başına sıkılan kurşunlarla ölmüş olmasına çok ama çok üzüldüğüm kişi.öyle acısız, kısacık bir ölümü hak edecek biri değildi çünkü.pkk elinde ölen onca askerimizin canının en büyük sorumlularından biridir.o ceza evinde kalmış birçok türk ün bile pkk lı olmasını sağlamıştır.bi de asker olcak bu adam.ne güzel istanbul be...
nedense bana hep şu şiiri anımsatan adamdır.neden acaba?
güneş bir yara gibi açılmış gökte
akıyor kanı.
uçak alanı.
karşılayıcılar, eller göbekte:
coplar, cipler,
hapisane duvarları, karakollar
ve darağaçlarında sallanan ipler
ve siviller göze görünmez
ve bir çocuk işkenceye dayanamadı
attı kendini emniyet'te üçüncü kattan.
ve işte emniyet müdürü bey
uçaktan iniyorlar
amerika'dan dönüyorlar
mesleki tetkikattan.
incelediler uyku uyutmamak usullerini
ve memnun kaldılar pek
hayalara bağlanan elektrottan
ve bizdeki tabutlukların üstüne bir de konferans vererek
açıkladılar faydalarını
koltuk altlarına kaynar yumurta koymanın,
boyun derisini kibritle ince ince yakıp soymanın.
emniyet müdürü bey uçaktan iniyorlar
edit:öyle ölmesine üzüldüm dedim ama aslında daha iyisini de ummak fazla olurdu aslında.o da güzel bir ege kasabasına yerleşip resimle heykelle uğraşıyo olurdu galiba...
bu adamın pkk'ya karşı savaştığını iddia edenlerin biraz kitap okumalarını öneririm.diyarbakır cezaevinde terör estirdiği yıllar 81-84 arasıdır.yani pkk ya karşı falan savaşmamış, insanların yüreğine ektiği asker ve devlet nefretiyle pkk'yı yaratanlardan biri olmuştur.
üşenenler için belirteyim bari:pkk'nın ilk silahlı eylemi 15 ağustos 1984 eruh-şemdinli baskınlarıdır.yani yıldıran efendi çoğu masum onlarca insanın ciğerlerini parçalarken kimse karakol falan basmıyordu.
edit:bir zamanlar bu başlıkta kendisine "yüce türk generali" diyen, pkk'yla savaşmak amacıyla bu yüce(!) askerin yaptığı şeylerin haklı olduğunu söyleyen giriler vardı.söz konusu yazar uçurulunca giri ortada kaldı biraz.belirteyim dedim.ha unutmadan bir de "anısına saygısızlık" yapıyorduk
efkar i umumi'ye göre...
feci şanslı bir adam. pkk tarafından 1978 - 1984 arasında öldürülen yüzlerce masum insandan haberdar olan iki kişiden biri.
diğeri de efkar-i umumi. esat oktay yıldıran gibi "şerefli bir türk ordusu mensubu" olmaz umarım.
adalet denen şeyin az bulunur cinsten olduğunun kanıtıdır. hayır, öldüğü zaman adalet yerini bulmuş değildir. türkiye halen geçmişini sorgulayamıyor. bu bir bataklık ve 'hak' yerini devlet denen yapıyla bulmadıkça bataklık belkide büyüyerek yaşamaya devam edecek.
bense, böyle şeyler hiç olmamış gibi yaparak rahatlıyorum. kendimi kandırıyorum ama böylesi daha iyi.
(adsız, 19.09.2007 18:39 ~ 18:39)
işkence yaparken tepsi müdafaa hakkını kullanmış, kahraman ve bir o kadar yüce insan. "o" derece haklıdır davasında.
bu insanın ailesi olduğunu düşünerek şerefinden bahsetmek olmazmış. yaptıklarının çeyreği ailesine yapılsa acaba yapanlar hakkında "onun da çoluğu çocuğu var, arkasından konuşma" der miydi yoksa derisini mi yüzerdi tahmin etmek zor değil.
mesele o da değil. bütün ülkelerde bir uygulama vardır, iade-i itibar diye. toprak ve üretim aracı paylaşım savaşlarında cepheden kaçanlar, bilerek kendini vuranlar vatan haini ilan edilir ve vatandaşlıktan çıkarılır. üzerinden onlarca yıl geçtikten sonra seçim dönemlerinde bunların ailelerini yanına çekmek isteyen hükümetler, bu vatan hainlerinin itibarını iade eder.
bu çok kolay bir iştir. bir iki kağıt imzalanır, oylamaya sunulur, zaten herkes meclislerde oylamanın "sen olur dersen ben de derim abi" şeklinde olduğunu bilir, bunların itibarı iade edilir. bildiğim kadarıyla en son 2004 yılında ingiltere'de 1. dünya savaşı'nda vatandaşlıktan çıkarılan 117 kişinin itibarı iade edilmişti.
bu adamın yaptığı farklıdır. o ülkesinin sermayesinin gelişmesi için gidip başkalarıyla savaşmamış, abd çıkarları için kendi halkına işkence etmiştir. bu nedenle de resmi olarak "şerefli bir ordu mensubu"dur. kağıt üzerinde.
ama hiç kimse, bu ülkenin halkından kendisi için "şerefli" tabirini kullanmasını beklemesin. hele onun da çocuğu, kardeşi olduğu demogojisiyle yapmasın bunu.
aynı kendisinin yaptığı kürtçe'den başka dil bilmeyen mahkumların taşaklarını kerpetenle sıkıp "oku lan istiklal marşını" demesine benziyor.
aziz hatırası önünde saygıyla eğildiğim asker... diyeceğim ama...
yok lan vazgeçtim, eğilmem. "ahan sola yatkın hazır domalmış bir göt buldum" diye mezarından kalkıp cop sokmaya kalkar, ne bileyim, belli mi olur. kanla beslenenlerin ölüsüne bile güvenmeyeceksin.
bir de savunanları var. "tabi diş kıracaksın, tabi tırnak çekeceksin" diyen var.
düşün ki gayet masum olan bir tanıdığını, kimseye zararı dokunmamış bir adamı içeri almışlar. "potansiyel rejim düşmanı, vatan haini" diye götüne copu, taşaklarına elektriği veriyorlar. bok yediriyorlar, sidik içiriyorlar. tırnaklarını çekiyorlar, derisini yüzüp tuz basıyorlar.
neymiş, aziz hatırasıymış.
kusura bakmayın, öyle siyasi-sosyolojik kelimelerden anlamam, bodoslama dalarım: "hatıra defteri mi amına koyduğumun yeri?"
"elbette tırnak sökecek, diş sökecek" diyenlerin, işkenceye maruz kalmış birini bırakın görmeyi hayal dahi etmediği gün gibi ortadadır. zira, suçu her ne olursa olsun, bir hafta içeride kalıp üzerinde farklı işkence kombinasyonları denenen bir adamı gördüğünde dünyadaki -yüreği taştan- en adi o.ospu çocuğu dahi oturup hüngür hüngür ağlar insanlığa...
ek ve teşekkür: bir zamanlar buralar hep bozkırdı yiğidim edalarıyla at koşturanları dizginleyen moderayona selam olsun.
(ütopya, 24.09.2007 02:43 ~ 25.09.2007 16:58)
"başkalarının yaşama haklarına insanlık haklarına saygı göstermeyen kişilerin yaşama ve saygı görme hakları yoktur" tespitinin cuk oturduğu şahıs.
diyarbakır cezaevi sorumlusu türk subayı. bir
pkk'li tarafından öldürülmüştür. türkiye cumhuriyeti devleti; yani kürtlerin daha sık kullandığı kısaltmayla
tc, bu subayı "şehit" diye gömmüştür. halkın da bu subaya "şehit" demesini ister.
kafasına kurşunu yedikten sonra kimseye bir daha işkence yapamayacağının unutulmaması gerektiğini düşünmekteyim.
bu kalp seni unutur mu'nun son bölümü vesilesiyle gerekli şekillerde andığımız "şehit subay". öldürülüş biçimi ve öldüreni, oscar wilde'ın cinayet ve bayağılıkla ilgili o harikulade sözünü anımsatıyor.
diyarbakır cezaevinde tutsaklarla ilk tanışma merasiminde kıbrıs çıkartmasında babasının karşısında bir rum çocuğunun boğazını kestiğini ve kanını şarap niyetine içtiğini iddia etmiştir.
http://www.diyarbakirzindani.com/...