aynalara karşı bir haykırıştır bu, en acısından..
bir zamanlar kendine, ve belki de başkalarına davullu zurnalı duyurmuşsundur, memnunsundur tam kendinde olan birşeyden, söz veriyorum değişmeyecek bu, koruyacağım ne pahasına olursa olsun. değişmeyecek birşey varsa, bunu o yapacağım.
sonra aynı terane. farklı yerler, farklı yüzler, farklı zamanlar. insan değişik şeyler yaşar, insan mutlaka değişir. yara izlerini saysana bir, bazıları sokakta oynarken, bazıları kendi evini kurarken tadilattan. acı kaynakları değişir, tepki bekleyen etkiler değişir insanın hayatında. ya içindeki izlere bakarsan, ilkokul aşkının öpücüğünün izi ile yalnızlığının gözlerine yerleştirdiği matlık da hep senin üstündeki izler değil mi aslında?
(kaçınılmaz bakınız:
iz bırakanlar unutulmaz )
gel zaman git zaman, aynı şeye başka tepkiler verdiğini farkeder insan. büyüdüm der, olgunlaştım der avutur kendini belki..ama asıl temizlik, seni üzene hıçkırarak ağlayabilmekte, seni kızdırana delirmişcesine tekme tokat atabilmekteki gibi çocuklukta belki de.. susmak, yutkunmak, herşeyi perdelerin arkasına itmeye çalışmak ne kadar istenilecek bir değişimdir ki insanın hayatında. işte değişimdir kilit nokta, sen o sevdiğin yanını değiştirmişsindir. koruyorum sanarken dönüştürmüşsündür, ayak uydurmuşsundur gün geçtikçe yapaylıklara katlanmayı bellettiğin haline. bunu fark ettiğin zaman, işte o incecik iz sızladığı zaman başlar eski kendine özlem.
çozümü var mıdır, var sayılır. yaşanmış bişeyi olduğu gibi silmek (burda da arayınız:
lacuna inc. ) insanın elinde değildir ama kişinin kendisinin üzerindeki etkileri sadece o kişinin kendisi etkileyebilmelidir. cevabı evet/hayır olan basit sorularla yönlendirmeli insan kendini belki de. kolay yola kaçmalı, daha düz, daha sade olanı seçmeli kendinde. özlediğin şeyin geri dönüşünü kontrol etmek elindeyse, bu ne büyük bir şanstır gerçekte.
yani aslında,
özlediğin şey eğer kendinse, korkulacak bişey yok, o içerde bi yerlerde.