elinde
stetoskop, sol gömlek cebinde
kısa samsun ve sigaradan sararmış bıyıklarıyla "modern tıbbın tüm imkanlarını kullanmalarına rağmen hastayı kaybettiğini söyleyen doktor modelidir. film içindeki rolleri bu cümle ve akabinde 3-5 saniye süren anlamsız bakışlardan ibarettir.
bugün doktor, yarın esas kahramanın saati sorduğu adam, ondan sonraki günlerde kalabalık içinde dans eden bünye olabilitesi yüksek insanlardır. nihayetinde yeşilçam emekçisidir. sevilesi, sayılası, saygı duyulası kişilerdir.
(maslow, 06.04.2007 19:25 ~ 07.04.2007 00:46)
test yapmadan hamileliği anladıkları gibi, kaç aylık olduğunu da söyleyebilirler.
ölümcül bir hastalığa yakalanmış kahramanımızın kalan ömrünü gününe, saatine kadar söyleyebilen konusunda oldukça uzman kişi.
başrollerde oynayan bir oyuncunun canlandırdığı tipse kesin yılların ve getirdiklerinin etkisiyle alkol batağına sürüklenmiştir. elleri tutmaz olur. daha sonra çok sevdiği ve ameliyatı hayati risk taşıyan kişiyi kurtarmanın tek çaresi oluverir o doktor. titreyen eller ve buğulanan gözlerle hayat kurtarır.
eve hizmet veren doktordur.bırakın evi hizmeti elindeki o nabız ölçme aletimidir nedir(steteskopmuş),onunla hastanın kanser ya da verem herhangi bir ölümcül hastalığa yakalndığını söyleyiverir;utanmasa çantasından o ölümcül hastalığın tedavsini de çıkaracaktır.
yaşasın yeşilçam!!
ağızlarından
şerden başka bir şey çıkmayan doktor modelidir. ekseriyetle ak saçlı, bazen bıyıklı olurlar ve yanlarında çıtır asistanları mutlaka olur. bazen kör olan kadın oyuncuyu gözlerine tekrardan kavuştururlar, bazen çocuğunu iyi etmeye çalışan anneye çıkışarak televizyon başında sinirlenmemize neden olurlar. ama türk sinemasında önemli bir yere sahiptirler.
alakalı olarak (bkz:
kan aranıyor).
genellikle ak saçlı, gözlüklü, steteskopu boynunda asılı olarak gezen tombik amcalardır. ancak aşırı bilgili olmalarından kaynaklı sanırım hastanın sadece ciğerlerini dinleyerek kalan ömrünü tahmin etme yeteneğine sahiptirler.
en gelişmiş tıp donanımları ile donatılmış doktorlarıdr. öyle ki bu şahsiyetlerin kanser teşhisi koyan steteskopları vardır. o derece yani.
iyi kalpli, idealist doktorlardır. hastaları üzülecek diye hastalığını alıştıra alıştıra söylerler. genelde de beyaz saçlı, tonton yaşlı olurlar.
şimdi nerde öyle doktor. kansız çıkıyorsunuz, '' zayıf kalıcam diye yeme, sonra böyle anneni babanı hastanelerde gezdir '' diye çemkiriveriyorlar. insanın kalbi kırılıyor.
üç oparmak kalınlığında uzun favorisi olan saçlar şekliyatı elvis tarzı olan kişilerdir. bu ekolün en mümtaz temsilcisi ise renan fosforoğlu'dur.
tansiyon aletini alıp eve gelen doktorlardır. maşallah turp gibisin deyip giderler. yalnız şu ilaçları alsın çocuk diye de eklerler.
örnek reçeteleri şudur:
"sabah; yumurta, süt, bal, reçel, jacobs monarch, peynir, muz.
öğlen; dalak, pirzola, bonfile, bol bol yeşillik, muz.
akşam; biftek, beyin, bol bol meyva, muz.
ayrıca şu şu şu ilaçlar alınacak. özellikle belinizi bükecek cinsten seçtim hepsini de."
bunları söyleyen de dünya iyisi nubar terziyan!
zengindir ama gönlü. zira para almadan bakar valla. o zaman 90 yılların öncesidir ama daha özal bile gelmemiştir. anlayana artık.
üzerindeki beyaz önlük olmasa doktor olduğunu kestirmek bile zordur, o kadar ki tıbbi terimler kullanır.
(hürrem, 13.04.2009 17:21 ~ 17:22)
ameliyat esnasında sanki neşterle dantel işliyor gibidirler, hemşire de sürekli terlerini siler bunların. dikkat kesilmiş bir şekilde gayet ciddi ciddi takılırlar ameliyatta.
halbuki gerçekte, ameliyat esnasında bildiğin sohbet ederler kendi aralarında. klasik yahut pop müzik gibi dinlendirici türden müzikler dinlerler. bir yandan da işini yaparlar.
yanlis hatirlamiyorsam kartal tibet'in bir filmiydi. kartal tibet sakat kalacagini ogrenir ve delirircesine hareketler yapmaya baslar.
doktor : uzulmeyin lutfen, beterin beteri vardir sozunu ben cok severim.
kartal tibet : ben hic sevmem doktor....