1. aklıma hep benden önce o kitabi okuyan insanların hayatları gelir hayallerini ümitlerini aklıma getirir o kitabın kokusu.
  2. çocukluğumun kısacık bir dönemine tanıklık edebilmiş ve geçirdiği kaza sonrası ziyaretine gittiğimiz günlerde biz kardeşimle evin içerisinde koltuktan koltuğa atlamak gibi yaramaz hareketler yaparken, bacağı kırık bir şekilde oturduğu kanepedeki görüntüsü ve bize bir şey olacak diye panikle çarpan yüreğini görebildiğim endişeli mavi gözleriyle hafızamda kalmış dedemi hatırlatan kokudur. o zamanlar bu evde bir odayı dolduracak kadar kitabı taşıyan kocaman bir kitaplık vardı duvarların birinde. dedemin vefatından sonra bu kitapların tamamı anneme kalarak bizim eve taşındı ve çocukken okuduğum kitapların hemen hemen hepsi bu kitaplığa aittir. birisini tanımanın ne demek olduğunu henüz bilmediğim bir yaşta kaybedilen ve o zamanlar bana annemin gözyaşlarından başka pek bir şey ifade etmemiş dedemi, aklım yetmeye başladığı zamanlarda okuduğum, eskiden ona ait olan kitaplar ve onların ilk sayfasına attığı tarihler, şehir isimleri, bazı sayfalarına düştüğü minik notlardan ufacık da olsa tanıma şansım oldu denebilir. hatta bu kitaplığa ait ve ortaokulda defalarca okuduğum tek sayfası eksik, eski basım bir çalıkuşu nun sararmış sayfaları, kokusu ve eski türkçesinde bulduğum tadı, kitabın yeni basımları da dahil olmak üzere hiçbir kitapta bulamamışımdır. bu yüzden eskimiş kitap kokusu bana hep endişeli mavi bakışları, kır saçları ile dedemi hatırlatır.
  3. kokladığım zaman sinema salonunda türk film izlerkenki duyguların aynısını hissettiren kokudur bana. kültürün, boş işlerle uğraşmamanın, kendine faydası olan bir şeyler yapmanın verdiği gururun yaşattığı, kısaca kendini iyi hissetmenin kokusudur.
  4. enfes bir kokusu vardır bilinir herkesçe, ama ben rengine takığım işte. sepya rengi olur hani bu eski kitapların, aklıma hep ayrılığı getirir, kim bilir kaç kişiden ayrıldı, kim bilir kaç kişi okudu da bir başkasına sattı, hediye etti ya da kim bilir kaç kişi birinden ödünç aldı da vermedi bir diğerine de sepya ayrılık rengi sinmiş kapaklarına ve sayfalarının arasına..
    sepya ayrılık rengi, ne dersiniz eski kitaplar bu yüzden sepya olabilir mi?

    kadıköyde sahafcılar çarşısı vardır, bahariye caddesinin üstünde hatta halk eğitim merkezinden boğaya doğru giderken sağda kalır, lise ikinci sınıfa giderken orda çalışırdım, sahafta.
    cok eski kitaplar vardı, yenileri de vardı elbet ama genelde önemli kitapların ilk basımları, yayından kalkmış dergilerin ilk sayları, kitap kadar güzel kokan plak kapakları ve plaklar... hatta elimde safahatın 1947 basımı bulunmaktadır ki çalıştığım sahafın sahibi hediye etmişti, böylesi kitapların kıymet bilenlerde olması gerektiğini söylerdi iyi niyet gösterip hediye etmişti, ne kadar kıymet biliyorum, ne kadar hakediyorum o kitapları bilinmez ama... kitap okuyan için eski kitabın kokusu ne demek, rengi ne demek çok iyi bilirim, hele böyle bir tanesi elinizde ise ve gözünüz gibi bakıyorsanız her defasında kokusunu merak edip kokluyorsanız dimağınızda nasıl enfes bir tat bırakır bilirsiniz...
  5. okunmamaktan, bir köşede tıkılıp kalmaktan kokar o kitaplar biliyor musunuz? yani bana "aga eski kitap kokusuna bayılıyorum kendimi kültürlü istiyorum çünkü bunların hepsini okuduğum için" gibisinden sığ entelektüalizm yapan adama derim ki o kitap sen onu okumadığın için kurtlanmıştır, o kitap sen onun yapralarını kavramadığın için sayfalarını gevretmiş kırılmaya başlamıştır.

    o yüzden eski kitap kokusunu hiç sevmem. kokudan dolayı değil hoş genzi yakan bir kokusu vardır elbet lakin sevmem çünkü o kitap kendi hüzünlü kaderini kokusuyla burun çatalımdan içime yansıtır. derki bak bu kadar çok güya kitap seven insan var ama sadece kokusunu alabilmek için geliyorlar yüzlerce sahafa. birisi de elime alıp okusa, der gibi geliyor bana..
  6. gizemi içinde barındıran kokudur. yıllarca kapısı açılmamış bir eve girip, odalarından birinde bir yığın kitap bulunca "işte hazineyi buldum." diyerek onlardan birini açıp, koklamak ne büyük keyiftir.