sevmiyorsanız ufak bir baş selamıyla çok rahat yanından geçip gidebileceğiniz durumdur fakat hala seviyorsanız karnınıza bir sancı saplanması ve bu sancının kademe kademe boğazınıza doğru çıkarak orada düğümlenmesine neden olan durumdur. bir an nefesiniz kesilir. konuşmak ve konuşmamak arasında bocalarsınız mantığınızla duygularınız arasında kalmışsınızdır. ve siz hep gittiğiniz yol boyunca onu gördüğünüz bir kaç saniyeyi düşünür sesiniz çıkmadıysa "keşke" diyerek hayıflanırsınız.
eğer yanınızda yeni sevgiliniz varsa ve eğer birbirlerinden haberleri yoksa, uzaktan bakıp izlemek eğlenceli olabilir, arada kalan iki tarafa da birşey çaktırmamak için debelenirken ,sevgili karşıdan gelen şahsın bakışlarından rahatsız olur, eski sevgili ise yanında hissetmeye alıştığı insanın artık başkasının yanında olmasına inanmaya, alışmaya çalışır...
karşılaştığınız an sarhoşsanız, yanınızda yeni sevgiliniz varsa ama o yeni sevgilinizi yanınızdaki değil de bir başkası sanıyorsa, üstüne bir de kendisi de sarhoşsa ilginç diyalogların oluşabileceği bir durumdur.
-naber napıyosun?
-napim bildiğin gibi herşey
-görüşelim bi ara
-görüşmeyelim demiştik en son
-ya niye böyle diyosun şimdi şurda hergün birbirimizin yüzünü görüyoruz bir buluşur sohbet ederiz diye... ne varki...
-ben kesin olarak görüşmek istemiyorum. eğer görüşmek isteseydim görüşmeyelim demezdim zaten
-ama bu sefer görüşürürken farklı bir şekilde görüşüyor olucaz
-bak beni ilgilendirmiyorsun seninle hiçbir ortak noktam olamaz
- ya kızım evlencez diyoduk be ne oldu şimdi
-demiyoduk öyle bişey geldi geçti
-bak ya demiyoduk ha (surat beş karış) oldu o zaman hadi bakalım güle güle...
karşılaşmak ve sarılmak, öpüşmek, "naber"leşmek, yeni sevgilisine hatıralara dayanarak, "işin zor kardeşim" ya da "aman dikkat et kıza" diye düşünerek ufak bir tebessümle bakmak...
kaçan da vardır, kaçmak da olur; ama kimden kaçıyoruz ki? bir hafta, bir ay, bir sene beraber geçirmiş, aynı yastığa baş koymuş olduğunuzdan mı?
kalbinin yerinden çıkacak gibi atması.karşılaşma gerçekleştikten 5 dakika sonra bile bacaklarınızın hala titriyor olma durumu.. sevsende oluyor bu sevmesende.bu durum birşeyler paylaşmış olmaktan kaynaklanıyor.. tabi onun yanında yeni sevgilisi varsa eğer,durum içinden çıkılmaz bir hal alıyor. karşıda ki ikili senin kalp atışını duyabilecek konuma geliyor.. bide bu konumda yanlarına gidip hiç birşey yokmuş gibi konuşmaya çalışırsan eğer,birine söyle seni kameraya çeksiin. daha sonra izlediğinde anlarsıın.o an aslında intihar etmen gerekiyordur(yaptığın rezillik yüzünden) ama sen onlarla konuşmaya çalışıyorsundur.
keşke ile başlayan cümlelerin akla gelmesidir. hayatın verdiği dersin hatırlanmasıdır. geriye kalan en önemli şey ise yarıda kalmış, belki de hiç yaşanamamış duyguların yoğunluğunu tekrar hissetmektir. her karşılamada bu duyguların güm güm güm diye kafaya vurmasıdır. ama gene de hiç bir şey belli etmemek, üzerinden geçen uzun zamanın ardından selam verirken gülümsemeye çalışmaktır. bu arada iyi bir arkadaşın da ellerin arasından kayıp gittiğini hissetmektir... sık sık karşılaşıldığı halde artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmamasıdır..
bu arada böyle klişe bir konu da beni bu denli duygusallaştırdı ya, helal olsundur..
insanı sevinç ve hüzün arasında bi duyguya hapseden, bir yandan istenip bir yandan da 'allahım noolur olmasın böyle bişey' dedirten durumdur. insan böyle bir anda karşısındaki insana göre hareket etmek ister ancak bilmez ki karşındaki insan da seninle aynı durumdadır. o nedenle ya iki taraf da hiçbişey yapmadan geçer gider, ya da napıcanı şaşırır saçmalar durur.
ancak kendi fikrime göre başa gelmemesi hayırlı olacak durumdur, zaten yeteri kadar hassas olan bünyenin böyle bir durumla karşı karşıya kalması kolay kolay atlatılamayacak travmalara neden olabilir.
şayet esas kız, yakın zamanda eski sevgili pozisyonuna geldiyse, karşılaşma halinin insanda "acaba hayal mi gerçek mi ki bu?" düşüncesini uyandırdığı zaman dilimi...
zaten, yürüdüğün bütün yollar, gördüğün dükkanların camları, oturduğunuz yerler vs size bir anı hatırlatmakta, ayrıca çoğu zaman buluştuğunuz minibüs durağı gibi mekanlarda da kendisinin bir hayali sürekli bulunmaktadır. baktığınızda onu orada görürsünüz.
işte burada --- "hadi ol eskisi gibi olabilirsen - sarı odalar" ---
tam köşeyi dönerken bir minibüsün içinden bir çift gözün sana baktğını hissedersin. tanıdık bakışlar üzerindedir, çevirirsin başını, gözlerin değdiğinde onun gözlerine başın döner, bütün sokak etrafında dönmeye başlar, yer ayağının altından kayıyordur sanki. öylece kalırsınız karşılıklı. hayretler içinde bakıyordur sana, onca yıl geçmiş olmasına rağmen birbirinize hiç değişik gelmezsiniz.gözlerinizden kalbinize bir ateş parçası düşer ve gökyüzü tepenizde dönmeye devam eder hiç konuşmadan çok şey söylersiniz birbirinize ve yürüyüp gidersiniz o hala arabanın aynasından olduğu yerde seni izlemektedir.o gün ve hatta o gece eski anılarını yad edersin gün ışıyana kadar ve bilirsin ki o da bu gece seni düşünecek. bunu bilmek güzeldir, acı bir tebessüm bırakır dudağında.
yanınızda yeni sevgili varsa ve alınacak bir intikamınız, göz göze gelmek, bakmak ama tek kelime etmeden yürüyüp gitmektir. hem de dönüp arkanıza bakmadan. bilirsiniz ki, o arkasına dönmüş bakıyordur uzun uzun.
"şeytan görsün yüzünü" sözleriyle karşılanacak karşılaşmadır. şerefsizin biriyse, yüzünü görünce işiniz rast gitmez, allah korusun. bir gece, hiç tanımadığınız birine, sırf ona benzemiyor diye usulca sokulup merhaba deyin daha iyi.
iş, okul, mahalle, arkadaş grubu, iki tarafın da sevdiği mekanlar, pilav günü gibi zorunlu ortak kullanım alanları varsa sürekli gerçekleşen, geçmişte bırakmak istediklerinizi asla unutturmayacak her gün ayrı bir sınav olur, kötü ayrılanlar için sinir harbi;
yada istanbul gibi koca bir şehirde genellikle istiklal'de (veya vapurda), hem ani hem nadir, kurz und schmerzlich olur.
onun hakkında düşünülenlerden çok niyeyse onun sizin hakkınızda ne düşünmüş olabileceği önemlidir hep.
ben hep suçluluk duygusuyla saklanmaya çalışırım ama karşı tarafın içtenliği ve sıcaklığı suçluluk duygusunu sadece biraz daha artırır. insanın içi ezilir*.
"karaköyde bir cafe, basit, gösterişsiz...adı titiz gibi iddialı birşey olsaymış kesinlikle bu kadar işlemezmiş. sebo daha halktan daha babacan bir isim. işin sırrı bu."
vapur düdüğü, özenilen kocaman resim çantalarıyla stil sahibi msü öğrencileri, midyeci, sarışın uzun ve salaş turistler...
o cafenin yanından geçerken daha önce oturduğunuz masaya kaçamak bir bakış atmaktır. tuz kokusuyla genzinize üşüşen tüm anıları silkelemek için çocuksu bir refleksle kafanı sallamaktır.
herşey ölümlü. sonsuzluk vaadeden sözler bile.
bir başına ve başın dik olarak yürümeye çalıştıkça eline koluna anılar çarpar. yalpalarsın. gülümserken canın yanar bir yandan.
gittikçe daha flulaşır her şey. netliklerini kaybettikçe sertliklerini de kaybederler. yaşanmış herşey için iyi ki dersin; tüm başlangıçlar...ve tüm bitişler.