sözlükte genç bir nüfus var. çoğumuz gözümüzü migros'la açtık. eski bakkalları ancak eski türk filmlerinde görebiliriz artık. ama ben 30'lara yaklaşmakta olan biri olarak az da olsa hatırlıyorum. şimdiki gibi buzdolabı falan yok. benim hatırladığım soğutma dolapları, insanın beline gelir yükseklikte, kapısı geçmeli kilit mekanizmasıyla yapılmış soğutma dolapları. bunların kapılarını da bayağı bir vurdurarak kapatmak zorundaydınız. her yer tahta raf. yerlerde kaplama filan da yok. bildiğin dandik beton. (o beton bile zor hatırlanır) kapısı da tahtadan. sağda solda da tahtadan çamlıca gazoz kasaları.
neyse nerden geldi aklıma bu? bugün gittiğim bir yerde bir bakkal girdim, o eski türk filmlerinde bile görülemeyecek eskilikteydi. beni çok etkiledi. sanki birden jenerasyon değiştirdim. ne alacağımı unuttum. sadece bakakalıdım içeriye.
girişteki o eski beton artık çiğnenmekten ezilmiş. her yer bel vermiş raflarla dolu. eski ekmek dolaplarını hatırlayanlar bilir, tezgahın arkasında, kapağı yukarı doğru açılır olurdu. eğilip içinden ekmek alırdın. aynısı orada. açılıp kapanmaktan, tutulmaktan tahtalar aşınmış. o eski bakkal kokusu da vardı içeride. sahibi de 55'lerinde biri. sorduğumda buranın 40 yıllık olduğunu söyledi. belli ki babasından kalmış burası. hiç ellememiş ama. eski camlı tahta vitrinler var. insana öyle bir 70'li yıllar havası veriyor ki, sanki adam arkada pirince taş koyuyor, zeytinyağlarını tezgah altına saklıyor gibi. ali şen fötür şapkasıyla tezgahın arkasından kalksa şaşırmazdım.
adam "buyrun" dediğinde ancak gözümü alabildim. daha ne istediğimi söylemeden içerideki ambiyansın ne kadar güzel olduğunu, buraya kesinlikle ellememesi gerektiğini söyledim. o da güldü, "sağol" dedi. belki maytap geçtiğimi sandı, belki durumu kötü olduğu için masraf yapamadığını aklına getirdim. bilmiyorum. ama bir müddet daha içeride kalabilmek için salak salak bir şey diyecek gibi bakındım.
beni çok etkiledi işte, yazmak istedim.
sadece bakkal dükkanları değil, bakkal amcalar da zaman içinde evrim geçirdiler. kapının önünü toz kalkmasın diye sulayan çevre esnafın ya da apartmanların çocuklarına küçük şekerler veren, kapının önünde tavla oynayan çayını içen, yandaki berberle-kahveciyle maç muhabbeti yapan, dükkanını işyeri gibi değil ikinci evi gibi gören tonton, veresiye satıp geçinmeye çalışan bakkal amcalar yerini peşin satan göbekli, kalantor, suratı sirke satan adamlara bıraktı. belki zaman da değişti, müşterilerin samimiyeti ve dürüstlüğü değişti, herşey gibi o devir de kapandı..
leblebi tozu, 1000 liraya sakız, 2500 liraya balık kraker alınan, dükkanında olmayınca dükkana bitişik eve gidip rahatça çağırılabilen bakkallardır.
eski bakkalların bazıları evlerin bir odası olurdu, "salih abiii, nuriye ablaaa" diye bağırdığın zaman ellerinde ya çekirdek ya çayla bakkala geçerlerdi, bir litrelik şişe kolalar satarlardı en çok.
(khaki, 01.08.2007 20:45)
bizim bi
mahmut abi vardı. çok iyi bi abiydi. bana cinselliği öğreten adamdır.
düzeltme: bu giri daha uzundu da utanıp sildim gerisini.
(damned, 01.08.2007 20:54 ~ 02.10.2009 11:38)
yine bizim bakkal osman abi (bkz:
eski bakkallar/!damned).
ergenlik dönemlerim.. ve her girdiğimde aynı muhabbet:
"tükürmeye de başlamıştır lan seninki ele avuca sığmıyodur şimdi. gel arkada bi göstersene.. kaç santim oldu? "
neyse... annem 10 tane yumurta almaya yollamıştı. girdim istedim.. birer birer doldurdu torbaya.. torbaya yumurta attıkça sayıyo..
bakkal: bir, iki...... altı, yedi, sekiz... 2 de sende var 10..
ben: #!$½^£
offf hakkaten neydi yaa o özel kokusu sempatisi insan ilişkileri acyip eski bir bakkal hem kaynana hem gelin hem muhtar hem ayakkabı bağlayıcı hem totoş hemde çok amaçlı ingiliz çakısıydı herşey eski bakkallardaydı muhabbeti dostluğu acayiptir onların mahallede ne olup bittiğini bilir gözlerinden düşünceni anlar veresiye defteriyle gönlüne taht kurar eğer bir başka bakkaldan alışveriş ettiğini görürse ağzına sıçardı hatta israfı sevmez huni koyar öyle yapardı bizimkinin karpuzlarıa işemem hala sıkandaldır adam senelerdir geçtiğimde anlatır
orta yaşın üzerinde olanlar aile şirketi olarak işletirdi; kadın genelde kasada durur, adam da satışı yapar, çocukları da ayak işlerine koştururdu. genel olarak da para üstü yerine sakız, şeker ne geçerse o an eline o verilirdi, bozukluk kalmadı diyerek.
(qsxdr, 10.09.2009 13:27)
mavi yelek giyerlerdi. kulaklarının birinde kalem bulunurdu hep. sürekli veresiye yazmaktan olsa gerek. şimdilerde ise
post makinesi ni cebinde taşıyanları görmek mümkün.
bardak oldular. oha.
(bkz:
bakkaldan bardak yapmak)