şu şekilde ise, tercih değil, sadece hayatın istatistiğinin
zorunlu ve
hazin bir sonucudur;
şimdi gidiyorsun efendi kıza, sevgini belli ediyorsun, istiyorsun ki güzel bir ilişki olsun, hayatın mutluluğu paylaşılarak çoğalsın falan filan... belli ediyorsun sevgini, ilgini, önce biraz yüz veriyor, sonra triplere giriyor. sonra bir başkası, bir başkası, bir başkası... yok arkadaş "
sorun bende mi" diye düşüncelere dalıyorsun. bir yerde patlak veriyor bu (bkz:
fazla naz aşık usandırır), biraz daha '
kolay' moda giren biri çıkıyor karşına, öyle ahım şahım bir şey de değil, ne sevgili oluyorsun ne dost, ortada paylaşılan bir şey de yok hani. öptün kokladın bir süre, abur cuburun karın doyurması ne kadar sağlıklıysa o kadar sağlıklı bir şekilde beslendin. e sonuçta ihtiyaç denen bir şey var ama bir yandan da biliyorsun ki, bu yaşanılan da hiçbir şekilde, ılık bir sevginin
bağlılık ve
aidiyet hissinin yaratacağı "
iyi ki yaşıyorum" cümlesini tattırmıyor. yalnızsın, gene yalnızsın.
eee, insanların kendilerine duydukları
narsist sevgi ve
kibir, sevme ve sevilme ihtiyacını geçince, hayatın da pek tadı tuzu olmuyor değil mi bacım ?
ve bu girimizi de bir başka atasözü ile noktalıyoruz sevgili sayın seyirciler;
(bkz:
sev beni seveyim seni)