ertuğrul özkök 

 sayfa  / 7
adana çık aradan

  1. gazetenin en boş yazılarına imza atan isim, zaman kaybı, işine gelen her kalıba girmesi muhtemel kişi.
    (illusion, 08.04.2004 12:21 ~ 29.09.2006 20:15)


  2. ercan saatçi nin kayınbabası
    (lahoooov, 08.04.2004 15:40)
  3. "ya.. geçen gün londradayken öğrendim..filanca yerde bilmemne olmuş" gibi yazıların sahibi..
    (radiance, 08.04.2004 15:42)
  4. aydın doğanın sağ kolu *
    (athelas, 15.04.2004 10:18)
  5. arka sayfa güzelini her gün kendisi belirleyen ve bunu eleştiren insanlara pişkince "genel yayın yönetmeni değil miyim istediğim şeyi yaparım. kim ne karışır ki ?" diyebilen insandır kendisi.
    (mechartes, 15.04.2004 20:01 ~ 02.08.2005 02:38)
  6. bir gazetenin genel yayın yönetmeni olmayı başararak hayatta hak ettiğinden fazlasını edinmiş şahsiyet. karaipler'de yediği karidesten veya roma'da içtiği şaraptan vakit buldukça ülke sorunları hakkında yazdıklarıyla halkı aydınlatır. hem yayın yönetmeni hem de yazar olarak bu kadar dar bir kesime hitap etmesi bilinçli bir seçim herhalde. ya da kapasite meselesi
    (mavio, 15.04.2004 20:08 ~ 29.09.2004 10:39)
  7. eski solculardan olduğunu ballandıra ballandıra anlatıp şimdiki halini o solculuğunun gelişmesi sonucu olduğunu ima eden, yazdığı herhangi bir yazıyı okuduktan sonra yazıda bahsedilen konu hakkında kesin bir görüş belirtmediğini kolayca anlıyacağınız, konuyu evirip çeviren gereksiz herşeyi anlatan ama bu böyledir kesinlikle demeyen,ancak zeki olduğunu ve yazılarını bilinçli şekilde böyle yazdığını düşündüğüm, amerikanın ırak saldırısından önce yazdığı bir yazının sonunda gazeteyi paramparça etmeme sebep olmuş yazar bozuntusu.
    (sizzle, 23.04.2004 00:15)
  8. deli yürek'teki savaş doğan karakteriyle inanılmaz benzer yönleri olan adam.
    (headfucker, 06.05.2004 16:10)
  9. sahibinin sesi
    (vonalı, 06.05.2004 16:13)
  10. kendisine en güzel övgüleri sunabileceğim,hırsız bir gencin öldürülmesine "batıda ona medeniyet derler" diyebilen,henüz bu ülkede hırsızlığın neden yaşandığını,hırsızlığa meyil verecek şeylerin neden ortadan kaldırılmadığını bilmeden katili savunan acaip kişilik.

    kendisi sayesinde medyada yazılan hiçbir şeye inanmamışımdır,artık inanmam da.
    (close2death, 12.07.2004 11:07 ~ 26.06.2005 15:05)
  11. devamlı olarak hükümete yatan bir yazar. dsp-mhp-anap koalisyonu sırasında mesut yılmaz ve bülent ecevit için "aman aranıza nifak girmesin" başlıklı bir yazısı vardı, arşivledim, okur okur gülerim
    (mavio, 03.11.2004 02:10)
  12. (bkz: mide bulantısı)
    (skuba, 09.11.2004 18:34)
  13. yazdığı yazılar ile gülmekten karın kaslarının kasıla kasıla yarılmasına vesile olur.yazıları , milli çıkarları güden bir insanın gözlerini doldurur.şöyle ki ;

    (bkz: @253756)

    görüldüğü gibi her türlü şekle girebilen bahis konusu yazar tanrının milletimize armağanı ve bizi dünyaya galip kılan kutsal türkçe'mize de diğer yazılarda olduğu gibi pek itinaylan yaklaşmakta , hem güldürüp hem düşündüren espriler yaparak bizi halden hale sokmakta.

    en kısa sürede şifa diliyorum.

    (bkz: yaratan allah yaratıyor)
    (skuba, 21.01.2005 08:12 ~ 08:13)
  14. solcu olduğu (bkz: ehue) bir yazarımız tarafından zikredilmiş.doğrudur olabilir , iki gün sonra anarşist de olabilir lakin bir konu aydınlanmalı.kimi dönekler vardır ki para için ideallerini satmakla kalmazlar, kendilerini oynadıkları oyuna inandırırlar. bir de b tipi dönekler vardır , etrafta neyi kendilerinin yüceltebileceğini düşünürler ise ona yönelirler , bilinçaltları karman çormandır.onlar için önemli olan ne ideal ne de paradır , tek önemli olan üstün egolarını ve yüksek libidolarını neyin tatmin edeceğine inandıklarıdır.
    (skuba, 21.01.2005 08:16 ~ 30.06.2005 23:25)
  15. dünkü yazısını okuduktan sonra artık kendisine edeceğim övgü dolu sözleri düşündüm durdum..baktım ki kelimeler kifayetsiz kalıyor.bu adam için yeni küfürler,pardon,övgü dolu sözler icat edilmeli.bakın ne diyor:

    "'mahkemedeki' boş sandalyeler


    ben dış politika uzmanı değilim. ama iyi bir dış politika okuruyum.

    dünyaya bakış açımın merkezinde hep türkiye vardır.

    bütün bunları ‘vatandaşlık’ duygumla birleştirdiğim zaman, türkiye için en yararlı dış politikanın şu üç temel eksen etrafında gelişmesi gerektiği sonucuna varırım.

    bir:

    avrupa birliği’ne tam üyelik hedefinden asla vazgeçilmemesi.

    iki:

    amerika birleşik devletleri ile iyi geçinme.

    üç:

    rusya ile çok iyi ilişkiler kurma.

    * * *

    bu üç temel eksen dışında kalan her şey benim için ‘tali dış politika’ konularıdır.

    o nedenle son dönemin bazı ‘dáhi’ dış politika uzmanlarının geliştirdiği ‘stratejik derinlik’ vs. gibi üçüncü dünya eksenli politikaları hiç anlamam.

    dün istanbul’da başlayan sözde mahkemeye de işte türkiye merkezli bu gözlükten bakıyorum.

    aralarında dünyaca tanınmış ve saygın bazı isimlerin bulunduğu bir heyet, bir mahkeme kurup, bush ve blair’i ‘yargılıyor’.

    bir de ‘vicdan jürisi’ oluşturmuşlar.

    ‘savunmaya’ da bir yer ayırmışlar.

    ama ne abd ne de ingiltere hükümeti kendilerini savunmak üzere avukatlarını göndermiş.

    bu toplantıyı bizden başka ciddiye alan ülke veya yayın kuruluşu var mı?

    el cezire ve birkaç arap ülkesinden başka ilgilenen yok.

    yani bizim kadar ciddiye alan çıkmamış.

    ama asıl dikkatimi çeken nokta şu.

    * * *

    bu sembolik mahkeme daha önce londra, bombay, kopenhag, brüksel, new york (iki kez), hiroşima, seul, stockholm, roma, cenova, lizbon, barcelona’da toplanmış.

    dikkat ediyorsanız, aralarında herhangi bir arap ülkesi de yok.

    yunanistan’daki amerika karşıtlarının sayısı türkiye’den daha fazladır.

    nedense listede atina da yok.

    * * *

    ben baştan beri adalet dışındaki mahkeme anlayışından uzak durdum.

    bütün bunlar bana, bir zamanlar devrimcilerin kurduğu sözde ‘halk mahkemelerini’ hatırlatır.

    onların ne olduğunu aradan geçen zaman içinde hepimiz öğrendik.

    yine o nedenle islamcı kesimin ‘çok hukukluluk’ kavramına da hep karşı çıktım.

    ha ‘halk mahkemesi’, ha ‘aydınlar mahkemesi.’

    benim gözümde hiç farkı yok.

    buna ‘şeriat mahkemesini’ de ekleyebilirsiniz.

    benim gözümde bir tek hukuk vardır.

    o da meşruiyetini halktan alan ve kanunlara dayalı hukuk.

    herkes kendi kafasına göre bir mahkeme kurup insanları veya ülkeleri yargılamaya başladığı zaman bunun nereye kadar gideceğini kimse tahmin edemez.

    mesela günün birinde birileri çıkıp, türkiye başbakanı’nı da yargılamaya kalkarsa ne yapacaksınız?

    gerekçe mi arıyorsunuz?

    biri çıkıp, ‘ermeni soykırımını kabul etmiyorsanız, siz de bu suça ortaklık ediyorsunuz’ derse.

    ‘eh canım nasıl olsa sembolik bir mahkeme’ deyip geçecek misiniz?

    * * *

    ben yine baştaki anlayışıma döneceğim.

    isteyen herkes amerika karşıtı olabilir. amerika’yı eleştirebilir.

    ama bir türk olarak amerikan düşmanlığı yapmanın hiçbirimize yararı yoktur.

    avrupa düşmanlığının da yoktur.

    rusya düşmanlığının da...

    bu ülkenin geleceğini, anlık hislerimize, öfkelerimize, duygularımıza değil, aklımıza teslim etmeliyiz.

    fazla bir şey istemiyorum.

    yunanlıların veya arapların yaptığını yapalım yeter..."

    ne diyor bak: "bu ülkenin geleceğini aklımıza teslim etmeliyiz.."
    ülke senin aklına kaldıysa,vay ki halimize!!!
    (close2death, 26.06.2005 14:50)
  16. hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni. kendisi zamanında dağlarda fink atan pkk'lı teröristleri izci kampında eğlenen akıllı çocuklar gibi pazarlamaya çalışmıştı. çatışmaların tekrar doruk noktasına ulaştığı günümüzde, kendisini kandil dağının doruklarında, pek sevimli izci kardeşlerinin arasında görmek isterdim. doğrusu bu ya, yakışır hani.
    (selenge, 18.07.2005 21:06)
  17. (bkz: sinemanın ertuğrul özkökleri)
    (wondrous, 22.07.2005 22:54)
  18. (bkz: ben x gördüm)
    (skuba, 27.07.2005 17:16)
  19. son olarak kaleme aldığı muhteşem(!) yazısının linki: http://www.hurriyetim.com.tr/...

    bu da konuyla ilgili yorum:

    doğan grubu süt işine girince, hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni ertuğrul özkök, "süt ihtilali"ni keşfetti. bugünkü yazısında doğan grubu'nun yatırımına hiç temas etmeden süt sektörünü masaya yatırdı, sütçülük lobisi yaptı.

    hürriyet genel yayın yönetmeni ertuğrul özkök, bugün gazetecilik mesleğini ayaklar altına aldı*. özkök'ün, van gölü'nde canavarı ilk manşet yapan "asparagasçı" genel yayın yönetmeni olarak tarihe geçtiği için bu yaptığına da şaşırmamak gerekiyor. doğan grubu, kelkit'te yaptırdığı bir tesisle süt işine girmesine rağmen özkök bunu yazısında sakladı ve sütçülük lobisi yaptı.

    doğan grubu'nun sütçülük işine girmesi son derece doğal. üstelik aydın doğan'ın bu tesisi kalkınmamış bir yöremizde yaptırması övgüye değer. buraya kadar hiçbir sorun yok. ancak hürriyet genel yayın müdürü'nün sanki sütçülükle hiç alakaları yokmuş gibi, yazısında bu ticari ilişkiden tek satır dahi bahsetmeden, sütçülük sanayi lobisi yapması son derece ayıp!

    ertuğrul özkök'ün gazetecilik mesleğine çok büyük katkıları olmadığı, öteden beri bilinen bir gerçek. maslahatçılık mesleğine engin katkısı ise makyavel'i özletecek düzeyde. sütçülük mesleğine tutkusu ise belli ki efsaneleşecek.
    (kaynak: habertürk)

    edit: ilgili yorum habertürk'te manşet olarak yer almış, daha sonra 'son manşetler' kısmından da dahil olmak üzere alakası olan bütün yerlerden linki kaldırılmıştır.
    (balta, 29.07.2005 00:36 ~ 00:39)
  20. tayyip'in medyadaki aksi.
    (böcek, 16.10.2005 14:17)
  21. mevzu hakkında geniş bilgi için (bkz: ertuğrul faciası)
    (organometallic complex, 16.10.2005 14:18)
  22. her şey hakkında hiçbir şey...
    ama her şey hakkında yazıyordur kendileri...
    (skuba, 27.11.2005 15:08)
  23. yılmaz güney'i çocuğunu döven faşist bir baba, hatta çocukları bol bol döven piskopat bir kişilik olarak tanıtmaya çalışmıştır.

    (bkz: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/...)

    daha sonra yılmaz güney'in ailesi kendisini dava edeceğini açıklamıştır. bu gayet normaldir. ilgi çekici olan ise, bu şahsiyet bir türlü neden bu davanın kendisine açıldığını anlayamaz. zira çocuğunun kulağını çektiğini fatih akın da dile getirmiştir ama ona kimse dava filan açmamıştır.

    ingilizcesi yeterli olanlar için (bkz: http://www.telegraph.co.uk/...)

    kendisinin olayı nesnel bir şekilde anlatmayıp öznel değerlendirmelerini ve "kulak çekiyorsa tokat da atmıştır, hem zaten başka çocukları da dövüyormuş" şeklinde attırdığı analizleri ekleyip "ben şahsen bunlara saygı filan duymam" demesini de unutmuş görünüyor.

    bunu da anlayışla karşılamak lazım. sahibinin sesi olup da sahibine karşı olan ve halk arasında bu kadar sevilen birisini ilginç bir mantık zincirine dayanan gerekçeleri kullanmaksızın yalansız dolansız karalayamayacağını bizden daha iyi biliyordur herhalde.
    (chaghdash, 05.03.2006 03:43 ~ 29.05.2006 14:29)
  24. ertuğrul özkök'ün ekim ayında çıkan "bir ülke pazarlanabilir mi? evet"(bkz: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/...) başlıklı yazısı takdire şayandır.

    yazısında tayyibin yapamadığını yapmış ve "ben ülkeyi pazarlamakla mükellefim" sözünün hakkını vermiştir.

    -türkiye'yi pazarlamak' terimi teknik olarak doğrudur.

    -artık insanların pazarlaması da yapılıyor.ve teknik olarak kimsenin aklına ‘bir insanın satılması' gelmiyor.o yüzden diyorum ki, başbakan'ın kullandığı ‘ben türkiye'yi pazarlıyorum' sözleri, mesleki ve teknik açıdan doğrudur.


    -bir siyasetçi de istismara elverişli ifadelerden kaçınmalıdır.

    burada bir psikolojik tahlil yapayım.

    kendine fazla güvenen insanlar, konuşurken böyle teknik riskleri göze alırlar.

    mesela rahmetli özal...

    ‘benim memurum işini bilir' derken, kastettiği şey elbette rüşvet falan değildi.

    bravo demekten başka bişey gelmiyo elimden....
    (libertar, 15.03.2006 01:56)
  25. (bkz: dün başbakan aramış ben yoktum hanımla görüşmüş)
    (gelirsemkal, 28.03.2006 02:10)
 sayfa  / 7