son anda yapmaktan vazgeçtiğim şey...sonuçta istediğiniz kadar ondan uzaklaşın gittiğiniz her yerde ondan bir parça bulursunuz.çünkü bir parçası sizinle,içinizde kalmıştır...
eski sevgilinin bulunduğu kente gitmek başlığından yönlendirildiğim esnada, winamp shuffle'dan "unut sevme" çalmaya başlamıştır. iki kez yaptığım bu eylemde manisa beni haziranın ortasında ve daha önce mayıs sonu yağmurla karşılamıştır. "bu sabah yağmur var istanbul'da" şarkısı yalan olmuştur artık. o manisa otogarı nasıl bi otogardır görmeden şehri terkedemiyorum. yürümemelisindir artık o şehirde, uçacak mısın kanat mı açacaksın ne yapacaksan yap, kaçacaksın bu kadar basit. yok be vazgeçtim o kadar basit değil...
her yerde onunla bir anınızın aklına gelmesi düşüncesiyle ondan tamamen kurtulamamanın sizi gaza getirmesi sonucu o şehirden ayrılmak, belki biraz faydalı olabilir ama özlem yine her şeyi değiştirebilir..
duruma göre iki şekilde açıklanabilir.birincisi,eski sevgilinizi hala unutamamışsınızdır heran onunla karşılaşmak ihtimali sizi yoruyordur .ikincisi,eski sevgiliniz sizi unutamamıştır sizi heran rahatsız ediyor,tanıdıklarla haber yollayarak onlara sizi sorarak piskopata bağlamanıza nden oluyordur sizde çareyi kaçmakta bulursunuz.tecrübelerime dayanarak birinci durumdaysanız şehri terketmeniz hiçbir işe yaramaz fakat ikinci durum için iyi bir çözüm olabilir tabii gideceğiniz yeri kimseye bildirmemeniz şartıyla.
(bkz: sensiz istanbula düşmanım)
(bkz: nereye baksam onu görüyorum sendromu)
gerçi istanbul gibi içinde minimum 3-5 şehir barındıran bir metropolde sevgiliden kaçmak için şehri terketmeye gerek yok. istanbulda değilseniz kalkın gelin, burada herkese yer var (!)
ayrılığın ilk anları en zorudur, hala seviyor olmak, özlem duymak bir yana alışkanlıklar vardır ilk aşamada. attığınız her adım da sevgiliyle geçen bir anı canlanır zihninizde, kaçıp gitmek gelir çok uzaklara, vazgeçmek bir anda sevgiliyi hatırlatan herşeyden, ama nafiledir. ne kadar kaçsanız da yoktur bi çaresi herşeyi terketseniz de duygularınız kalır içinizde, size sizden armağan. zamanla farkına varırsınız ki tek kaçış yolu yüzleşmektir herşeyle, en zoru olsa da. öte yandan da yıkımdır aslında, eğer artık yürüdüğünüz yolda, hep birlikte gittiğiniz mekanda canınız acımıyorsa, bişeyler hissedememeye başladıysanız unutmuşunuz zannedersiniz ama o unutmak değilde ruhunuzun ölmesidir aslında, anıların silinmesi değil, yaşanmamışlıkla dolu olmasıdır. sevinirsiniz öncelikle başardım unuttum diye, ama nafiledir oda. yavaş yavaş hissizleşmeye başlamışsınızdır. bunu çok iler ki bi tarihte farkettiğiniz de bir de bu yakar içinizi, konuşamaz, anlatamaz olursunuz duygularınızın yoğunluğunu, ben bu muydum diye sorgulamaktan alıkoyamazsınız kendinizi... hepsi bir yana en sonunda farkına varırsınız ki yenilgiden kaçmak hiçbir zaman çözüm değildir. ne duygulara ne de yaşama...
belki acıyı biraz dindirmeyi sağlayacaktır.ne de olsa şehrin daha önce beraber gittiğiniz bir köşesinde,bu sefer yalnız olursanız,anılarınız depreşecek,eski günleri düşünüp hayıflanacaksınız.
aslında kaçılan eski sevgili falan değildir; sizin için önemli olan, çok özel ve değerli şeyleri paylaştığınız insanın artık sizin olmamasından dolayı içinizin acıması sonucu bu acıyı dindirebileceğinizi sanarak bir yürek dolusu sancı, hatıra, anı ve gözünüzün önünden hiç gitmeyen o suretle birlikte en yakın otobüs terminaline gidersiniz ve şehirler ötesi bir bilet alırsınız. gittiğiniz vakit anlarsınız bunun hiçbir işe yaramadığını ve mekanların ve yerlerin acıları depreştirme de fark ettiğinin farkına varırsınız.
benim eski sevgilim şimdi pariste, ben ise eminönündeyim. şimdi benim fırsatım olsa yeminnen diyorum o parise gider, eyfel in önünde de kapı gibi 8-10 fotoğraf çektirir burda arkadaşlara hava atarım. sikmişim eski sevgilisini de, hüzün-acı-hisli oğlan ayaklarınıda. banane lan, gel sen çalış bakalım mahmutpaşada da göreyim seni. eski sevgilinin bulunduğu kentten kaçmakmış, yek ya. ulan parasızlıktan tophaneye zor gidiyorum ben, paris olcakta kaçıcam, ahahah, siktirin ordan..