görseller
eskicieskici
  
belki ilginizi çeker
  1. · hurdacı
  2. · ankara barları
  3. · simitçi bozacı ve hurdacıyla eve çıkmak
  4. · eskidji
  5. · sözlükçü
  6. · refik halit karay
  7. · çocukken korkulan şeyler
  8. · itü sözlük radyosu
gündem
  1. · 18 kasım 2009 fransa irlanda cumhuriyeti maçı
  2. · alex hagi den daha iyidir
  3. · insanın hayatına sıçan şeyler
  4. · köpekbalığı görünce yapılması gerekenler
  5. · üniversiteyi ingilizce okumayı marifet sanmak
  6. · annenin gençlik fotoğrafları
  7. · domuz gribi
  8. · din düşmanlarının haince sözleri
  9. · 25 ağustos 2007 sunderland liverpool maçı

eskici  

 sayfa  / 2
  1. eski eşyaları alıp satan kişi.
    "eskici geldi hanım" diye bir sloganları vardır.
    (where is my mind, 01.06.2004 20:41)
  2. mahalle aralarında dolaşan, çocukluk yıllarımda patlak plastik topları satıp bir goflet parası elde etmemize ve böylece bir nevi ticaret hayatına atılmamıza vesile olan nostaljik kişilerin mesleği*.
    (legolas, 01.06.2004 20:46)
  3. dream tv'de yayınlana ve oldukça eski parçaların gösterildiği program.
    (axel fox, 09.08.2004 02:27)
  4. esssikiciiiiiiiiiiiieeeeeeeeeeeee diye bağırarak mahalle aralarında dolanırlar. belki de bir bayanın yanlış anlayarak kendisini davet etmesini beklemektedirler.

    (bkz: kim bilir)
    (hansvoralberg, 15.03.2005 09:39)
  5. aynı zamanda alternator bi gruptur bu.cumaları kemancı'da çıkarlar.solistleri de taş gibi bi ablamızdır.
    (manderlay, 14.04.2006 23:54)
  6. metin kemal kahraman kardeşlerin muhteşem bir parçasıdır.

    kaybolmuş bir kentin eskicisiydi
    makineleşmeye karşı duyguları topluyordu
    kaybolmuş bu kentin sokaklarında
    torbasında umut, torbasında insana
    dair ne varsa

    yalnız değilsin eskici
    bir sabah güneş doğar
    sevgiden tuğlalarla
    yeniden kurarız bu kenti.

    bu kent yorgun düşmüş bunca acıya
    yeni bir güne başlıyor umarsızca
    bir tek eskici kalmış yıllarca
    torbasında umut torbasında insana
    dair ne varsa..
    (bambuk, 12.05.2006 09:39 ~ 09:42)
  7. sıraselviler caddesinde bir cafe-bar
    (tuygun, 12.05.2006 15:38)
  8. (bkz: eskici dükkanı)
    (16v, 24.09.2006 01:34)
  9. mahalle aralarında eskieeaaeeeaa eskieeaaa aaaııırrmmm diye bağırarak küçük bi arabayla dolaşan emekçi sınıfının en çok yürüyen neferleridir..
    ancak daha dk lar önce çaycıııı evet yanlış okumadınız aynen böyle bağırarak geçti bi eskici..bu ne lan ,ne çayı satılıyor diye çıktım pencereye adam eskiciymiş..alala garip..
    (brayton, 15.01.2007 12:06)
  10. bedri rahmi eyüboğlu'nun kısa ama güzel bir şiiridir.

    eskiden yeterdim kendime
    artardım bile
    şimdi ne yapsam nafile! ...
    ve
    kim demiş 'can eskimez' diye
    bu can tedirgin tende
    can da eskimiş
    ben de..
    (khasnak, 31.07.2007 03:34)
  11. bir ara yaga'da çıkmış olan rock müzik grubudur. grup üyelerinden gökçer alp şu an vokaliz grubunda bulunmaktadır.
    (age of aquarius, 31.07.2007 03:58)
  12. çocuktum daha o zamanlar,bi gün annem şofbenle yer değiştiren eski devasa su ısıtıcısını (üstünde su haznesi olan ve bu haznenin altında yine yakacak haznesi olan silindirik hazne türü,demirden alet) eskiciye vermişti.ben de bi bisiklet alırız artık diyordum eskicinin vereceği parayla.ama öyle olmadı,eskici bi tane mavi leğen verdi.binemesem de içinde yıkandım artık.
    (uçan tavuklar kümesi, 06.09.2007 23:27)
  13. refik halit karay'ın bir hikayesi:

    vapur rıhtımdan kalkıp tâ marmara'ya doğru uzaklaşmaya başlayınca yolcuyu geçirmeye gelenler, üzerlerinden ağır bir yük kalkmış gibi ferahladılar:
    -çocukcağız arabistan'da rahat eder.
    dediler, hayırlı bir iş yaptıklarına herkesi inandırmış olanların uydurma neşesiyle, fakat gönülleri isli, evlerine döndüler.
    zaten babadan yetim kalan küçük hasan, anası da ölünce uzak akrabaları ve konu komşunun yardımıyle halasının yanına, filistin'in ücra bir kasabasına gönderiliyordu.
    hasan vapurda eğlendi; gırıl gırıl işleyen vinçlere, üstleri yazılı cankurtaran simitlerine, kurutulacak çamaşırlar gibi iplere asılı sandallara, vardiya değiştirilirken çalınan kampanaya bakarak çok eğlendi. beş yaşında idi; peltek, şirin konuşmalarıyle de güverte yolcularını epeyce eğlendirmişti.
    fakat vapur, şuraya buraya uğrayıp bir sürü yolcu bıraktıktan sonra sıcak memleketlere yaklaşınca kendisini bir durgunluk aldı: kalanlar bilmediği bir dilden konuşuyorlardı ve ona ıstanbul'daki gibi:
    -hasan gel!
    -hasan git!
    demiyorlardı; ismi değişir gibi olmuştu. hassen şekline girmişti:
    -taal hun ya hassen,
    diyorlardı, yanlarına gidiyordu.
    -ruh ya hassen...
    derlerse uzaklaşıyordu.
    hayfa'ya çıktılar ve onu bir trene koydular.
    artık anadili büsbütün işitilmez olmuştu. hasan, köşeye büzüldü; bir şeyler soran olsa da susuyordu, yanakları pençe pençe, al al olarak susuyordu. portakal bahçelerine dalmış, göğsünde bir katılık, gırtlağında lokmasını yutamamış gibi bir sert düğüm, daima susuyordu.
    fakat hem pür nakıl çiçek açmış, hem yemişlerle donanmış güzel, ıslak bahçeler de tükendi; zeytinlikler de seyrekleşti.
    yamaçlarında keçiler otlayan kuru, yalçın, çatlak dağlar arasından geçiyorlardı. bu keçiler kapkara, beneksiz kara idi; tüyleri yeni otomobil boyası gibi aynamsı bir cila ile, kızgın güneş altında, pırıl pırıl yanıyordu.
    bunlar da bitti; göz alabildiğine uzanan bir düzlüğe çıkmışlardı; ne ağaç vardı, ne dere, ne ev! yalnız ara sıra kocaman kocaman hayvanlara rast geliyorlardı; çok uzun bacaklı, çok uzun boylu, sırtları kabarık, kambur hayvanlar trene bakmıyorlardı bile... ağızlarında beyazımsı bir köpük çiğneyerek dalgın ve küskün arka arkaya, ağır ağır, yumuşak yumuşak, iz bırakmadan ve toz çıkarmadan gidiyorlardı.
    çok sabretti, dayanamadı, yanındaki askere parmağıyla göstererek sordu; o güldü:
    -gemel! gemel! dedi.
    hasan'ı bir istasyonda indirdiler. gerdanından, alnından, kollarından ve kulaklarından biçim biçim, sürü sürü altınlar sallanan kara çarşaflı, kara çatık kaşlı, kara iri benli bir kadın göğsüne bastırdı. anasınınkine benzemeyen, tuhaf kokulu, fazla yumuşak, içine gömülüverilen cansız bir göğüs...
    -ya habibi! ya ayni!
    halasının yanındaki kadınlar da sarıldılar, öptüler, söyleştiler, gülüştüler. birçok çocuk da gelmişti; entarilerinin üstüne hırka yerine elbise ceket giymiş, saçları perçemli, başları takkeli çocuklar...
    hasan durgun, tıkanıktı; susuyor, susuyordu.
    öyle haftalarca sustu.
    anlamaya başladığı arapçayı, küçücük kafasında beliren bir inatla konuşmayarak sustu. daha büyük bir tehlikeden korkarak deniz altında nefes almamaya çalışan bir adam gibi tıkandığını duyuyordu, yine susuyordu.
    hep sustu.
    şimdi onun da kuşaklı entarisi, ceketi, takkesi, kırmızı merkupları vardı. saçlarının ortası el ayası kadar sıfır makine ile kesilmiş, alnına perçemler uzatılmıştı. deri gibi sert, yayvan tandır ekmeğine alışmıştı; yer sofrasında bunu hem kaşık, hem çatal yerine dürümleyerek kullanmayı beceriyordu.
    bir gün halası sokaktan bağırarak geçen bir satıcıyı çağırdı.
    evin avlusuna sırtında çuval kaplı bir yayvan torba, elinde bir ufacık iskemle ve uzun bir demir parçası, dağınık kıyafetli bir adam girdi. torbasından da mukavva gibi bükülmüş bir tomar duruyordu.
    konuştular, sonra önüne bir sürü patlak, sökük, parça parça ayakkabı dizdiler.
    satıcı iskemlesine oturdu. hasan da merakla karşısına geçti. bu dört yanı duvarlı, tek kat, basık ve toprak evde öyle canı sıkılıyodu ki... şaşarak eğlenerek seyrediyordu: mukavvaya benzettiği kalın deriyi iki tarafı keskin incecik, sapsız bıçağıyle kesişine, ağzına bir avuç çivi dolduruşuna, sonra bunları birer birer, ıstanbul'da gördüğü maymun gibi avurdundan çıkarıp ayakkabıların altına çabuk çabuk mıhlayışına, deri parçalarını, pis bir suya koyup ıslatışına, mundar çanaktaki macuna parmağını daldırıp tabanlara sürüşüne, hepsine bakıyordu. susuyor ve bakıyordu.
    bir aralık nerede ve kimlerle olduğunu keyfinden unuttu, dalgınlığından anadiliyle sordu:
    -çiviler ağzına batmaz mı senin?
    eskici başını hayretle işinden kaldırdı. uzun uzun hasan'ın yüzüne baktı:
    -türk çocuğu musun be?
    -ıstanbul'dan geldim.
    -ben de o taraflardan... izmit'ten!
    eskicide saç sakal dağınık, göğüs bağır açık, pantalonu dizlerinden yamalı, dişleri eksik ve suratı sarı, sapsarıydı; gözlerinin akına kadar sarıydı. türkçe bildiği ve ıstanbul taraflarından geldiği için hasan, şimdi onun sade işine değil, yüzüne de dikkatle bakmıştı. göğsünün ortasında, tıpkı çenesindeki sakalı andıran kırçıl, seyrek bir tutam kıl vardı.
    dişsizlikten peltek çıkan bir sesle tekrar sordu:
    -ne diye düştün bu cehennemin bucağına sen?
    hasan anladığı kadar anlattı.
    sonra kanlıca'daki evlerini tarif etti; komşusunun oğlu mahmut'la balık tuttuklarını, anası doktora giderken tünele bindiklerini, bir kere de kapıya beyaz boyalı hasta otomobili geldiğini, içinde yataklar serili olduğunu söyledi. bir aralık da kendisi sordu?
    -sen niye burdasın?
    öteki başını ve elini şöyle salladı: uzun iş manasına... ve mırıldandı:
    -bir kabahat işledik de kaçtık!
    asıl konuşan hasan'dı, altı aydan beri susan hasan... durmadan, dinlenmeden, nefes almadan, yanakları sevincinden pembe pembe, dudakları taze, gevrek, billur sesiyle biteviye konuşuyordu. aklına ne gelirse söylüyordu. eskici hem çalışıyor, hem de, ara sıra "ha! ya? öyle mi?" gibi dinlediğini bildiren sözlerle onu söyletiyordu; artık erişemeyeceği yurdunun bir deresini, bir rüzgarını, bir türküsünü dinliyormuş gibi hem zevkli, hem yaslı dinliyordu; geçmiş günleri, kaybettiği yerleri düşünerek benliği sarsıla sarsıla dinliyordu.
    daha çok dinlemek için de elini ağır tutuyordu.
    fakat, nihayet bütün ayakkabılar tamir edilmiş, iş bitmişti. demirini topraktan çekti, köselesini dürdü, çivi kutusunu kapadı, çiriş çanağını sarmaladı. bunları hep aheste aheste yaptı.
    hasan, yüreği burkularak sordu:
    -gidiyor musun?
    -gidiyorum ya, işimi tükettim.
    o zaman gördü ki, küçük çocuk memleketlisi minimini yavru ağlıyor... sessizce, titreye titreye ağlıyor. yanaklarından gözyaşları birbiri arkasına, temiz vagon pencerelerindeki yağmur damlaları dışarının rengini geçilen manzaraları içine alarak nasıl acele acele, sarsıla çarpışa dökülürse öyle, bağrının sarsıntılarıyle yerlerinden oynayarak, vuruşarak içlerinde güneşli mavi gök, pırıl pırıl akıyor.
    -ağlama be! ağlama be!
    eskici başka söz bulamamıştı. bunu işiten çocuk hıçkıra hıçkıra katıla katıla ağlamaktadır; bir daha türkçe konuşacak adam bulamayacağına ağlamaktadır.
    -ağlama diyorum sana! ağlama.
    bunları derken onun da katı, nasırlaşmış yüreği yumuşamış, şişmişti. önüne geçmeye çalıştı amma yapamadı, kendini tutamadı; gözlerinin dolduğunu ve sakallarından kayan yaşların, arabistan sıcağıyle yanan kızgın göğsüne bir pınar sızıntısı kadar serin, ürpertici, döküldüğünü duydu.

    (bkz: gurbet hikayeleri)
    (karizmatik, 25.12.2007 22:11)
  14. sabah sabah dilime dolanan, 1982'lerden kalma bir ümit besen şarkısının ismi olduğunu düşündüğüm kelime bu. şarkı ismi konusunda iddiam yok.

    al götür eskici kalbimi benim.
    neyim var neyim yok sorma bir daha.

    gözümde yaşlardır bir tek servetim
    acıyıp yüzüme bakma bir daha.

    o aldı götürdü hayallerimi
    o aldı götürdü ümitlerimi

    kalmadı hiçbir şey sana eskici
    acıyıp halimi sorma bir daha.

    son satırdan da emin değilim. itü sözlüğü kirletmek gibi bir düşüncem de yok, sadece içimden geldi.
    (özlemce, 03.03.2008 09:45)
  15. metin kemal kahraman kardeşlere ait harika bir parçadır. parça, kemanın çıkarabileceği en güzel sesle başlar.bu parçayı dinlemeyenler mutlaka dinlesin; dinleyenler de bir daha dinlesin. makineleşmeye karşı duyguları toplamak zordur zira.
    (gayetül gaye, 11.03.2008 18:34)
  16. söylenebilirliği yetenek isteyen bir hakan taşıyan şarkısı. sözleri ise şöyle:

    çekinme eskici içeri buyur
    burada bir aşkın ateşi uyur
    baktıkça içimin yangını büyür
    al götür eskici topla ne varsa
    kalmasın bu aşktan hiçbir hatıra

    onundu şu masa şu kalem kağıt
    ister sat istersen hayrına dağıt
    bitsin bu hıçkırık dinsin gözyaşım
    al götür eskici topla ne varsa
    kalmasın bu aşktan hiçbir hatıra

    hepsinde yaşanan bin bir anım var
    hepsinin bir şeyler söyler yanı var
    içimde bu aşkın hatırası var
    al götür eskici topla ne varsa
    kalmasın bu aşktan hiçbir hatıra

    onundu şu masa şu kalem kağıt
    ister sat istersen hayrına dağıt
    bitsin bu hıçkırık dinsin gözyaşım
    al götür eskici topla ne varsa
    kalmasın bu aşktan hiçbir hatıra

    burada ne varsa hepsi senindir
    önce duvardan tabloyu indir
    hiç sorma resmini gördüğün kimdir
    al götür eskici topla ne varsa
    al götür eskici topla ne varsa
    (chixculub, 14.06.2008 03:09)
  17. ne zaman eskici sözcüğünü duysam aklıma orhan veli gelir. eskiler alıp yıldız yapmak isterim.

    'eskiler alıyorum
    alıp yıldız yapıyorum
    musiki ruhun gıdasıdır
    musikiye bayılıyorum.

    şiir yazıyorum
    şiir yazıp eskiler alıyorum
    eskiler verip musikiler alıyorum.

    bir de rakı şişesinde balık olsam.'
    (volshebnik, 14.06.2008 03:34)
  18. saray caddesindeki mekanın sükse yaptığı, benim de lise dönemlerime denk gelen bir gün okuldan çıkıp o liseli çömez halimizle arkadaşlarla birlikte bir şeyler yeyip içelim, muhabbet edelim deyip mekana gittik. sohbet muhabbet falan gayet eğlenceli akarken mekanın temasını konuşmaya başlamışız, duvarlardaki eski radyoları, emektar gitarları, eskitilmiş mimariyi falan konusuyorken ordan mekanda komi olarak henüz işe başlamış eleman lafa atladı:

    "siz aslında yanlış biliyorsunuz, bu mekanın adı temasından veya dekorasyonundan dolayı 'eskici' değil!! aslına bakarsanız mekanın adı eskici de değil."

    biz: (son derece şaşkın) ee eskici değil de ne peki?

    eleman: (elini göğsünde 'eskici' yazan gömleğine götürür ve eskici kelimesinin ilk harfini parmağıyla kapatır.)
    " işte buranın asıl adı bu."

    hepimiz utançtan ve şaşkınlıktan ne yapacağımızı bilemez halde, ama çıkışta elemanı patronuna ispikleyerek mekandan ayrılırız.. böyle bir anı işte..
    (lastrose, 05.07.2008 16:44)
  19. eşyalarını eskiciye verdim demeyeceğim sana
    benim için eski olamayacak kadar yeniler.

    daha dün gitmişsin gibi...
    (diazepam, 27.10.2008 11:18)
  20. ilk yayını şu dakilarda kaçak olarak gerçekleşen radyo programının adıdır. gayet dinlenesi ve nostaljik bir program. ilerleyen haftalar da daha iyi tanınacağını düşünmekteyim. başarılar.
    (genjuure, 29.10.2008 17:19)
  21. zehir gibin bir programla yayın hayatına başlamış,zehir gibin program.
    (dooma dooma doom, 29.10.2008 17:37)
  22. bu haftanın teması gelmiş geçmiş en iyi aşk şarkılar.çalma listesi şöyle:

    nothing compares 2 u-sinead o'connor
    the way we were-barbra streisand
    ain't no sunshine-lighthouse family
    the greatest love of all-george benson
    waiting for a girl like you-foreigner
    your love will kill me-daniel lavoie
    careless whisper-george michael
    love of a life time-firehouse
    you're still the one-shania twain
    keep breathing-ingrid michaelson
    angel (city of angels soundtrack)-sarah mclachlan
    the greatest(aşk şarkısı denemez ama varsın olsun güzeldir)-cat power
    strangers in the night-frank sinatra
    cheek to cheek-eva cassidy
    at last-billie holiday&etta james
    how can you mend a broken heart (notting hill)-al green
    come here(before sunrise)-kath bloom
    talk show host- radiohead
    fields of gold-eva cassidy
    lonely nights-scorpions
    don't cry-guns n'roses
    forever-kiss
    anything for you-mr. big
    is this love-whitesnake
    this never happened before-paul mccartney
    improvisation-vassilis saleas
    (jane, 30.10.2008 17:37 ~ 22:25)
  23. ilk yayınını yapan itü sözlük radyosu programı. ilk yayını en güzel aşk şarkılarıyla yaparak akşam saatlerini duygusal bir atmosfere bürümüştür. her zaman demişimdir sözlük radyosu güzel şey diye.
    yayını yapan jane'e de buradan başarılar diliyorum.
    (ne içersen iç su iç, 30.10.2008 19:05)
  24. scorpions çalıyo şu an. aslan.
    (olahabeoy, 03.11.2008 15:47)
  25. bu hafta en güzel film müzikleriyle il divo (dört erkek operacı) grubunun en iyi aşk şarkılarından oluşan bir yayın olacak.
    (jane, 06.11.2008 17:41)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil