişmeye devam edeceğiz, yanında olmak istediğimiz insanın yerine koyarak birbirimizi.
    sonra birimiz çekip gidecek ve diğeri yine tüm karşı cinse olan tüm güvenini, umudunu kaybedecek.

    erkeklere zaten çok az kalmış olan güveni yerinde kalsın dedim içimden.

    yaklaştım hafifçe yüzüne, dudakları hafif aralıktı, gözleri kısık, nefes alış verişi hızlanmaya başlamıştı. dudakları yerine saçlarına gitti dudaklarım. yanaklarımı yasladım birazcık daha saçlarına, kulağına eğildim ve "seni evine bırakayım, geç oldu" dedim.

    yanımdan uzaklaştı hafif, ilk kez gözlerini dikti bana, sanki düşmanıymışım gibi.
    "kendim giderim" dedi ve çantasını aldı, kapıyı vurdu ve gitti.

    düşmanı zannettiği adam karşı cinsten tek kurtarıcısıydı hayatı boyunca rastlayabileceği, ama anlamadı bunu elbette.
    kırılmış gururunu başka erkekleri memnun ederek tamir etmeye çalıştı yine.
    her seferinde gururunun da kalbinin de daha da yaralandığını fark etmeden.
  6. er kişi kendisini bu olaya çok hazırladıysa ve erekte olduysa bir süre, kasıklarda ağrı oluşur. en azından bir mastürbasyon, hanjob, bir şey gerek artık.
  7. bir; eve atılmak tabirini hoş karşılamamış bulunmaktayım. illa ki sevişmek için mi eve davet edilir bir kız.güzel bir vakit geçirmek, paylaşım içinde olabilir. oldu ki olay sadece cinsellik, bu durumdaki seçenekler şu olabilir. bir, kızmı sevişmeye sıcak bakmıyor, sevişmek istemedi? iki, kız sevişmeye sıcak baktı da erkek çeşitli saiklerden dolayı mı bu eyleme adım atamadı, yetersiz kaldı.bu erkek için en acısı olurdu sanırım.aman kimse duymasın aramızda kalsın diye uzun uzun dil dökülebilirdi kıza.