kan uykusu adlı belgeselde takdire şayan açıklamalar yapmış kişidir. kapalı şekilde de olsa terörü kimlerin desteklediğini, terörün kimlere rant sağladığını açıklamıştır.
yüreğimiz şehitlerimizin acısıyla dolu her gün, içimden derdimi size dökmek geldi ve yazdım.
sayın başbakanım,
ben neler yaşamadım ki; vatan sağ olsun deyip oğlunu askere gönderen ana ve babalara, sözünü tutamayıp, evlat diye al bayrağa sarılı tabutu gönderen ben.
‘'devletim'' deyip güven sağlayan, zorda kalınca koyuna kuzuya yaylaları haram eden ben. toprağa bile hasret bıraktım insanları ben. dayanamadılar, göç ettiler birer birer.
çoluk çocuğu alıp dağa çıkaran, onları katil yapan teröristlere engel olamadım ben.
ırak'ta yuvalandılar, ben seyrettim. iran besledi, ben seyrettim. karış karış her patikayı sözde gümrük dediler, kestiler, haraç aldılar ben gene seyrettim. bilemedim, kaçak terörü finanse eder. gaflete düştüm, bilemedim. dost bildiklerim, sırtımdan vurdu, terörü desteklediler göremedim.
avrupa'da sıla hasreti çeken gurbetçileri haraca bağladılar, özgürlük dediler bölücü yayın yaptılar, bir katili bile teslim etmediler, anlayamadım. elli bin can aldılar. diyemedim insan hakkı, sizin bu yaptığınız değil. kendi yurttaşımın hakkını bile arayamadım. sürüklendim, bana oynanan oyunu göremedim.
devlet sizin yanınızda, dedim ama kaçtım. dep, hep ve ona benzerler, zorla topladı evlatlarımı meydanlara, ben seyrettim, sanki yabancı, sanki el gibi. bölücülük yapanlar şimdi oldu elçi, bir gider barzani'ye, bir talabani'ye. bizim işimiz kimseden sorulmamıştır, diyemedim. gaflet uykusundayım mıdır nedir, terörle mücadele kararlılığını bile gösteremedim ben. ne iç politika kaldı ne de dış; karıştı birbirine. ne sevdiğim belli oldu ne de sevmediğim. gidecek yerim yok benim, herkesi aldattım, terk ettim. yalnız bıraktım onları, çaresiz. bilmem ki, cennet mi benim yerim yoksa cehennem mi! ne dediysem yıllar önce, hepsi yalan oldu şimdi. beni ateşe atsa haksız mı zebani! şimdi çıkıp barzani'den, talabani'den, kılık değiştirir gibi isim değiştiren dep'ten, zana'dan medet umuyorum. bir imralı'ya gitmediğim kaldı aman dilemek için.
duyar gibi oluyorum şehitleri, hesap soran tek tek. aradan geçti yıllar ama hala ağlıyor analar, her geçen gün artarak. peki, bunun hesabını kim verecek!
aşkın vardı konur vadisi kartalı! şimdi aktütün güneyinde bir tepenin adı oldu, aldı bizden yüreğimizi! ardından numan geliyor, sarışın yeşil gözlü, yeşilbayırlı numan. şimdi köyün mezarlığında bir avuç toprak, nur içinde! ya alan karakolu'nda şehit olan 18 asker! ya aktütün'dekiler, ya ketina boğazındakiler! ya van, hakkari, şırnak'ta kanları yerde kalanlar. peki ya bingöl'de, kurşuna dizilen masum, silahsız otuz üç asker! tümü birden, koyun koyuna, elleri kenetlenmiş:
‘'asil türk milleti'nin namus ve şerefini, vatanın bölünmez bütünlüğünü, sorumluluk bölgemizdeki hudut taşları arasında korumakla görevliyiz. vatan ve millet uğruna seve seve can vermeye hazırız. komutanım!''
onlar verdiği sözü tuttu; seve seve canlarını verdiler. ama ben tutamadım! yüreğim dayanmıyor, daha ne sayayım. acımı anlatamıyorum; melekler uçuyor gökyüzünde, bakışlar hüzünlü, yürek hüzünlü, gönül hüzünlü. yetmez mi canım anadolu'ya bunca şehit kanı! kime ne diyeyim, ne söyleyeyim…
şehitlikte rütbe olmaz ama kimin kim olduğunu bilmemiz gerek. al bayrağa sarılı cenazeleri kaldırılmaya başladık birer birer, önce asker. ardından polis sonra öğretmen, ardından korucular yetmedi kadın, kız, çoluk çocuk, uğurladık gökyüzüne. ben ankara'dayım, verdiğimiz canların acısıyla dolu her gün, törenlere katılıyorum yüreğim param parça. içimde kızgınlık, içimde öfke, nasıl olur bu nasıl, diyorum kendi kendime. belki de tam o sıralar tanıştık, o koyu renk ve de ütülü elbiseli, koyu renk gözlüklülerle. her gün geliyorlardı törenlere hiç aksatmadan ve gidiyorlardı. kimsenin aklına gelmedi sormak: başka işleri yok mu bunların diye? soruyorum şimdi kendi kendime, ihanet nedir diye?
aldatmak mı? yok, yok bundan öte bir şey. ülkesini satmak mı? ülke nasıl satılır, mal değil ki o. bizim için ülke, sadece sınırları belli kara parçası değil! bir başka anlamı var ülkenin, bunu sözlükler yazmaz; tarihimiz, kültürümüz, sevincimiz, üzüntümüz, varlığımız. ülke bir başka bizim için, ülkülerimizin yaşadığı, yaşandığı, yaşatıldığı yer ülke.
peki ya göçler ne oldu, peki ya göç edenler? onları ne arayan oldu ne de soran! sanır mısınız ki onlar sebepsiz göç ettiler, bıraktılar yuvalarını, havayı, suyu, toprağı. onları kaderine terk ettik biz ve sormadık bile! çok göç oldu çok! bilmem ki, bizim bin sene önce orta asya'dan anadolu'ya yaptığımız göç bu göçe benzer mi? göç deyip geçmeyin bir başka şey bu; acı dolu, gözyaşı dolu, hasret dolu. toprağı terk etmek kolay mı? ağacı, çiçeği, suyu, havayı terk etmek kolay mı? zor ama çok zor, düşünce gücü bile yetmez anlamaya bunu...
şimdi bize sık sık televizyonlarda gösteriyorlar; doğuda direniş, başkaldırı, isyan hazırlığı! inanınız bana yok öyle bir şey, ben çoğunu tanıyorum onların şemdinli'den, van'dan, hakkari'den. bir zamanlar beraber savaştık pkk'ya karşı onlarla, onlar bu onlar, bizim bildiklerimiz. şimdi ne mi oldu onlara?
önce felemez ayranlı'dan, sonra sabri ağa konur'dan, ardından ormancık köylüleri. derken, şıh reşit de dayanamadı, horyürek çekildi sınırdan. bunları üzümkıran izledi hani o kahraman, cesur insanlar, kışlık yiyeceği bile olmayan. dereyanı'ndan şakir de dayanamadı, terk etti o güzelim konur çayı'nı, çekildi aktütün'e askere yakın olmak için. ya o güzelim van! güneyde kimse kalmadı ki! kimse sormadı onlara aç mısınız tok musunuz diye? onlar da bir şey istemedi ki zaten, sessizce göçtüler evlerinden, ağaçlarından, sularından, canlarından. bayrağımızı bile indirdik cepkenli'den, gözyaşlı, gönül yaşlı. astsubayım ağladı, yeni yaptığı kara fırını sökerken, o milletin gözyaşıydı ama bilemedik. bilemedik ki; bu can bizim can, bu ağaç bizim, bu bayrak bizim, bu toprak bizim…
ya kaçırılan çocuklar, onlara ne oldu? bilemedik hallerini, koruyamadık, arayıp sormadık bile.
benim ki bir tahmin; devran hızla dönmeye başladı o zaman, mertlik bozuldu. göçlerle çatışmalar ve şehitler bir arada anılmaya başladı. çatışmalar tamam; anında raporlar, hızlı takip, takviyeler, geniş çaplı operasyonlar. şehitler tamam; tören hazır, törene katılacaklar hazır, zaten hep hazırlar!
tabi ya, insanı insan olarak görmez, çıkarmazsak karanlıktan aydınlığa, reisi bilip aşireti bilmez, ertuğrul gazi'ye verilen öğüdü bile inkar edersek, olacağı budur: ey oğul! insanı yaşat ki, yaşayasın!!
tabi ya, köyünde, toprağında yaşama hakkı vermezsek insanlara, ederse göç haliniz nicedir diye sormazsak, birkaç oy uğruna dere yataklarına yerleştirir, elektriği suyu verir, yağmur yağınca da ‘' yağmur yağdı böyle oldu'' dersek, olacağı budur!
tabi ya, çoluk çocuk kaçılırken koruyamazsak, peşinden gitmeyip aksine arayıp sormazsak, olacağı budur!
tabi ya, hududumuzu koruyamazsak, kaçağı önlemezsek, iran besler, ırak besler, avrupa besler de biz seyredersek, olacağı budur; karga bu, onlar besler ama göz bizimdir! ama yine de biz bunu görmez zana'dan, ahmet'ten, barzani'den ve hatta imralı'dan ve şimdi de avrupa'dan medet umarsak olacağı budur! allahtan, binlerce yıllık köklü bir tarihimiz var da yıkamıyorlar bizi, sakal misali, kesiyorlar ama daha gür çıkıyor…
benim derdim şehitlerim. benim derdim ülkem, bayrağım, vatanım. benim derdim atalarım, bakamıyorum yüzlerine. geçen elli yıl ömürden oldu avuç içinde bir buz, göz göre göre eriyor, engel olamıyorum. kahrediyor beni, göz göre gidiyor tüm değerler, sahip olmakla gurur duyduğumuz. hep soruyorum kendime, bu biz miyiz, diye? acı olanı, bu biziz, aynaya bakıp da gördüğümüz, biz. daha da kızıyorum, öfkeyle kendi kendime soruyorum, insan tarihine ihanet eder mi hiç!
sayın başbakanım,
malumlarınız üzere, terörle mücadele kararlılık işi. demokratik sistemde yasal çerçevenin çizilmesi işi. ama düşünüyorum ki, bunlar bizde yok! biz türk milletiyiz, biriz ve beraberiz ama kararlı olması gerekenler, kürt sorunu var deyip imralı'nın siyasi kanadına cesaret veriyorlar, diye düşünüyorum. üstüne üstlük kürtçe yayın, kürtçe dergi, gazete. daha yokluktan türkçe öğrenememiş halkımıza kürtçe öğretmenin hem de türk devleti içinde, anlamı nedir diye düşünürüm. bir yandan kürtçe gündeme getirilirken, türk devletindeki türklere, türkiyeli demek, türk olmaktan gocunmayanlar kendine türk diyebilir demek, acaba ne demek diye düşünürüm.
terörle mücadele ede duralım, irtica cenahında ne olup bittiğinden haberimiz yok. acaba tarikatlar, vakıflar vasıtasıyla fakir öğrencileri yurtlara alıp, biz okuturuz deyip, atatürkçü beyinler, fikri hür, vicdanı hür beyinler yıkanıyor mu diye de, düşünmekten kendimi alamıyor ve korkuyorum. korkum; demokratik, laik bir hukuk devleti olan atatürkçü türkiye cumhuriyeti'nin insana olan saygısı ve tanıdığı hakların kötü niyetle kullanılmasıdır!
siz büyüğümüzsünüz, elbette, saydıklarımın gelecek için bir tehlike arz edip etmeyeceğini en iyi siz bilirsiniz. ama derdimizi size söylemezsek kime söyleyeceğiz, sayın başbakanım.
son üç yıldır ab ile yatıp kalkıyoruz. her gün bir yasa değişiyor; ne değişiyor, niye değişiyor bilmiyoruz. milli servetimiz özelleştirme adı altında satılıyor; kim alıyor, niye alıyor, bilmiyoruz. ab diyorlar, cmk çıkıyor; suç arttı, suçlu arttı, evden çıkamaz olduk. polisimizin, jandarmamızın elini kolunu bağladık ama böyle bir uygulamayı biz ab'de bile görmedik. aklımıza denetleme kurulları geliyor, referandum geliyor, atatürk'ün bursa nutku geliyor, işler iyi gitmediğinde halkın sağduyusuna güvenmek gerek, diyor ve tevekkül ediyoruz.
bizim halimiz budur, sayın başbakanım. korkarız, terörle mücadele deyip, asıl teröristler meydanlarda boy gösterirken dağlarla mücadele etmiş olmaktan! korkarız, atatürk'ün laik cumhuriyeti'nin başına bir şey gelmesinden! korkarız, yalnız ve çaresiz kalmaktan, yokluk içinde yoksulluk içinde.
bizim büyüklerimizin, türk milleti'nin büyüklerinin alacağı her kararın gene türk milleti'nin mutluluk, huzur ve güvenliği için olacağından hiç şüphemiz yoktur. saygılarımla arz ederim.
gayrinizami harp koşullarında köy yakan, yargısız infazlar yapan ve köylülere dışkı yediren bir ordunun mensubudur. olayları cereyan ettiği zaman ve mekan çerçevesinde olduğu kadar "insan" çerçevesinde de değerlendirmek gerekir. vicdanın ve insafın gereği budur.
bir de, her sakallıyı pkk'lı zannetmemek gerekiyormuş; değil mi canım?
yaptığı açıklamalar yanlış anlamalara falan neden olmayacak emekli subayımız.
ulan neyini yanlış anlayacam daha, biri "hakimlerin ve savcıların oraya bomba attık tırsıttık" der, öbürü çıkar "oraya buraya havan topu attık da teröristlerin neler yapabileceğini herkese gösterdik" der, ben de arkasındaki gerçekleri görmek için idrak yollarımı zorlarım, göremeyince de hepsini yanlış anlamış bir moron olarak otururum yerime. amına koyayım böyle işin.
terörün tanımını iyi bilen bir subaydır. önce sempatizan milis terörist kavramlarını açıklayalım da herhangi bir yanlış anlaşılma olmasın.
sempatizan herhangi bir örgüte doğrudan katılmayıp, fikirlerini benimsemiş kişidir. genel anlamda konuşursak bunu yönetim biliminin her yerinde görebiliriz. burada örgüt olarak ifade etmeye çalıştığım bir firma, spor kulubü de olabilir.
milis olayında ise boyutlar değişir. milis kavramı ikinci dünya savaşı sonrasında çok hızlı gelişmiştir. en basit tabirle, fiili olarak 7/24 eylemlerde bulunmayıp, sadece örgüt yöneticilerinin talimatlarıyla harekete geçip, çeşitli işlere bulaşmış kişilerdir. mersin'de iki sene önce türk bayrağını yakmaya çalışan oçöçsler bu kategoriye girmekle beraber, teröristlerin dağıttığı silahlarla şemdinli'de kamu binalarından bile askeri tesislere ateş eden başıbozuklar milis kavramının en güzel örnekleridir.
teröristin tanımını defalarca yaptık. kimseyi aptal yerine koymak istemem.
işbu kavramlar neticesinde erdal sarızeybek isimli subayın hem teröristler hem de milisler ile çatışmamış olması imkansız gibidir. bu yüzden değerlendirme yapılırken 2007 türkiye'sinin istanbul'u yerine 1992 şemdinli'si ile konuya yaklaşmak objektif olacaktır. terörü oluşturan tüm unsurların milis ve terörist olarak ayırt edilmemesi gerekir. türk askerleri tarafından öldürüldükleri iddia edilen sivil kişilerin o dönemki ilişkileri, eylemleri araştırılırsa daha doğru bir yere varabilmek mantıklı olacaktır.
zaman gazetesine verdiği demecinde, son kitabında da bahsetmiştir; şemdinli'deki havan bombalamalarında halka zarar vermeksizin; olası bir pkk baskınında şehrin nasıl savunulacağını halka göstermek istemiş, bu konuda yöre halkının kendilerine yardımcı olmasını istemiştir. bahsi geçen bombalama olayları anladığım kadarıyla ufak bir askeri tatbikattan ibarettir.
nitekim kendisi bu konuda yanılmamış, büyük bir operasyon sonrasında kasaba merkezi şehir milisleri tarafından basılarak, tüm askeri tesislere bombalar yağmıştır. burada şunu unutmamak gerek. maksatımız üzüm mü yemek, bağcıyı mı dövmek. askeri tesislere rpg 7 roketleri yağarken aklımız neredeydi?
türkiye'de bulunduğum sürede kendisi gibi asil kamu görevlileri( asker, polis, bürokrat v.s.) sayesinde birçok gece rahat uyudum. allah eksikliklerini aratmasın!
emekli jandarma albayı. 1993'te şemdinli üzerine çatışma havası yaratmak için makineli tüfekle ateş açtırdığını, roketleri ateşlettirdiğini, askerlere pkk militanlarının giysilerini giydirdiğini itiraf etmiştir.
akın birdalerdal sarızeybek'in bu açıklamarını meclisin açıldığı tarih olan 1 ekim de gündeme getireceklerini açıklamıştır. ki demokratik çözümden ve barış sürecinden bahsedilmek adına; yapılan tüm haksızlıkların ve insan hakları ihlallerinin gün yüzüne çıkması, konuşulması, tartışılması ve son bulması temiz ve barış dolu bir gelecekten yana hala umudu olanların çabalarıdır.
yüksek rütbeli bir ordu mensubu, çıkıp vakti zamanında şemdinli'de nasıl canlı kantır sıtrayk oynadığını ballandıra ballandıra anlatıyor ve karşılığında gördüğü tepki -istisnalar dışında- aynen şu şekilde: "gayr-ı nizamı harp kurallarını uygulamış. allah'ına kurban." öncelikle, bu tip durumlarda dillere pelesenk olan gayr-ı nizami harp ve psikolojik savaş kavramlarına açıklık getirelim. getirelim ki daha fazla hezeyana uğramasınlar bu kavramlar.
gayr-ı nizami harp, çoğu zaman psikolojik savaş zeminine çekilmek istense de, aslında gerilla savaşı olarak kabul görür. gerilla savaşının ortaya çıkış noktası yabancı bir işgale tepki ya da bir ülkenin yönetiminin belli bir gruba karşı haksız uygulamalarda bulunduğu iddiası ile ortaya çıkan grupların, düzenli bir orduya karşı gerçekleştirdikleri savaştır. genellikle siyasi bir amaç temelinde ortaya çıkar (pkk örneğinde de gördüğümüz gibi). gerilla hareketlerinin terörist hareketler olarak nitelendirmesi hususu ise bu harekete maruz kalan yönetimlerin algısı ile alakalıdır. pkk türkiye cumhuriyeti devleti için bir terör örgütüdür (haklı olarak). geride bıraktığımız dönemde yaşar kemal'in, biraz da bilinçsizce, söylediği "gerillanın adını terörist koyduk" açıklamasının yarattığı karmaşa bu kavram karmaşasıyla eş değerdi. çünkü ortada, uluslararası ilişkiler disiplininde, belirlenmiş ve dünya tarafından kabul görmüş bir "terörizm" kavramı yok. abd'nin kendi kafasına göre uydurduğu kriterleri saymazsak. pkk'nın türkiye cumhuriyeti devleti sınırları içerisinde ve dışarısında, tc devletine karşı verdiği illegal mücadelenin adı gayr-ı nizami harp'dir. düzenli bir ordu ise gayr-i nizami harpte bulunmaz, sadece zaman zaman kendine yönelen gayr-ı nizami harp ile mücadele etmek için çeşitli yollar seyreder. bu yolların muhattabı ise "halk" değildir.
psikolojik savaş ise, savaş ya da benzeri durumlarda tarafların birbirlerini yıpratmaya, direnme gücünü kırmaya yönelik hareketler bütünüdür. uluslararası ilişkiler disiplinine ait bir kavramdır ve "devletlerin" birbirine karşı olan tutumları çerçevesinde değerlendirilir. yani, heyecanlı ordu mensubu kişilerin, heyecanlarını tatmin etmek amacıyla kendi toprakları üzerinde bir şehre bombalar yağdırmasının bahanesi "psikolojik savaş bu, olacak tabi kardeşim!" olamaz. keza ortada "taraf" olarak kabul edilen bir örgüt yokken (haklı olarak. yine belirtelim ki farklı zeminlere çekilmesin.) psikolojik savaş kavramının da geçerli olması ayrıca söz konusu değildir.
demek ki neymiş? zırvalar götten uydurulan bahanelerle, anlamları bilinmeyen kavramların kullanımıyla meşru bir hal almıyormuş. türkiye'de bulunduğum süre boyunca, bugüne kadar, erdal sarızeybek gibi asil kamu görevlileri (asker, polis, bürokrat v.s.) sayesinde birçok gece gözüme uyku girmedi. yaptıkları şeyin utancını yaşamak zor zanaat vesselam.
askerimizin güneydoğu'da ne kadar aciz olduğunu gösteren açıklamaların sahibi. bir komutan nasıl olur da pkk'lı kılığına askerlerini sokar, göstermelik çatışma havası oluşturur mu? yok neymiş, büyük bir katliamı önlemiş. iyi de sen terörü tırmandıran bir yoldan yapıyorsun bunu. yani kötülüğü kötülükle yok etmeye çalışıyorsun.
yedi tepeli şehirden, boğaza nazır konağımda elimde viski kadehi, sevgilim şömine başında bornozu ile ayşe arman okurken televizyonda erdal sarızeybek'i dinliyorum.
geceleri, insanlar terörden korksun diye evlerine silahlı saldırılar yapmış. ama dikkat etmiş, kimse zarar görmemiş, sadece evler ahırlar delik deşik olmuş, çocuklar tırsıtmış, geceleri uyuyamamış, ama dikkat etmiş kimseyi öldürmemiş. neden yapmış, insanlar pkk'lı olmasın diye yapmış. pkk olursa böyle olur demeye getirmiş, şu an pkk yapmıyor onların yerine biz yapıyoruz demiş. yani demiş ki iki ucu boklu değnek, size rahat yok.
sevgilim televizyonun sesinden rahatsız olmuş, ayşe arman'ı anlayamamış. ben de kapattım, viskimi yudumlamaya devam ederken..
"siktir. ulan acaba erdal'ın tırsıttığı uykusuz çocuklar şimdi pkk'lı olmuş mudur?" diye düşündüm bir an.
insanlık taslayan pek çok kişiden daha insan, son derece beyefendi ve görgülü bir subaydır. kendisini yanılmıyorsam 2002'de babamın devre arkadaşı olması vesilesi ile manisa'da tanıdım. o zamanlar bilmiyordum kendisinin doğuda bu kadar zor koşullarda çalıştığını ama babam, en çok şehit veren devrelerimizden biridir demişti. o yüzden adamı yargılamadan önce birlikte çalıştığı insanların gözünün önünde ölmesinin nasıl bir şey olduğunu anlamaya davet ediyorum.
şu sıralar ergenekon operasyonu/tertibi kapsamında gözaltına alınan eski jandarma komutanı şener eruygur hakkında aleyhte ifade vermesi için soruşturmanın başında olan savcı zekeriya öz tarafından istanbul'a çağrılıp dinlenilen, ama söylediğine göre lehte yaptığı açıklamalarının adı geçen paşalar hakkında hazırlanan dosyaya işlenmediğini iddia eden emekli subay. iktidar yanlısı medyada söylediklerinin değil, kendisiyle konuşan muhabir ya da gazetecilerinin ya da yayın yönetmenlerinin düşündüklerinin kendi adı ve kitabı kullanılarak haber yapıldığından epey yakınıyor kendisi.
emekli albay erdal sarızeybek, fatih altaylı'nın teke tek programında aktütün saldırısını değerlendirdi. sarızeybek terörle mücadele konusunda çok kimsenin bilmediği ayrıntılara da değindi.
işte bu ayrıntılardan birkaçı:
tsk'nin teröristi gözaltına alma yetkisi yok
bugün tsk'nın dağda yaptığı silahlı mücadelede teröristi gözaltına alma yetkisinin olmadığını biliyor musunuz?
yok. öldürme yetkisi de karşılıklı denk silahlar olacak.dur diyecek. ateş ederse, ateş edecek. bu da terörle mücadele kanunu'nda var. çünkü denk silah kullanmadığınız zaman bundan da yargılanıyorsunuz.
bu hükümet ceza muhakemesi kanunu'nu değiştirmeden önce kanun 'cumhuriyet savcısı ya da acele hallerde zabıta gözaltına alır, arama yapar, yüzleştirme ve el koyma yapar' derdi. bu hükümet 'ya da'dan itibaren çıkardı o maddeyi sadece savcıya bıraktı.
bizim idari yapımız fransa'dan alınma, jandarma fransa'dan alınma. fransız ceza muhakemesi kanunu'nu ben tercüme ettim. adli kolluk bölümünü tercüme ettim. fransa'da böyle bir yasa yok. varsa çıksınlar söylesinler. adalet bakanı çıksın söylesin. fransız jandarması, savcıya bilgi verdikten sonra gözaltına alır mı? arama yapar mı? el koyma yapar mı? bu yetkisi var mı, yok mu? çıksın türk milletine açıklasın.
ab'ye uyum yasaları adı altında öyle yasalar çıkartılıyor ki bunun ab'yle uyumla alakası yok. işte örneği ceza muhakemesi kanunu."
jandarma ödenek alamıyor
jandarma çok özel bir yere sahip türkiye'de. fakat kanunlar ona o kadar çok görevler vermiş ki, sayısız her kanun orman kanunu, kaçakçılık kanunu aklınıza ne geliyorsa. bu görevlerinden dolayı da bağlılık vermiş. harp silah araçları yönünden, askeri görevlerini yapmak yönünden genelkurmay başkanlığı'na bağlı, emniyet ve asayişin sağlanması yönünden içişleri bakanlığı'na bağlı, adli görevlerin yürütülmesi yönünden de adalet bakanlığı ile bağı var. jandarma türkiye'de henüz bir kuvvet komutanlığı haline gelmemiştir. fransa'da kuvvet komutanlığıdır. böyle olunca ne kuvvet komutanlıkları aracılığı ile genelkurmay'ın şemsiyesi altına girebiliyor, ne de içişlerine doğrudan bağlı. jandarma sanki üvey evlat gibi, ama en çok görevi yapan o. en çok çileyi çeken o.
bugün türkiye'nin en zor hududu hakkari'dir, çukurca'dır, yüksekova'dır, şırnak bölgesi'dir. şimdi bakıyorsunuz kara kuvvetleri birlikleri rus hududunu aldılar, trakya'da. doğu bölgemizde kars hududunu aldılar. yeni çıkarılan 'sınırların koruması hakkında kanun' ile bundan sonra sınırların korunması kara kuvvetleri'ne verildi. ancak görev devir teslimi yapılıncaya kadar jandarma bulunduğu sınırları koruyacak denildi.
kuzeyden itibaren baktığınızda kars yani ağrı sınırı doğu beyazıt, onun altında çaldıran, başkale, yüksekova gibi kara kuvvetleri kuzeyden başladı. kara kuvvetlerinin imkanları ile jandarma genel komutanlığı'nın imkanları aynı değil. kara kuvvetleri türkiye'nin bir numaralı gücüdür. en büyük gücüdür. kara kuvvetleri kuzeyden başlayarak karakolları kale gibi yaptılar. jandarma gerekli ödeneği alamıyor. bu sorunları herkes biliyor. "
atatürk üstüne yemin et
emekli albay sarızeybek, bölgedeki deneyimlerinden yola çıkarak çarpıcı bir anısını da anlattı:
"bir terörist grubu bastık. hepsi teslim oldu. biri direniyor. örgüt propaganda yapıyor ya tc sizi canlı ele geçirirlerse işkence yaparlar falan diye.. teslim olmuyor. en sonunda siperden bağırdı: " atatürk ilkeleri adına yemin edin bir şey yapmayacağınıza teslim olayım" diye.
sarızeybek kimdir?
kırşehir- kaman doğumlu olan erdal sarızeybek 1976 yılında kara harp okulu'dan jandarma teğmen rütbesiyle mezun oldu. 1978-1996 yılları arasında jandarma teşkilatının sınır, eğitim ve iç güvenlik birliklerinde komutanlık yaptı. 1990 yılında fransız jandarma subay okulundaki öğrenimini müteakip 92-94 yılında şemdinli hudut tabur komutanlığı görevinde bulundu. 1996-98 yılında paris askeri ataşe yardımcılığına atanan sarızeybek, 2002 yılında türkiye'de adli kolluk konusunda, master yaptı. 1999-2003 arasında van, manisa ve şanlıurfa'da il jandarma komutanlığı görevlerinde bulundu. sarızeybek, 2005 yılında ankara atandığı uzman jandarma öğrenci alay komutanlığı görevinde iken albay rütbesinde, kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. türk silahlı kuvvetleri birinci derece gümüş liyakat madalyası sahibi emekli albay sarızeybek, evli, iki çocuk babası olup çok iyi derecede fransızca bilmektedir
konuşması ve hitap yeteneği güçlü olan emekli albay. kendisini fatih altay'lının programında 2,5 karakolların nasıl basıldığını, neler yaşandığını, yapılması gerekenleri, önlemleri vs çok güzel bir şekilde anlatmıştır. lakin konuşması içinde bir ara sözlükte geçen bir başlık ile alakalı olarak bazı şeyler anlattı. neydi bu başlık;
kelimesi kelimesine aynı yazamayacağım muhtemelen ama anlattığı şuydu sarızeybek'in.
"şimdi bunlar dağa çıkmadan önce senin benim gibi insan. ama dağa çıktıktan sonra herşey değişiyor. bunları öyle bir hale getiriyorlar ki şehit ettikleri askere bile işkence yapmaya kalkıyorlar. aldıkları haplar ile kudurmuş hayvanlar gibiler, tek bir şey için yaşıyorlar öldürmek..." vs vs vs..