"gündüz vakti ne ışık yakayım, ohh, elektrikten tasarruf" diye sandalyesini dükkanın önüne atıp yan komşuyla tavla çeviren, e sonrada haliyle "abi daha siftah yapmadık" diye yakınan * kişi.
türk ticaret kanununda belirtildiği gibi: ister gezici olsunlar, ister bir dükkanda veya bir sokağın sabit yerlerinde bulunsunlar, iktisadi faaliyetleri nakdi sermayelerinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri.
asla söz verdiği vakitte söz verdiği yerde olmayan çalışan grubudur. şimdiye kadar hayatımda gördüğüm en söz tutmaz çalışan grubudur. balçovadaki ofisinden güzelbahçeye gelip -mesafe yarım saattir dolu kamyonetle- raf monte edecek esnaf, daha ofisinden çıkmadan "abi 15 dakikaya ordayım" diyebilir.
not: şu anda 10da orda olurum abi diyen başka bir esnafı bekliyorum. telefon ettim, yoldalarmış*
bir abinin anlattığı hikayede geçen esnaf gibi bazıları çok hin olur. hikaye şöyle:
"bizim hasan adında bir gariban komşu vardı. yaşlıydı biraz. bu hasan amca köylere gider, ufak tefek çoraptır, mendildir bir şeyler satar, karşılığında köylüden para yerine peynir alır, aldığı peynirleri de getirir mahalle pazarında satardı. bir gün pazara yolum düştü. baktım bizimki orda penir satıyor. başı da hayli kalabalık. kandırmasınlar yaşlı adamı diye, kendimce göz kulak olmak için kendisine, yanına gittim, takip ediyorum yapılanları. peynir alacak olanlar bir kaç kişi. alıcı adam beş kilodan fazla tartmayan teraziyle peynirleri beşer kilo tartıp bir bidona atıyor. bizim hasan amca da bidona atılan her beş kilo için elindeki kağıda bir çizgi çiziyor. derken farkettim ki terazinin başındaki adam eliyle kefenin birine bastırarak dengeyi kendi lehine bozuyor, beş kilo diyerek altı, yedi kilo peyniri bidonuna boşaltıyor. bunu farkedince bizimkini uyardım, 'bak adam hile yapıyor.' diye. sonrasında aldığım cevaba gülsem mi kızsam mı bilemedim: 'boşver, ben de zaten her beş kiloda bir yerine iki, bazen üç çizgi atıyorum. bırak devam etsin..' "
not: hikayenin kahramanı peynir satıcısı hasan amca kayserili'dir.
genellikle küçük dükkanlarda faaliyet gösteren, ufak çaplı alışveriş işleri yürüten, çoğunlukla perakende çalışan ekonomik birim. paranın en önemli araç olduğu toplumda, bir zamanlar, sistemin olmazsa olmazlarından biriydi. osmanlı imparatorluğu döneminde devlet için en önemli sivil toplum örgütlenmelerinden biri olan ahi teşkilatı, sonraki dönemlerde saf ve geleneksel haliyle korunamadı. gittikçe çözülen ve küreselleşen ilişkilerle birlikte, ahilik de çözülüp kayboldu. şimdi, ahiler'den geri kalan küçük esnaf eriyip yok oluyor, tamamen silikleşiyor. büyük marketlerin pazarı tamamıyla ele geçirdiği ekonomide tutunamayan, kazamayan esnaf, yavaş yavaş kepenk indirmeye başladı. tutunabilenler de zararına satışlarla da olsa devam ediyor.
yaşım çok büyük olmasa da, mahalle bakkalı denen kurumu örneğin, ben bile özlüyorum.
"işler nasıl" sorusuna bambaşka cevaplar verebilen insanlardır. dayıma sordum az önce, aldığım cevabın etkisi hala sürüyor.
" çaycı giriyor sürekli.. mahsustan çay söylüyorum.. dükkana giren çıkan olsun diye..iddaa'da maç bilemiyorum zaten bu ara.. ya götüme peynir sürecem yada çingene götü elleyecem.. şans gelir belki.."
birşey alacaksınız.
oyle her zaman alınan birsey değil ama.
kapalı çarşıyı gezer, piyasayı az çok tanır, kafanızda bir bütçe oluşturursunuz. tek derdiniz kazık yememek, aldatılmamaktır.
yakın arkadaşınızın eniştesi esnaftır. ona gidelim de kazık yemeyelim diye dusunur ve rahatlarsınız. arkadaş aranır telefon adres alınır. tanıdık esnafın dükkanı araya sora bulunur. arkadaşınız siz gitmeden zaten aramıştır. hos besten sonra o bu dukkanda yok su yandaki "bizim" dukkanda var denilerek yandaki dükkana alınırsınız.
seciminizi yapıp, odeme için tekrar ilk dukkana davet edilirsiniz. bütün pazar araştırmalarınız boyunca duymadığınız oha bir fiyat söylenir. tanıdık arayıp, arattırıp, araya sora buldugunuz dükkanda bok gibi kalırsınız. o kadar da cay ısmarlamıslardır. cocuklara su filan vermişleridr. ayıp olur deyip, pazarlık bile yapmadan nakit ödemenizi fişsiz faturasız yaparsınız.
eve donene kadar içiniz içinizi yer. eve doner donmez enişteyi ararsınız. alışverişin içinize sinmediğini ve mümkünse iade etmek istediğinizi söylersiniz.
"tabii arkadaşlara söyliyeyim yardımcı olurlar" der enişte.
ertesi gün sizi "ortaklar iade almıyor" diyen bir embesil karşılar. ortaklar mı ? ulen dükkan "bizim" demediniz mi daha dün. akşam telefonda olur demediniz mi ? daha üstünden yirmidört saat geçmedi, işi yokuşa sürmeyin kardeşim dersiniz. on dakika daha orada bekletirler. ortaklarla ve enişteyle telefonda yapılan görüşmelerin sonunda, "satılan malın geri alınmayacağı" bildirilir, "terbiyesizlik edip(!), sinir bozmadan(!)" oradan uzaklaşmanız istenir.
ama suç sizdedir. siz de bu salaklık olduktan sonra esnaf niye ahlaklı olsun ki ?
bizim tüketicimiz de enteresan arkadaş. gerçekten kaliteli bir ürünü insanlara verebileceğin en uygun şartlarda verdiğinde karşılaştığın tepki, e bu niye ucuz ki şeklinde oluyor.
aynı ürünü farklı fiyat ile sunduğunda ise sorgusuz sualsiz gidiyor. bizim insanımızda pahalıdır o zaman iyidir mantığı sürdükçe devam eder bu kısır döngü.
türkiye de genelde cok haksız genellemelere maruz kalmış iş grubudur.marketlerin yada tekellerin zulmü altında ezilir cünkü türkiyede adam gibi bir rekabet kanunu yoktur.esnafın kola aldığı fiyat marketin sattığından pahalıdır bu yüzden gidip metroda 200 kola almış adam görürseniz o adam esnaftır.nası rekabet etsin nası işler iyi desin ki adam.bu ülkede büyük şirket istediği gibi at koşturduğu için bi market kanunu da yoktur o yüzden marketlerin 9 da kapatma zorunluluğu belli bi metrekareden sonra otopark zorunluluğu,sadece belirli günlerde indirim yapabilme hakkı,fiyatları sadece belli bir seviyeye kadar çekebilmesini düzenleyen herhangi birşey yoktur.e nası mücadele etsin esnaf.ayrıca kendisinden 10 15 kat zengin insanlar kadar vergi öder.sattığından aldığından yediğinden içtiğinden vergi öder bu yüzden türkiyede istihdamın ve verginin çok büyük bir çogunluğunu oluşturduğu halde zor geçinir.tüsiad takiler türkiyenin vergisinin yüzde 1 ini istihdamının yüzde 1.5 unu karşılarken ordu gibi muhtıra verir her boka atlar paraları hedge fonda batıncada hükümete baskı yaparlar kredi al diye.sonrada utanmadan gücüne güven alışveriş yap der.e nerden yapcan alışverişi.tabi heriflerin marketinden şuyundan buyundan.nolcak o para.çalışanlara asgari ücretleri ödendikten sonra işletme masrafları da düşülüp büyük patrona gidicek.halbuki esnaftan alırsan senin benim gibi harcayıp para yeniden bölüşülcek.marketler gerekirse malı zararına satıp zarar ettim deyip vergi vermiycek ama bu küçük esnaf doğru dürüst mal satamıycak tabi.ha suçu yok mudur.illaki vardır.30 yıldır aynı dükkan kimisinin suratı sirke satar bi sokakta 10 tane kuruyemişçi olur.ama yinede esas suç esnafta değil türkiyede bir düzenleme kurulu olmamasıdır.hep gülen maliye bakanı unakıtan deliler gibi vergi borcu olan aydın doğan a gidip kendi elleriyle plaket verirken esnafın kaçırdığı 20 milyonluk verginin peşine düşer vatandaş fiş al der vergi üstüne vergi basar taksitlerini artırır esnafın sırtına biner gerizekalıca.bi de utanmadan esnafı namussuzlukla suçlar.geçenlerde ali babacanda aynı saçmalıkta bi laf söyledi esnaf düzgün mal satsın diye.ulan sanki esnaf kalitesiz iplikten dantela satıyo.adam gidip coca cola ülker eti satıyor.marketin sattığı fiyattan pahalıya alıp hala ayakta kalması mucizeyken maliye bi de boğazlarındaki üç lokma nın tekini almaya çalışıyor.sırf bürokraside geçen hafta yapılan bi düzenleme sayesinde yıllık 1 milyar tl tasarruf sağlanıcak artık.vergiler salıp ekonomiyi iyice kitleyeceğinize biraz verimli çalışsanız hiç gerek kalmıycak ama neyse.nitekim yeni tasarruf paketi geliyormuş ki eğer öyle bi tasarruf paketi gelirse akp bırak diğer partinin seçmenini 10 kere hacca gitmiş 10 kere daha gitmeye çalışan esnaftan bile oy alamaz.dişini tırnağına takıp çalışan devletin kanunsuzluğu yüzünden milyar dolarlık devlerle boğuşan,malını elinde para olmadığı için kredi kartıyla alıp borçlanan adama "batanlar işini bilmeyenler","kredi kartı borçluları namuslu değil" dersen o esnafta sana oy sandığında başka şeyler gösterir.
gömleğinin ön cebinde bir iki fatura ya da gereksiz kağıt olan, pantolonunun arka cebinde a4 boyutunda kağıtlar olan, cüzdanı şişkin (ancak paradan dolayı değil), kemerinde bi dolu anahtar asılı olan, namaz vakitlerinde çarşının ortasındaki camiiye gidip kendini cemaate gösteren, neşeli olduğu zamanlarda kaldırıma tabure çıkarıp insanları izleyedururken komşu esnaflarla muhabbet eden insanlardır.