kemal tahir'in güzel bir eseri. aslen üçlemedir bu kitaptan sonra
esir şehrin mahpusu ve
yol ayrımı kitapları yazılmıştır.
tahir'in yaşadığı bir dönemi anlatırken vermek istediği mesaj, açıkça karakter çözümlemeleri üzerine kitlenmiştir aslında. kitabın baş kahramanı kâmil bey, karısı nermin hanım, arkadaşı ihsan ve ahmet, ihsan'ın karısı nedime hanım, niyazi efendi, enişte bey, hala hanım, ramiz efendi, ibrahim efendi...
bütün bu karakterler gerçekten de o zaman istanbul içerisindeki farklı görüşlerden toplumsal katmanları yansıtmaktadır. kâmil bey, ana karakter olarak, amatör sporcu ruhu gelişkin, mert bir insandır. fransızca, italyanca, ispanyolca ve ingilizce bilen bir paşa oğludur. senelerce avrupa'da yaşamıştır, halktan uzak yaşamış fakat ülkenin içerisinde bulunduğu hale de üzülmekten kendini alamamaktadır. ihsan ve ahmet, anadoludaki direnişe katkı sağlamak isteyen kâmil bey'in
galatasaray lisesi'ndeki eski arkadaşlarıdır. nedime hanım ise ihsan bey'in eşidir, anadolu ruhunu taşıyan aynı zamanda modern hayat gereklerinin önemine işaret eden mücadeleci bir kadındır. hala hanım ve enişte bey ise, büyük bir ilgisizlikle düşman kuvvetleriyle işbirliği yapan, yaptıkları işlerin vehametinin farkında olmayan zengin kimselerdir.
kitap boyunca
sodom ve gomore'de olduğu gibi istanbul'un içinde bulunduğu ihanet şebekelerini görebiliyor, niyazi efendi gibi paragöz vatan hainlerinin de iç yüzünü anlayabiliyorsunuz. m. m ve karakol cemiyeti gibi o sıralar anadolu'ya silah kaçıran örgütler hakkında kısa malumatlar alabiliyor ve en önemlisi bir laçkalaşmış, köhnemiş "osmanlılık" anlayışıyla karşılaşıyorsunuz. osmanlılık anlayışı üzerine çok güzel bir "aydın" eleştirisi var ki, kitap sadece bunun için bile okunabilir. okumuşu az olan bir ülkedeki, aydınların da birbirilerini yemekten, başladıkları işleri yarım bırakmaktan, köhnemekten, doğru-yanlış ayrımını yitirmekten ve olaylara sadece kendi doğrultuları noktasında bakmaları, halkı teşvik etmek, yönlendirmek, yüreklendirmek yerine kendi sığ alanlarından çıkamamaları çok güzel anlatılmış. bugün de aslında halktan kopmuş "aydın"ların hali böyle değil midir?
kamil beyin istanbul'dan öteyi hayal edememesi, oraları sadece asker toplanılan çorak araziler olarak görmesi, "her yer gitti anadolu ne yapabilir ki?" diye düşünmesi, tam tamına ogünkü istanbul elitlerinin yaşadığı buhranı yansıtmaktadır. anadolu'nun sefilliği doğrudur fakat halktan uzak bir yaşam, kendi insanlarını öğrenmek, anlamak ve duyumsamak yeteneklerini köreltmiştir osmanlı aydınının. sonra farkedilir ki, istanbul, elitleri ve aydınları dışında, dimdik ayakta özgürlük için, kurtuluş için sebat etmektedir. sonra anlaşılır ki, üç-beş çapulsuz 12 senedir süren savaşlara, acılara, yaralara, yenilgilere rağmen hala özgürlük diye diretmektedir.
bunun dışında kitapta, atatürk'ün "harbiye nazırı" olmak istemesinden, inönü savaşı'nın "olmadığı" noktasına kadar pek çok iddiaya ince cevaplar verilmektedir. bu iddialar, istanbul hükümeti ile birlikte olan kimselerin ağzından ortaya sürülmekte, geçerlilikleri bilinçaltında bu şekilde yıkılmaktadır. velhasılı kelam okunması gereken bir kitap. bugünü anlamak için elzem...