konu
ercan saatçi olunca akıllara kayınpederi
ertuğrul özkök de gelmiyor değil.
geçen gün ofiste oturuyorum, sekreterim sade kahvemi yapmış getirdi, laf aramızda başbakan aradı cepten, birkaç dakika konuştuk. bana yaptığım işler hakkında çok müteşekkir olduğunu söyledi. ben de onu oğlumun mezuniyetine davet ettim. " petrus açalım başbakanım" sözlerime yanıt olarak;
" sağol dka içki kullanmıyorum " şeklinde bir ifade ile karşılaştım.
"hadi itiraf edelim"
*, herkesin bir zamanlar böyle çok sevdiği ses veya sinema sanatçıları olmuştur. 68'de paris'te fransız polislerine molotof atarken de o zamanlar fransız sinemacı "monica de gurolle "vardı. mütemaddiyyen filmlerini izler, kendisine hayranlık duyardım. esasında aşıktım o sinema sanatçısına.
neyse oturuyorum, telefonum çaldı. bu sefer cepten değil, ofisin numarası aranandı. baktım telefonun ucunda
ertuğrul özkök var.
- nasılsın dka?
- iyiyim abi, işte takılıyorum öyle. aklıma fransa falan geliyor, nişantaşı beni sıkıyor artık. siz nasılsınız?
- fena değiliz, duydum ki bir kampanya veya zirve açmışın. açıkçası rahatsız oldu benim damat, gel şu işi erteleyelim.
- bilemem abi, halktan böyle bir taleple karşılaştık. ilişki nasıldır?
- sen bilirsin canım, bak ne diyecem akşam
texas hold em oynayacağız, dördüncü eksik. orada
chivas regal içerken bu konuyu daha güzel konuşabiliriz.
- siz bilirsiniz akşam görüşelim.
işte belirttiğim gibi bu akşam kendisinin davetlisiyim, detayları görüşeceğiz.