• isle of dreams
    itü sözlük yazarlarına özel %20 indirimli biletler için son tarih 19 temmuzkayıt ol
  • görseller

    • esir şehrin insanları
  1. türk edebiyatı'nın usta yazarlarından kemal tahir'in başyapıtlarından olan, mütareke dönemi aydınlarını anlattığı esir şehir üçlemesinin ilk kitabının adıdır. yazar bu ilk kitapta, birinci dünya savaşısırasında istanbul'daki sivil aydınların durumunu ele alır. osmanlı kuvvetlerinin yenilgiyi kabul edip silahlarını işgal ordularına teslim ettikleri bu dönemde aydınların en umutsuz koşullar altında savaşı üstlenişlerini anlatır.
  2. kemal tahir'in güzel bir eseri. aslen üçlemedir bu kitaptan sonra esir şehrin mahpusu ve yol ayrımı kitapları yazılmıştır.
    tahir'in yaşadığı bir dönemi anlatırken vermek istediği mesaj, açıkça karakter çözümlemeleri üzerine kitlenmiştir aslında. kitabın baş kahramanı kâmil bey, karısı nermin hanım, arkadaşı ihsan ve ahmet, ihsan'ın karısı nedime hanım, niyazi efendi, enişte bey, hala hanım, ramiz efendi, ibrahim efendi...
    bütün bu karakterler gerçekten de o zaman istanbul içerisindeki farklı görüşlerden toplumsal katmanları yansıtmaktadır. kâmil bey, ana karakter olarak, amatör sporcu ruhu gelişkin, mert bir insandır. fransızca, italyanca, ispanyolca ve ingilizce bilen bir paşa oğludur. senelerce avrupa'da yaşamıştır, halktan uzak yaşamış fakat ülkenin içerisinde bulunduğu hale de üzülmekten kendini alamamaktadır. ihsan ve ahmet, anadoludaki direnişe katkı sağlamak isteyen kâmil bey'in galatasaray lisesi'ndeki eski arkadaşlarıdır. nedime hanım ise ihsan bey'in eşidir, anadolu ruhunu taşıyan aynı zamanda modern hayat gereklerinin önemine işaret eden mücadeleci bir kadındır. hala hanım ve enişte bey ise, büyük bir ilgisizlikle düşman kuvvetleriyle işbirliği yapan, yaptıkları işlerin vehametinin farkında olmayan zengin kimselerdir.

    kitap boyunca sodom ve gomore'de olduğu gibi istanbul'un içinde bulunduğu ihanet şebekelerini görebiliyor, niyazi efendi gibi paragöz vatan hainlerinin de iç yüzünü anlayabiliyorsunuz. m. m ve karakol cemiyeti gibi o sıralar anadolu'ya silah kaçıran örgütler hakkında kısa malumatlar alabiliyor ve en önemlisi bir laçkalaşmış, köhnemiş "osmanlılık" anlayışıyla karşılaşıyorsunuz. osmanlılık anlayışı üzerine çok güzel bir "aydın" eleştirisi var ki, kitap sadece bunun için bile okunabilir. okumuşu az olan bir ülkedeki, aydınların da birbirilerini yemekten, başladıkları işleri yarım bırakmaktan, köhnemekten, doğru-yanlış ayrımını yitirmekten ve olaylara sadece kendi doğrultuları noktasında bakmaları, halkı teşvik etmek, yönlendirmek, yüreklendirmek yerine kendi sığ alanlarından çıkamamaları çok güzel anlatılmış. bugün de aslında halktan kopmuş "aydın"ların hali böyle değil midir?
    kamil beyin istanbul'dan öteyi hayal edememesi, oraları sadece asker toplanılan çorak araziler olarak görmesi, "her yer gitti anadolu ne yapabilir ki?" diye düşünmesi, tam tamına ogünkü istanbul elitlerinin yaşadığı buhranı yansıtmaktadır. anadolu'nun sefilliği doğrudur fakat halktan uzak bir yaşam, kendi insanlarını öğrenmek, anlamak ve duyumsamak yeteneklerini köreltmiştir osmanlı aydınının. sonra farkedilir ki, istanbul, elitleri ve aydınları dışında, dimdik ayakta özgürlük için, kurtuluş için sebat etmektedir. sonra anlaşılır ki, üç-beş çapulsuz 12 senedir süren savaşlara, acılara, yaralara, yenilgilere rağmen hala özgürlük diye diretmektedir.

    bunun dışında kitapta, atatürk'ün "harbiye nazırı" olmak istemesinden, inönü savaşı'nın "olmadığı" noktasına kadar pek çok iddiaya ince cevaplar verilmektedir. bu iddialar, istanbul hükümeti ile birlikte olan kimselerin ağzından ortaya sürülmekte, geçerlilikleri bilinçaltında bu şekilde yıkılmaktadır. velhasılı kelam okunması gereken bir kitap. bugünü anlamak için elzem...
  3. "ismi kendisine bu denli yaraşır kitap bulmak pek kolay değildir" diyerek başlayayım.
    hayatı yurtdışında ve bir eli yağda bir eli balda geçen ama ruhu dik bir adamın yakalandığı ani sefalet ve bu sefalet sırasında dahil olduğu milli mücadele üzerinden işgal zamanı istanbulunu anlatan bir eser.
    ilk basımı1956'da yapılmış.
    diyalogların önemli bir yer tutması ve akıcı olay örgüsü kitabın oknuşunu gayet rahat bir hale getiriyor, dolayısıyla uzun sayılabilecek kitap, hacimce benzerlerine göre çok daha rahat ve hızlı okunabiliyor.

    öncelikle, eğer benim gibi dönem kitabı merakı olanlar varsa mutlaka okumalı; zira 1920-21'e ait bellekteki kuru bilginin ete kemiğe bürünmüş hali çok cezbedici olabiliyor.
    dönemin stanbulunda işgalden yana olmanın vatanperverlikle yanyana anılmasındaki rahatlık, insanların vatan mefhumunu farklı farklı anlamlandırmaları, o zor günlerde estetik ve sanat, beyazın bembeyaz siyahın simsiyah olmadığı günlerin romanı.
    beğenmekle beraber belki de gözümü tırmalayan tek yer; tüm kurgu, paşa oğlu kamil beyin tüm sefaletine rağmen milli mücadele saflarında yer tutması üzerine kurulu iken, etrafı ve ailesi tamamen farklı zihniyette ve yaşayışta olan bir beyzadenin davanın çetin mücadelesine girişi yavan ve gökten inercesine hızlı olmuştan ibarettir.
    bunun yanında kemal tahirin kendi hayatına inceden göndermeleri de mevcut, mesela nazım hikmetle beraber yargılanarak 15 yıl hapse mahkum edildiği ve bunu çankırı ve civarı illerde geçirdiği vaki iken, romanda kamil bey ile ilgilenen gardiyanın çankırılı olması, çankırı vurgusunun sıklıkla yapılıyor olması ve genel olarak yaşadığı 12 yıl hapisliğin etkileri mevcut.
    son olarak kitap bir üçlemenin ilk kitabı dolayısı ile devam edecek şekilde bitiyor, eğer merak seviyesi yüksekse ancak civarda diğer iki kitaba kolaylıkla ulaşma imkanı yoksqa üçlemenin bu birinci kitabı üçün biri hissiyatı da verebiliyor.

    ve yine son olarak adettendir; kitaptan :
    sıkıştın mı"hürriyet! aziz hürriyet! dersin. "hepimiz alçağız hepimiz nankör" diyen bir başka mısra var.onu hiç hatırlamazsın. hiç bir memleket aydınları tarafından bu kadar kancıkça terk edilmemiştir........ gözleri kapanırken" uykunun da bir çeşit kurtuluş olduğu zamanlara lanet olsun!" dedi.
  4. trt, bu üçlemeyi senaryolaştırılarak bir tv dizisi haline getirmişti. 2003 yılında yayınlanan ve 8-9 bölüm süren dizi kadrosu ve müziğiyle oldukça etkileyicidir. dizinin müziği alttaki linkte bulunmakta.

    http://alkislarlayasiyorum.com/...
  5. ömrünün büyük kısmını yurt dışında geçirmiş, yokluk görmemiş paşa oğlu kamil bey'in ve savaşın esiri olmuş bir memleketin hikayesidir. esir şehrin mahpusu da bu kitabın devamı şeklinde yazılmıştır. memleketi için birşeyleri göze almış aydınların yaşadıklarını okuduğunuzda aslında hiçbir şeyin değişmediğini hissediyorsunuz. her dönemde yaşananların aynı olması mücadele etmenin anlamsızlığına daha çok inandırıyor beni. bu inat hem hoşuma gidiyor hem de burun kıvırttırıyor bana. iki ara bir dere.
  6. lise yıllarında hep okumak istediğim her okumaya heveslendiğimde bir edebiyat öğretmeninin ödev olarak verdiği ( ben bölüm değiştirip durduğumdan tekrar tekrar karşılaştım bu kitapla.) ve benim ödev olan kitabı garip bir şekilde elime alasım gelmemesinden dolayı okuyamadığım kitap.
    okuyayım artık ben bu kitabı ..
  7. türk eğitim sisteminin bir parçası olan her öğrencinin okuması gereken romandır.

    türk milletinin çocuklarına ilkokul, ortaokul ve lise'de türkiye'nin tarihinin anlatılmasının bir amacı "tarih öğretmekse" de, bir diğer ve bana kalırsa daha önemli amacı "öğrencilerin ders çıkarmasını" sağlamaktır.
    ve bu hususta kemal tahir'in romanı, binlerce sayfalık ders kitaplarından yeğdir.

    bağrına yabancı postalı basılmış bir ülkede, ülkenin asıl sahiplerinin "öz yurdunda garip, öz vatanında parya" oluşlarını, dönemin ruhunu bu kadar iyi anlatan nadir kitaplardan birisidir.
  8. üslubu, yazımı tanzimat dönemine kurban gitmiş olsa da konusuyla insanı bağlayan, en azından bağlamaya çalışan kitaptır. gereksiz insanlar çok anlatılır, sayfalarca bahsedilir ama önemli yerler tek cümle ile geçiştirilir. tipik tanzimat dönemi romanı gibi. onun dışında güzeldir.