öyle uzun sosyolojik açıklamalar yapmayacağım. sadece bir gün içinde yaşadığım iki olay üzerinden genellemeye de gitmediğimi belirterek kızgınlığımı, kırgınlığımı ve en önemlisi utancımı cümlelere döküp bitireceğim.
yaz tatilinde çalıştığım iş icabı bir firmanın müşterileriyle görüşüyorum. haliyle ortalama bir insandan daha fazla kişiyle muhattap oluyorum gün boyu. hani sözlükte çok geçiyor "bu önerme kaç denek üzerinde araştırma yapıldıktan sonra ortaya konmuş ? olur olmadık şeylerden sosyolojik tespit çıkarmayın." diye. tam da bu sebepten söylüyorum yüzlerce kişiyle görüştüğümü. yine de genelleme yapmak istemiyorum.
bu sabah önce istanbul'un varoşlarında bir işyerine gittim, şivesinden doğu kökenli olduğu anlaşılan bir beyle görüşecektim, randevuyu da kendim almıştım ordan biliyorum. kapıda karşıladı sağolsun, "çay? " dedi, gülümsedim, "sülo, hanfendiye bir çay kap." dedi. sonra yine bana dönüp "buyur ablacım, nasıl yardımcı olabilirim sana?" diye sordu. ziyaretimin sebebini anlattım, sorularıma elinden geldiğince açık cevaplar verdi, firmayla ilgili sıkıntısını da hiç bir kaba söz kullanmadan anlattı. konuşma biraz uzayınca da "senin işin de zormuş be abla" dedi. "allah kolaylık versin." bir sonraki randevumun nerede olduğunu sordu, yolu tarif etti hiçbir zorunluluğu olmamasına rağmen. kapıya kadar uğurladı, teşekkür edip ayrıldım.
daha sonra
taksim'de bir iş yerine gittim. görüşeceğim kişinin odasına kadar sekreteri eşlik etti bana. içeri girdiğimde soğuk bir suratla "buyrun." dedi beyefendi
*. soru sormaya başladığımda işi yokuşa sürmesinden anlayamadım tabii, serde sabır var. "ne var yani, herkes güleryüzlü olmak zorunda değil ki." diye düşünenlere birkaç cümle daha okumalarını tavsiye ederek adama bir soru daha soruyorum. "bu firmanın şu hizmetiyle ilgili bir şikâyetiniz var mı?
*" işte bu noktada sinirlerimi alt üst eden cevaplar art arda geliyor. "bana bak kızım, öyle şeyleri kürtler söyler, bu şikayetler hep
kürtlerin uydurdukları şeyler. zaten şu firma
ermenilerin, şurası
alevilerin vs." adamı durdurabilene aşk olsun, üç cümlede altı farklı ırk ve kültürü yerin dibine soktu aklınca. zaten daha önceki sorularıma garip hareketlerle neredeyse bağırarak cevap vermesi canımı sıkmıştı. tükürükler saçarak bildiği birkaç ırka saldırması sinirimi bozdu iyice. varlığından haberdar olsa
hutu ve
tutsi halklarına da hakaret ederdi herhalde. gerçi
etnik kökene dayalı bölücülük yapanların düşünebildiklerinden emin değilim.bu eylemin sadece örgütlere mal edilmesini doğru bulmuyorum. görüldüğü üzere bireysel savunucuları da mevcut. kimse bana "hakaret ediyorsun." demesin, bir insanı sadece etnik kökenine göre değerlendirenlerin beyninin üç hücreden ibaret olduğuna inanıyorum. yerimde başka biri olsa ne yapardı bilmiyorum ama lafı ağzına tıkıp, konuşmayı yarıda kesip çıktım.
yapılacak en doğru şey sorunu zihniyette aramaktı, o değil de aynı zihniyeti sözlükte de bulunca üzülerek yazmak istedim. daha kaç ayrı kişiden duymanız gerekiyor bilmiyorum. kaç kez anlatmam gerekiyorsa anlatırım elbet. yine de sizin varlığınızdan utanıyorum.