insanı inceden inceye içine çeken olaydır. o siyah beyaz karelerin sadeliği, bir şiir dizesi gibi sarsıcı olabiliyor. sahi o derinlik, o incelik şimdi neden yok?
fotoğrafla sınırlı olmayan cazibedir. "nerde o eski günler" serzenişinin de temelinde bu cazibe yatar. gün geçtikçe kötüye gidiyoruz anlamında diyemem ama, eskiden yaşanılan bazı şeyler bugünkü robotlaşmayla ve hayatın rutinleşmesiyle kıyaslandığında daha lezzetli duruyor sanki...
o cazibe fotoğrafa değil eskiye aittir..eski olan herşeye ait olan bir cazibeden her an söz edilinebilir neredeyse..eski şarkılar,eski bayramlar,eski fotoğraflar,eski aşklar,eski eskiler..
genelde fotoğraf karesindeki birileri eksik olduğu için, adeta onları yeniden yaşatma hissi veren, zamanın da nasıl da hızlı geçiverdiğini bir kez daha hatırlatan duygu.
(bkz:
eski zaman insanlarının fotoğrafları)
çocuklarımız birbirlerinin
3d fotoğraflarını çekerken bizim fotolarda aynı cazibeye erişecektir.
zamanin nasil da gectiginin anlasilmasi, siyah-beyaz karelerdeki kisilerin masal kahramani olarak gorulmesiyle daha da artar bu cazibe. samimi ve sicaktirlar.
geçen salı beni iliklerime kadar içine çeken cazibedir. bir sahafın tezgahında yıllar önceden kalmış sahip çıkılmamış siyah beyaz fotoğraflara denk geldim. karışık halde hepsini incelerken bir nikah fotoğrafının arkasındaki yazı ilişti gözüme "bu mutlu günümde yanımda olmanızı çok isterdim. sizi çok özledim. kızınız sevim. 1976"
(görsel:
eski fotoğrafların cazibesi/105091)
fotoğraflar durur, yeniler cazibelerini kaybeder.
(bkz:
eskiye dönme arzusu)
görüyorum ki bir nesle ait bir durum değil bu, bizden eskiler de hep eskiyi özlemişler, onlardan eskiler de belki.. hayat bize hayal kırıklığı olarak dönüyor zaman geçtikçe ve bize hayal kırıklıklarının öncesini hatırlatan her şeyi yüzümüzde buruk bir gülümsemeyle anabiliyoruz sadece.
şair demiş ya
biz büyüdük ve kirlendi dünya, küçükken hayal ettiğimiz hayatın var olmadığını anlamamızla başlıyor heralde bu kirlenme düşüncesi.. küçüklere bakıyorum şimdi, dünya onlara göre öyle temiz ki, anlayacaklar biliyorum, duvara toslamış gibi sendeleyecekler ilk fark ettiklerinde, ama anlayacaklar..
geçmişe gitmenin tek yolu. o anlarda artık şimdiki zamanda yaşanmıyor. çekilen cefalar, eziyetler, rezillikler artık rahatsız etmiyor. mutluluklar, huzur, neşeler katmerleşerek daha da artıyor. ama. sonunda bu iyi duygular yerini kötü duygulara bırakıyor ki çektiğimiz onca cefa bünyemizi sarsacak düzeye çıkabiliyor. tavsiyem sık sık yapmamak yönünde. hatta kapatın albümü. koyduğunuz yeri de unutun.
öyle bir çekim alanı oluşturur ki bu cazibe, eğer o eski fotoğrafta siz varsanız ve hatırlayabiliyorsanız o anı, o ana gidersiniz. ruhunuzla, aklınızla, düşüncelerinizle ve o zamanki hissettiklerinizle orda, o insan(lar)ın yanında olursunuz.
evirip çevirirsiniz fotoğrafı elinizde, gözlerinizi ayırmadan dakikalarca bakarsınız. hafızanızın kuvvetli olması bu anlarda bir yüktür. detaylar, mimikler gelir boşluğa, büyür, büyür... havayı doldururlar ve siz onları içinize çekersiniz. aldığınız nefesi içinizde tutmak istersiniz, gözlerinizi kapatırsınız. ama sonunda soluğunuz sizi terk eder, tıpkı artık geçmişte kalan o anlar gibi.
lezzet gibi, koku gibidir eski fotoğraflar.
örnek teşkil etmesi açısından kendi cazibesini eski fotoğraflarla arttırmak isteyenler deneyebilir.
http://www.yearbookyourself.com