ahlakın övdüğü iyilikçilik,alçak gönüllülük,yiğitlik,doğruluk gibi niteliklerin bütünüdür.fazilettir.tüm insanlarda olsaydı dünya eminim harika bir yer olurdu.
şükretmeyi bilmek, elindekiyle yetinebilmektir.
başkalarını da her zaman düşünebilmektir.
dünyanın merkezine sadece kendini değil, hakedenleri oturtabilmektir.
allah dünyayı yarattığı zaman gelecekteki ulusların temsilcilerini yanına çağırmış her birine ikişer erdem vermiş...
isviçrelilere ; düzenlilik ve yasalara saygı.
ingilizlere ; soğukkanlılık ve asalet .
japonlara ; çalışkanlık ve sabır .
italyanlara ; neşe ve romantizm .
fransızlara ; şarap ve güzel yemekler. (allah şarap mı verdi yani? çarpılacaksınız lan.)
türklere ; zeka ve dürüstlük ve tayyip sevgisi
meleklerden biri bu dağıtımdan sonra allah'a sormuş ? 'bütün uluslara ikişer erdem verdiniz ama türklere üç tane'. 'evet ama' demiş allah 'sadece ikisini kullanabilecekler' böylece;
- bir türk zeki ve tayyip ci olduğu zaman dürüst olmayacaktır..
- bir türk dürüst ve tayyip ci olduğu zaman zeki olmayacaktır.
- bir türk hem zeki hem de dürüst olduğu zaman tayyip'ciolmayacaktır.
forward bir e-mailden aktarılmıştır. (aferin denyo.)
"...erdemlerinin her biri en yüksek noktayı arzular. her erdem bütün ruhunu ister. öfke de, nefret de, sevgi de bütün kuvvetini ister. ruhunun çığırtkanı olmak ister. her erdem başka erdemi kıskanır. kıskançlık korkunç birşeydir. erdemler de kıskançlık yüzünden yok olabilirler. kıskançlık aleviyle dolu olan, sonunda akrep gibi zehirli kuyruğuyla kendisini sokar."
çıkarımız söz konusu ise beklediğimiz. gezip tozduğumuz arkadaşın erdemli olması gerekmez. zeki, eğlenceli, iletişim kurulabilir olması kafi ve hatta daha önemli. işimiz düşecek insanların ise erdemli olmasında fayda var.
şu fani dünyada tanıdığım tek erdem çok iyi futbol oynayan, sarışın, zayıf bir çocuktu.
erdem, bu satırları okuyorsan eğer; attığın o jenerik golünün acısı hala içimde! resmen psikolojimle oynadın, hayatımı siktin lan çüksüz ibne!
nietzsche böyle buyurdu zerdüşt kitabındaki sevinçler ve tutkular üzerine yazısında çok güzel anlatmış erdem i.
alıntı yapacaktım ancak bir cümle diğerinden önemsiz değil.
ama girişinde; "kardeşim,senin bir erdemin varsa ve bu erdem senin kendi erdeminse,ona hiç kimseyle ortak değilsin"der.
dünyanın en güzel, en duyulduğunda 2saniye kitleyen, en bi yerde geçtiğinde mutluluktan gezegenlere kafa atıcak moda girmenize sebep olan erkek ismi, soyadı olarak kullanılmışlığı da çoktur, epey kullanışlı bi kelime yani.
fazilettir.
insanlarda aramanın boşa çaba olduğunu bazı bazı düşündüğüm niteliktir.iyidir hoştur da kullanabilen yoktur.vardır da bu insanlar birbirlerini pek bulamazlar genelde dünyanın çeşitli yerlerne dağılmışlardır ve görevleri gölgelerin gücü adına insanları iyileştirmektir.bana sorarsanız harbi adamdırlar değer biçilmez ama biçmeye çalışırlar bunlarda faziletsizdirder.
herşeyin olumsuz bir yanı vardır.ama yine faziletli olanlara göre bu açıdan bakmamak gerekir.eyvallah derim.başımın üstünde yeri vardır.
yarak kürek bir isim. "ahlakın övdüğü iyilikçilik, acıma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk gibi niteliklerin genel adı, fazilet" diye tanımlıyor güncel türkçe sözlük. bir özel isimden beklenenin aksine genel bir ifade.
düşünün ki kültürünüzde çocuğa verilen ismin ileride nasıl bir insan olacağına etki ettiği kanısı hakim. misal, ismi ayıboğan olan biri, isminin anlamı sorulduğunda birden ciddileşip gözlerini süzerek "ayı gibi kuvvetli, yiğit, mert ve cesur kimse" diyor size. böyle bir ortamda çocuğunuz için isim seçerken "yeni doğan bebeye isimler" marketinde çıktığınız alışverişte sepete fiyat performans oranı size en cazip gelen ürünü atmak yerine gözünüze kestirdiğiniz şarküteri yazılı reyon tabelasını söküp alıyorsunuz. böyle bir açgözlülükten bahsediyorum.
başka bir örnek vermek gerekirse aynı markette satılmak üzere masa veya sandalye üretiyorsunuz ve markasını "ahşap, vernik, menteşe" koyuyorsunuz. böyle bir vizyonsuzluktan bahsediyorum.
bir çocuğa isim verirken bizim için çağrıştırmasını istediğimiz kelimeleri direkt seçmeyiz. annesi doğumda ölen çocuğumuzun adını "hüzün" değil "hazan" koyarız. hapisteki babasını daha doğmadan kaybeden yavruya "yetim" değil "eylül" deriz. büyük işler başarmasını dilediğimiz çocuğun adını "kahraman" yerine "fatih, cengiz, mustafa, nusret" koyarız.
konuşmamız kaba olsa da kalben ince bir toplumuz. erdem gibi yarak, kürek, projektör, kamp malzemeleri türünden isimler eğreti duruyor çocuklarımızda.