1. ziya gökalp'in bir şiirindeki bir dörtlüğün yarısıdır. şair türk tarihini övücü bir üslupla özetlerken ergenekon'dan çıkışı da bu dörtlükle anlatmıştır. dörtlüğün tamamı "ergenekon yurdun adı / börteçine kurdun adı / dörtyüz sene durdun, hadi! / çık ey yüzbin mızrağımız" şeklindedir. şiirin bu dörtlükten daha ilerideki dörtlüklerinden biri "turan eski toprak bize" dizesiyle başlar, ki bu, şairin "ergenekon bizim yurdumuz hiyaa! hiç çıkmasaydık hep orda kalsaydık. ergenekon! vatan!" diye düşünmediğini ortaya koymaktadır. abartılı övgülerle ve gerçekliği kesin olmayan tarihi bilgilerle dolu şiirin tamamı -yanlış bulmadıysam- şu şekildedir:

    "biz türk han'ın beş oğluyuz,
    gök tanrı'nın öz kuluyuz,
    beşbin yıllık bir orduyuz,
    turan yurdu durağımız,

    ak ordumuz sola gitti,
    üç hakanlık tesis etti,
    med, sümer,akad, hit'ti
    bu üç şanlı oymağımız,

    birincisi azerbaycan,
    ikincisi geldanistan,
    üçüncüsü arz-ı ken'an,
    fışkırdı üç kaynağımız,

    gök ordumuz sağa vardı,
    çin'i baştan başa sardı,
    hiyong-no'lar bu han'lardı,
    sed olmadı tutağımız,

    kara ordu gitti iskit,
    ülkesinde yaptı bir çit,
    attila ol, şalon'a git,
    sözü oldu adağımız,

    kızıl ordu dağlar aştı,
    afganlar'la çok savaştı,
    bir alayı hind'e taştı,
    sind oldu bir ırmağımız,

    sarı ordu tekin durdu,
    şehir yaptı, çiftlik kurdu,
    uygurlar'ın bu iç yurdu,
    kaldı ana toprağımız,

    yüce tanrı, oğuz han'ı
    göndererek türk hakanı,
    birleştirdi beş turan'ı,
    doğdu güneş sancağımız,

    oğuz han'dan sonra hanlar,
    kazandılar yüce şanlar,
    bilinmek için bu hoş anlar,
    şehname'dir sorağımız,

    yıllar geçti, bir an geldi,
    türk tahtına ilhan geldi,
    sağdan, soldan düşman geldi,
    kurulmuştu tuzağımız,

    verilmedi bir dem soluk,
    kanlar aktı oluk oluk,
    öldü bütün çocuk-çoluk,
    han, bey, çeri, uşağımız,

    yalnız nüküz ile kayan,
    iki kızı alıp yayan,
    bir sarp dağa attılar can,
    bunlar oldu kaçağımız,

    dağdan dağa hep gizlice,
    yürüdüler beş-on gece,
    bir tan vakti gayet ince,
    bir iz oldu uğrağımız,

    bu iz, yolu çok uzattı;
    sonra alageyik çattı,
    bir dik yardan bizi attı;
    kanadı her bucağımız!

    bir de baktık; yeşil bir bağ,
    her tarafı bir yüce dağ,
    geniş, fakat sıkı bir ağ,
    dedik, ne hoş bu ağımız,

    alageyik çayır yerdi,
    yavrusunu emzirirdi,
    bizi gördü meme verdi,
    oldu ana kucağımız,

    dört yüz sene burada kaldık,
    geyik arttı, biz çoğaldık,
    çıkamadık; işe daldık,
    pek şenlendi konağımız,

    elma, erik çoktu, yedik,
    demir bulduk, örs işledik,
    "bir gizli yol bulsak" dedik,
    dağ delerdi bıçağımız,

    kurt'tan hali iken bu yurt,
    birgün peyda oldu bir kurt,
    bir geyiğe attı avurt,
    gördü çoban yamağımız,

    kurt bir delik buldu, gitti,
    bir demirci takip etti,
    ocak yaktı, taş eritti,
    açıldı yol kapağımız,

    büyük sevinç, büyük müjde,
    bayram yaptık kentte, köyde,
    torun, oğul, baba, dede,
    büyüğümüz, ufağımız,

    demirciye bozkurt dendi,
    han tanıldı, taç giyindi,
    yoldan önce kendi indi,
    sağ elinde bayragimiz,

    börteçine kurdun adı,
    ergenekon yurdun adı,
    dört yüz sene durdun, hadi,
    çık, ey yüz bin mızrağımız,

    oldu sana kaf bu eşik,
    tarih kaldı delik deşik,
    artık yeter, bu taş beşik,
    oldu körpe yatağımız,

    uzaklarda boş ülkeler,
    ıssız yurtlar seni bekler,
    işte kıpçak, işte kaşgar,
    tâ karşıda gök dağımız,

    tarhan dağı gözler seni,
    tanrı, orada sözler seni,
    dört asırdır özler seni,
    tukin dağda otağımız!

    turan eski toprak bize,
    hind, bir altun konak bize,
    çin köşkleri kışlak bize,
    tuna boyu yaylağımız,

    yunus gibi çıktık; hut'tan,
    büyük yurda küçük yurttan,
    geyik girdik, doğduk kurttan,
    kılıç oldu orağımız,

    sart'lık gitti, uygur'landık,
    soyumuzla gururlandık,
    şamanlar'dan uğurlandık,
    pirler oldu yardağımız,

    ilk yayıldık: beşbalığ'a,
    karakurum, elmalığ'a,
    çin başladı zorbalığa,
    ezdi onu tokmağımız,

    sağa sola gitti ordu,
    hind'e, rum'a bir baş vurdu,
    altun yurtta düzen kurdu,
    yine eski yasağımız,

    alp'lerimiz girdi harbe,
    düşmanlara attı darbe,
    şimal, cenup, şarka, garbe,
    akın etti kısrağımız,

    türk ayağı hangi yurda,
    basmışsa baş eğdi kurd'a,
    "gökhan orda, akhan burda",
    dedik gitti ayağımız,

    tümen, çin'e akın etti,
    efrasiyab, rum'a gitti,
    tomris adı göğe yetti,
    hüsrev oldu tutsağımız,

    teleler'i, aktürkman'ı,
    toplamıştı soğd'un hanı,
    çapul etti eşkaniyanı,
    sevinç adlı soğdağımız,

    ilhan mokan, bilge kağan,
    gaznevi'den mahmud sultan,
    selçuklar'dan alparslan han,
    birer şanlı koçağımız,

    askerliği gördü tatsız,
    harzem şah'ı oldu atsız,
    bugün hakan, dün bir adsız,
    böyle kayar kızağımız,

    tonguz, çin'e hakan oldu,
    hıtay türk'ü üryan oldu,
    ilk düşünen gür han oldu,
    birleşmeli ocağımız,

    cengiz bunu tasarladı,
    dört bucağa ılgarladı, (saldırmak)
    türk soyunu toparladı,
    turan oldu öz bağımız,

    oğuz han'dan beri mühmel,
    kalmış idi büyük emel,
    yüce dilek uzattı el,
    ele geçti arağımız,

    gökten yüce yıldızımız,
    bir devr açtı her hızımız,
    attila bir kırgızımız,
    temurleng bir kazağımız,

    fatih aldı istanbul'u,
    babür, hind'e eğdi yolu,
    nadir sarstı sağı, solu,
    oldu bir son taslağımız,

    bundan sonra talih döndü,
    yıldızımız yine söndü,
    karşımızda rus göründü,
    kesildi yurt ortağımız,

    kırım, kazan heder oldu,
    tuna, kafkas beter oldu,
    türkistan'da neler oldu?
    işitmedi kulağımız,

    yurt girince yad eline,
    ergenekon oldu yine!
    çıkmaz mı bir börteçine
    nurlanmaz mı çerağımız"
  2. eskiden bu yana gönüllerdeki değişmeyen slogan olmasına rağmen şimdilerde soyunu unutmuş, benliğini yitirmiş, atasını töresini bilmeyen gençler tarafından hiçbir anlam ifade etmeyen söz dizimidir.