yolda doğalgaz hattı döşeyen işçiler ve marketten gelen 35-40 yaşlarında bir bayan;
-pardon bakar mısınız bir şey soracağım ben?
+buyur abla!!
-şimdi siz buraya kablosuz tv,digitürk filan mı döşüyosunuz?
+hııı..(birkaç saniye sonra) de get abla dalga mı geçiyon sen bizle zaten yorgunuz şurda!!!
bir çift ve 2.5-3 yaşlarında çocukları ile yağmurlu bir havada market servisini beklemektedirler.
(a:anne , b:baba )
babası çocuğu arkada biriken yağmur suyuna götürür ve kendince oynatır.on dakika sonra üstü başı perişan çocuk ile döndüğünde zavallı anne sinirlenir ve eşine bağırır:
a:inanmıyorum kamil!!mahvettin çocuğun üstünü baksana her yeri çamur içinde ne diye suyla oynatıyosun çocuğu?
b:suyla oynamak iyidir iyidir,annem bizi küçükken oynatırdı suyla oynayan çocuklar zeki olurmuş.
a:evet kamil görebiliyorum senden ne kadar zeki olabildiklerini!!töbe töbe ya umarım sana çekmemiştir bu çocuk.
b:haaa.anlaamdım karıcım ne demek istiyosun?
a:allah kahretsin ya yine haklıyım.defol kamil!!!!
(yanlarındaki banka oturuyordum ama bu konuşma sonrası acilen kalkıp birkaç tane daha öteye gittim o derece hiddetliydi hanımefendi.)
- (direksiyonda oturan abla kapı açık vaziyette kornaya basarak) ya bu araba gitmiyoo?
+ (arkadaşı olduğu varsayılan kişi; yanına yaklaşarak) arabayı çalıştırdın mı?
şimdi, irdelememiz gereken şeylerden birisi şu, bu direksiyonda oturan abla arabanın çalışıp çalışmadığını anlamayacak kadar araç bilgisinden yoksun mu? eğer böyleyse ehliyeti nasıl aldı, eğer almadıysa direksiyonda işi ne? onu geçtim, hadi diyelim abla herşeye hakim(gerçi bunu oyuncak araba sanıp 'araba gitmiyoo' diye yırtınan birisinin ehliyet alacak zekada olduğunu sanmıyorum ama), diğer arkadaşı olacak şahıs nasıl bir insan ki bu hatun kişiye arabayı çalıştırdın mı diye bi soru soruyor? kendince cem yılmazlık mı tasladı onu kavrayamadık pek.
k: bak hayatım bu mağazanın vitrininde sarışın bi mankenin üzerinde şööle üst kısmı gece mavisi, altlara doğru siyah çok şık bi elbise vardı. bi görüşte vuruldum elbiseye çok güzeldi yani..
e: ....
k: ama şimdi o manken yok
e: ....
k: acaba başka mankene mi giydirdiler ki, ama zenci mankene yakışmazdı o elbise, alt kısmı siyah ya o bakımdan
e: .....
k: ya sence bu elbise olabir mi o hayatım?
e: .....
k: bak vitrin düzeni değişmiş, mankenler değişmiş tanıyamadım elbiseyi görüyonmu?
e: ....
k: bak aklında tut emi: şu an kırmızı elbise giyen manken sarışın. yarın geldiğimizde soralım bakalım o manken geçen hafta ne giyiyomuş.
e: ??
k: yok yani gece mavisi elbise giymişse manken doğru demektir.
e:??
k: yoksa başka mağazamıydı ya.. off off
e: off offf
yaşlı amca: çok seviyorum ben memetaliyi. çok takdir de ediyorum. adam biliyor yaşamasını. bak neredeyse 8. karıyı alacak.
yanındaki teyze ters ters bakar.
yaşlı amca: ne ben 3. yü istiyince mani oluyosunuz bana, benim de hakkım değil mi?
sultanahmet te m.akif ersoy parkında bizzat duyduğum konuşmadır. bizim türk erkeği hoş bir turisti kafalamış muhtemelen de istanbul hakkında tavsiyelerde bulunuyor. tabii bu benim tahminim.
bizim haşin türk erkeğinden aynen şöyle bir cümle çıktı.
durakta bekleyen bi ablamız başka bir teyzemizle konuşuyor
+ kemalettin dedim yapma dedim etme dedim dinlemedi teyzeee.ühühühüü :(
teyzem innnnncecik bir sesle son hamlesini yapıyor: ağlama kııııız beni de ağlatacaaan :(
dolmuş tıkabasadır.
herkes oflamaya puflamaya başlar arkadan yaşlı bir amcamızın sesi duyulur:
-2 tavuk 1 de horoz olsa hindistan otobüslerine döncek yemin ediyorum
dj: aç göbeğini kıl var mı?
yayındaki adam: var abi, benim hanım kazak örer bunlarla.
dj: senin hanım ormancı mı?
yayındaki adam: evet, öyle galiba.
dj: çocuk var mı?
yayındaki adam: var 2 tane
dj: kıllar arasında piknik yaparlar artık.
sağlık ocağında doktorun kapısı önündeyiz. mini etekli, çok hoş giyimli iki bayan konuşmaktalar:
- daha ne kadar bekleyeceğiz yaw. beklerken ben de grip olucam.
yanımdaki çok tonton nine hafif bir ses tonuyla:
+ öyle kıçını, bacağını açıp gezersen hasta da olursun, cırcır da.
suratım kasıldı kaldı.
bir otogarda sırt çantamla (dağcı çantası) bir arkadaşı beklemekteyim. gözüm arkadaşı aradığından şaşkınca etrafı süzüyorum. saç sakal uzun olduğu için sanırım yurdum insanı turiste benzetti. o an yanımda beliren yurdum insanı şöyle dedi. diyaloğu aynen yazıyorum.
yi: yurdum insanı
b: ben
yi: welkam to hell, velkam to hell.
şaşkın şaşkın bakıyorum. adamın suratından ebleh bir sırıtma
yi: welkam to hell
b: hıı
yi: welkam tu hell.
o esnada dellenen ben sırtımdan çantayı yere atıp adama doğru seyirtimm
b: lan ne diyon sen amına godumun öküzü.
bu arada o ebleh sırıtış yerini korkuya biraktı ve adam kaçmaya başladı. on metre uzaklaştı durdu ve bana dönerek
binmiş efendim bu herif otobüse, neyse işte trafik sıkışık ilerde diye, sapmış arayollara otobüs şöförü, dağları tepeleri aşmışlar, daha önce hiç görmediği yerlere gelmişler tıklım tıklım dolu otobüste.... bir kavşakta durmuş otobüs. şöför, hemen yanındaki arkadaşıma dönerek;
ş - şimdi nerden gidecez lan?!..
a - ?!?!????!!!!!...
her zaman sabahki dersine yarım saat önce giden adam, ilk derse yetişememiş...*
pazardayım. meyve sebze falan aranıyorum. tezgah sahipleri bas bas bağırıyor, mallarını satmak için. karşılıklı tezgah kurmuş, aynı meyveyi satan pazarcılardan biri bağırıyor elini diğerine doğrultmuş rapçi pozisyonunda:
"fark var! seninle benim aramda kocaman bi fark var! iyiyle kötü arasında fark var!"