1. çok iyi bildiğim insanların iyiliğini isteyen bir patronum vardı, doktorlar dizisinden mi etkilendim nedir, ameliyat malzemeleriyle en iyi arkadaşıma iskence ediyordu. bırakıp gitmek zorunda kaldım canım arkadaşımı çünkü uyanmıştım... bir baktım kıç açık.
  2. geçen gün bizim şirkette biri başladı. cici bici ama tiki cinsinden değil, kendi halinde iyi aile kızı yani. hani erkeklerde baklava desenli kazak altına üst düğmesi iliklenmiş gömlek giyen tipler vardır, kızlarda da bu uzun etekli,boğazlı halen tanımlayamadığım kalın badimsi ama kesinlikle resmiyetten taviz vermeyen kıyafetleri giymiş, düz saçlılar olur ya... bizimkisi ondan işten. ara ara bakıyoruz buna, haftanın belirli günleri, hareketler garipleşiyor falan. adet günü gelmiş kız arkadaş modunda, huysuz ve iletişime fena halde kapalı. noluyo lan derken,"ulan wild sen piç adamsındır, çözersin bunu dedim" gazıyla çektim bunu köşeye. anlamadı önce, ama sonra yavaş yavaş kanına girip güldürdüm ki gözleri çiseleme erbabını almış olacak ki, hafif bir sıvı yoğunlaşmasıyla doldu. gerisini öyle bir anlatti ki fıkara;

    " tamam çok renkli bir insan değilim ama ara ara bana gelenlere bakıp da merak ediyorsun değil mi? bak bu aramızda kalsın. haftanın belirli günleri eski patronu görüyorum. zira eski patron deliydi bizim. özünde iyi adam ama karısını sumo güreşcisiyle bastıktan sonra, afedersin bu adam aletini bile göremez, benim neyim eksik modunda kendini ortamlara vermeye çalışmış. kuzey ülkelerine geziye gidip, kendini cinsel hayata vermiş. gerçi verememiş, ilk seferinde ukraynanın çok ücra bir yerinde bunu ilaçlayıp, her haltını almışlar(kahkaha atıyor). zor dönmüş buralara ama kafasında hep parayla bile.. anladın işte olmamasından(gülüyor) dolayı garip alışkanlıklar kazanmış. mesela her ayın 3. haftasının çarşambası noel baba kıyafeti giyip, rasgele gördüğü bir bayanın dibinde o çok dalgınken borazan çalıyor. 4. haftanın salısı ise, hava karardığında amuda kalkıp ortada dolaşıyor. zaten durmuyormuş, gidiyormuş bilmeyen çalışanları. ilk başta bunları sallamadım ama, hatta şirin buldum ama ilk haftanın cumaları şaka dükkanından aldığı papyonu takıp, dudaklarına sürdüğü rujla çalışanlarının ayak bileklerini öpmeye çalışması tam kabus oldu. çığlık atanlara da garip papyonundan domates püresi fışkırtıyor. bunların hepsi birikti bünyemde(ağlak ve muğlak ifade).

    dayanamıyorum wild bazen. bu günlere denk gelen günlerde bir bakıyorum, bizim patron geliyor iç çamaşırıma konserve kutusu takıyor. bazen kafamdan aşağı bolonez spagetti dökmüş yukarıdan kurduğu bir aparatla. diline vazelin sürüp enseyi yalamalar falan ıykkkkk(midesi bulandı). paranoyak oldum ben de. hayır, onun bile yapmayacağı şeyleri görmeye başladım. gittiğim psikologları adamın ismini duyunca koltuklarının arkasına saklanıp, 911 i arıyorlar. galiba bir görsel bir hastalık. ayrıca o elindeki neyse(elimde bir şey yok bu arada), yüzüne bunu sıkarım(sıkıştırılmış sülfirik asidle güçlendirilmiş silek ilacı). ya gitsene sen. neden bu kadar yaklaştın bana. aaaaa... daraldım canım."

    rezidans insanından bakırköy ruh ve sinir hastalıklarına doğru bir road trip macerası hissettim ve acıdım. gerçi etkilenmiştim, zira bizim patron da kostüm partisinin denemelerini ofiste yapıyordu ve kendimi kapının eşiğinden tek gözle bakan biri olarak gördüm. ha siktir tabi...