• videolar+1

  • görseller

    • eski sevgiliye mektup
    • eski sevgiliye mektup
    • eski sevgiliye mektup
  1. küfürle başlar, küfürle biter. amaç deşarjdır sadece.herşey kusulur sırayla.
    örnek cümlelerle anlamı yoğunlaştıralım:
    "herşeye sen sebep oldun pislik. dostluğunuda istemiyorum. bana bırak ruhumu yeter!"
  2. örnek teşkil etmesi için...

    "sevgili .....
    seni temin ederim daha bu satırları okumaya başladığın ilk anda bile bir delilik nöbetiyle karşı karşıya bulunup bulunmadığın ihtimali göğsünden içeri girip yerleşecek.sende izinsiz yaratmış olduğum bu şaşkınlık için umarım beni bağışlarsın.
    evet, biliyorsun, sana karşı duyduğum şey yüzlerce yıldır bir erkeğin bir kadın karşısında duyduğu şeyin tıpkısıydı.
    ruh, ince, düz ve yuvarlak ateş parçalarına benzer atomlardan oluşmuştur.bunların beden içinde işleyişinden ise yaşam olayları doğar.fakat,aşağı doğru, dümdüz ve yağmur damlaları gibi düşmekte olan ruh parçalarının özgürlüğe çok benzeyen bir gücün etkisiyle kendinden uzakta başka bir bedenin içindeki ruhun çekiciliğine kaymasının nedeni neydi sence ? ölümlülerin buna yanıtı "aşk" olurdu.
    hiç bir neden seni yada beni korkutmasın istedim."hazları kendi içinde kotarmaya alışmış bir ruh mutludur " der demokritos.ben sana bu mektubu yazmak ile mutluyum.
    birbirimizi hiçten biraz daha fazla tanıdığımıza eminim.sana dokunmak için hayatımın bahşettiği zaman dilimleri çok cimri davrandı bana.sana çok defa yalan soyledim, bunu ruhun intiharına karşı olduğum için yapıyordum.senin varlığını içimde yeşermiş bir tohumun filizi gibi görmedim.sen beni yaşamdan koparıyor, korkularımı aç bırakıyordun.sana sürekli yalan soylemem gerekti.
    bana, dayanılomaz acılar çektirdiğini söylemek isterim.
    ancak beni aldattığın için seni ve kimseyi suçlamak hakkını kendimde görmüyorum.ölümden yaşam doğuramam ve bu yuzden acılar beni öldürmeyecek.ama yaşadığım ve yaşamakta olduğum herşey gibi, gerçek ölümü içinde bulunduğumuz sessizlikten beklemek gerekir.bu mektup bu yüzden var oldu...
    kırgınlığa merhamet ile el uzattığım endişesine kapılma; senin de bir günahkar olduğunun ve senden özür beklemenin daha büyük bir günah olacağının da farkındayım...
    tüm bunları bir başkasına anlatmak zaruretini gördüğüm vakit, bu kişi hayatımdaki tek kutsal sevginin sahibinden başkası olamazdı elbette.mektubu okuyup, üzülmeni istiyor değilim , "neden gözyaşı dökelim ki bizi silahsız bırakacak olan akan kanımıza"...

    hoşçakal.. "


    edit: kesin yapistirin, kendi sozlerinizi basina sonuna ekleyin, gidin sikik forumlarda, facebook'ta paylasin arkadaslar. evet, evet devam edin, boyle yapin.
  3. hiç eskimeyen eski sevgiliye...

    her güne seni düşünerek başlıyorum, seni düşünerek bitiriyorum...beni nasıl bir eziyetle başbaşa bıraktığını bir bilsen...seni göremeyeceğimi bilerek uyanmak.
    ne kadar çok lanet ettim seni tanıdığım güne,hanı şu her ay kutladığımız o özel gün, o özel sayı. yanlış anlama sakin, lanet etmem sana değil, sadece bu kadar üzüleceğimi bilsem o bir sürü güzel günü feda edip seni hiç tanımamış olmayı tercih ederdim. senle ne kadar mutlu olduğumu, kokunu duyarak omzunda yattığım anki hislerimi unutmam kaç yılımı alacak kim bilir.

    söylesene sen nasıl becerdin? bir kere olsun yardım et bana, beni nasıl bir günde unuttuğunu söyle. sabahları ettim düşünerek ben. kaç gecemi tükkettim, uyandım uyandım, nerede hata yaptığımı düşündüm. bir kez sormadın bile... bu kadar kolay mi bir insanın hayatından çıkmak, evden, marketten çıkar gibi, eyvallah deyip gitmek.
    ''unutursun, unutursun'' diyen sesin kulağımdan hiç gitmedi aylardır. o dudaklardan mi döküldü bu kelimeler?
    bütün inançlarımı, bu güne kadar 'doğru' bildiğim, beni ben yapan değerlerimi sarstın.
    ben de ben değilim artık...
    öyle büyük bi acı ki bu, şu an bir başkasıyla köyün koyuna uyuduğunu bilmek, artık sen bile deva olamazsın derdime.
    kanadı kırık kuşlar bile gülerler şu halime.
    umarım bir gün anlarsın...
  4. neden ellerim titredi, kalp atışlarım kontrolümden çıktı? neden gözlerim bir an görmeyi unuttu? bilmiyorum… heyecanlanınca çocuk gibi olduğumu bir kez daha anladım. saçmalamak ve kontrolden çıkmak için öyle uygun bir andı ki kendimi zorlamama hiç gerek yoktu. her zamanki gibi akışına bıraktım. yaptığım imla hataları adrenalinin hala damarlarımdan bir zehir gibi süzülmesindendir. hormon bu yavaş ama etkili. yani aşk gibi geç vuruyor, güç vuruyor ama acıtıyor. sevmek de hormonların harekete geçmesi gibi, kendinden geçiriyor. beni hala 5 yaşındaki çocukların acemiliğine sevk edebiliyorsun, sıcağı sıcağına bu yazıyı yazdırabiliyorsun. acı çektiriyorsun. evet, farkındayım yine kendimi acındırıyorum. ama kabul etme zamanı gelmedi mi sence de? ben acınacak haldeyim. gözlerini kapatınca, tüm gücünle sımsıkı yapıştırınca gözkapaklarını birbirine gerçekleri umursamamak çok kolay oluyor. nereden biliyorsun deme. sen öğrettin bana. hala da öğretiyorsun ya boş… salınmayı, salmayı, susuzlukta kıvranırken, sıcakta erirken, buzu paylaşmayı bildik seninle, şimdi mi? sorma!! bir damla gözyaşını paylaşamıyoruz. ne acı sözler tutulmamak içinmiş öğreniyoruz. yazılan bir yazı bir kez daha okunursa uğuru kaçarmış, düzeltmek mükemmeliyetçilere mahsusmuş bunu da öğrettin bana. sen bilemezsin belki daha neler öğrendim senden. yaşayıp geçmeyi, pişman olmamayı öğrendim. hadi git şimdi uyu sıcak yatağında, bensiz ne kadar ısınırsa… daha fazla konuşturma beni bilirsin ağlamayı sevmem yalnızken. ne zamandır yalnız ağlıyorum ya heyhat! çare aramıyorum merak da etme. sensizliğe sen bile çare olamazsın zaten artık. başka bir şey beklemem de çocukça olur bu durumda. heeyy sana dedim; hadi git yat rahat bırak beni mezarımda mutluyum sensiz burada huzurluyum. rahatsız etme. allah’a isyan ettirme beni; ben dünyaya senin tarafından acı çektirilmek için gönderilmedim. allah da biliyor ya tek suçlu benim. neyse günah çıkarma zamanı değil şimdi. hadi git yat. benim de uykum var 4 aydır; uyuyayım sessizce. sessiz bir gidiş olsun istiyorum. ölümün kokusu yayılmasın etrafa. kimse ayırt edemesin ölümle uykunun garip kokuları arasındaki farkı. ahh!! sen ve ben gibi; ölümle yaşam… sen yaşam ben ölüm. allah’a kavuşuyorum. ölüm acıdır derler bunu da ben öğretmiş olurum sana. aşk rol istemez. öğretmenlikteki ilk ve son rolüm olsun affet ve sonsuza kadar hoşçakal…
  5. en güzel örneği belki de solmaz kamuran tarafından kaleme alınmıştır.

    eski sevgilim;

    nerelerdesin, ne yaparsın, bu gece mutlu musun, karnın doydu mu, yoksa , yoksa zengin mi oldun?

    çocukların var mı, kirada mısın, inanmam kim derse desin “ev sahibi oldu” diye...

    bir bahçen var mı, ya da en azından o özlediğin çiçeklerin açtığı bir küçük, küçücük balkonun...

    hala bezelyeden nefret ediyor musun ve zevkten geberiyor musun bir kızarmış mantar soslu biftek için?

    eski sevgilim, hala akşamüstlerini seviyor musun, ışıkları yakmadan karanlıkta bakıyor musun ufuklara, elinde bir kalem çiziktiriyor musun kağıda adını sanını bilmediğin kadınların gizemli suratlarını?

    yoksa o nefret ettiğin işyerlerinden birinde mi çalışıyorsun, tuvalette patronuna gizli küfürler savurarak, sinirlenince hala burnunu çekip duruyor musun?

    eski sevgilim,ah benim eski, çok eski sevgilim...

    sabahları telefonda , “uykum kaçtı, dün gece hiç uyuyamadım” diye yalan söylüyor musun çatallı sesinle arkadaşlarına, tüm tv programlarını gün ışıyana dek seyrettikten sonra? tembelim benim, bir zamanlar benim olan tembelim.

    hala, okumadığın kitapları okumuş, görmediğin filmleri görmüş gibi yapıp, dergi özetlerinden dahiyane düşünceler üretiyor musun, çapkın gülüşlerinle...

    çapkın gülüşlerin dedim de, temizlikçi kadınlardan komşu teyzelere , köşe başı bakkallarından banka müdirelerine cömertçe sunduğun o mutluluk dolu , çapkın gülüşlerin; seni unutulmaz kılan o ışıltılı bembeyaz dişlerin ve içinde binlerce havai fişeğinin dolaştığı gözlerin onlardan ne haber?

    “iki üçünü çektirdim, gözlerim de artık yakından göremiyor, gözlük aldım, bir buçuk” deme, inanmam, daha doğrusu kıyamam sana, ve hayallerime, yapma tatlım...

    benim eski, eski, çok eski sevgilim ...

    sana neler söylesem...

    gün batımını seyrettiğimiz sokak ağızlarındaki kayıkhaneler yıkıldı gitti, birlikte ders çalışır gibi yapıp bakıştığımız, masa altlarında el ele tutuştuğumuz çayhaneler de...

    hep yürüdüğümüz o yol var ya, şimdi kentin en işlek yollarından biri oldu, 13 numaralı otobüs bile yok galiba...

    doğrusunu istersen ben de uzun zamandır otobüse binmedim, otobüsler de o otobüsler değil, hepsi reklamlarla donandı, bizim hiç bilmediğimiz...güya biz hızlı yaşardık değil mi, seninle bir kez bile hamburger yemedik oysa, ne de bir başkasını su yeni moda hızlı tıkınmalardan...

    olsun...

    ben seninle buluşmaya gelirken çok hızlıydım, sen de öyle... en çok ben mi seni bekledim, yoksa sen mi beni? bana hep sanki ben okka altına gitmişim gibi geliyor, sanırım bunu annemden ve anneannemden ve belki de büyük anneannemden öğrendim. fark etmez, kim kimi daha çok beklemiş, sence?

    onu bunu bırak, çatlıyorum meraktan, gerçekten, ne yapıyorsun, benim gibi düşünüyor musun?

    aklından geçiyor muyum, arada bir de olsa, dünyada en çok bunu merak ediyorum...

    yok huzursuz olma, mutsuz değilim, ama yalnızca bilmek istedim, seni ve neler yaptığını...

    eski, çok eski sevgilim , beni hatırla, uzaktan da olsa bir merhaba yolla. ..

    bir ağacın gövdesine dokun, bir boşalmış bardağı sıkıca tut, bir filmde durduk yere gözlerin yaşarsın, hani olur ya bir de şiir duyarsan aşk için yazılmış...

    beni hatırla...

    sana kapı arasından bir küçük merhaba, fısıltıyla...

    nasılsın?
  6. defalarca yazılabilecek buna rağmen asla gönderilemeyecek ya da verilemeyecek, insanı rahatlatan bir eylem.. eski sevgili asla okuyamaz bu tip mektupları.. yazıldığını bile bilmez çoğu kez..
  7. sen gittin ya ne şarap eski tadını verdi ne de baktığım gözler.. silinmedi kalbimde bıraktığın izler, söylediğin güzel sözler.. senden sonra yaşamımın bir anlamı kalmadı, hayatı neresinden tutsam elimde kaldı.. sen gittin ya hiçbir şey eskisi gibi olmadı..
  8. ooofff! üzülme bebeğim, sakın üzülme. olmadı işte, ayrıldık. kızmadım sana, kızamıyorum. yeter ki sen üzülme. ben sana hiç kıyar mıyım? yani o kadar da hıyar mıyım? hıyar dedim de aklıma geldi. yeni sevgilinle aran nasıl? o da seni benim seni çok sevdiğim gibi seviyo mu? arasıra görüşelim olur mu? misafir ol gel bana, yumurta kırayım sana. param pulum yok ama, borç yazdırırız bakkala. seni nasıl sevdiğim senin hiç şeyind eee umrunda değil. hatırlar mısın bilmem o mahur beste çalar müjganla biz fenalaşırdık. he sahi geçen gün bekledim seni saza niye gelmedin? seni bilmem ama ben acayip gaza geldim. sonra soda içtim, geçti. hatırlamalı, sevgiyle anmalı, unutmamalı, incitmemeli, uçan memeli, kaçan memeli, tutan memeli, öbürü de gelmiş hani bana hani bana demiş. biliyorsun, ne yapsam ayrılamam senden asla. hafife alma, aşk vurur insana. bir de yer vurur sonra. masa tenisi. bu kadar kolay sanma ilvanlım! -ilvanlım ilvanlım ilvanlım amma- amaaan neyse. sen çok güzelsin yavrum. a acayipsin, b acayipsin, c hiçbiri, d hepsi. hatırlar mısın sazlar çalınırdı çamlıca'nın bahçelerinde. benim de arabanın teyibini çalmışlardı. şimdi de seni çaldılar benden ve şimdi içiyorum her gece, her gece başka bir işkembe. paça, tuzlama, kokoreç, kelle. gel beni kısmen yelle. he unutmadan, ıı ebabil bir kuşsa, saka daha kuştur! saka kuş olarak kalacaktır. kuştur, kuş olacaktır. kuştu, kuştunuz, kuştular, kuşarlar. şiirime burda son verirkene, bi dakka doktor bey geliyorum. şiirime burda son verirkene seni çok sevdiğimi söylemek istiyorum. ha bi de yeni bi kedi aldım. o da çok şeker. gidişim suskun olmuştu ama dönüşüm muhteşem oldu. yaslı gittim şen geldim, aç koynunu ben....

    alıntı: grup vitamin / aşığın şiiri
    (bkz: www.gokhansemiz.net)