your words to me
a whisper
your face is so unclear
i try to pay attention
but your words just disappear
its always raining in my head-forget all the things ı should have said-
so i speak to you in riddles
cause my words get in my way
smoke the whole thing to my head-and feel it wash away
cause i cant take anymore of this
i wanna come apart
dig myself a little hole inside your precious heart
cause its always raining in my head-forget all the things i should have said
i am nothing more than
a little boy inside
that cries out for attention
yet ı only try to hide
cause i talk to you like children
though ı dont know how i feel
but i know ill do the right thing
if the right thing isnt feel
cause its always raining in my head-forget all the things i should have said
yunanca epiphaneia sözcüğünden türemiş olan görünmek, kendini göstermek anlamına gelen kelime. genel olarak bir olağanüstü varlığın, tanrı'nın insan formunda görünmesi demektir. antik yunan'da çok önem verilen bir kavramdır. hristiyanlıkta ise 6 ocak'ta kutlanan bir bayramdır.
james joyce'a göre ani, ruhsal bir manifesto. dubliners'ta ve the portrait of a young man as an artist'te bölüm sonlarında kahramanların yaşadığı his. bu hisler de küçük yaşanmışlışlıkların birey de derin şoklar yaşatması şeklinde gerçekleşir.
bir de elbette paskalya ve noel ile birlikte en önemli üç yortudan birinin adıdır epifani. tanrıların, isa'yı görmeye geldiği gün olarak bilinir ve tanrıların insanlara göründüğüne inanılır.
a new age of reason
brain treason to trick the mind
what good is searching
if nothing's there to find
we arrive at this place
of no return my brothers
only to discover that our minds have led us away
so far from the painful truth
of who we are
what's right is wrong
what's come has gone
what's clear and pure is not so sure
it came to me
all promises become a lie
all that's benign corrupts in time
the fallacy
of epiphany
come forth bear witness
see the profit from your loss
beg for forgiveness
only after you tally the cost
we arrive at this place
of no return my sisters
only to discover that our values ran us aground
on the shoal in the sea of what
we could be
what's right is wrong
what's come has gone
what's clear and pure is not so sure
it came to me
all promises become a lie
all that's benign corrupts in time
the fallacy
of epiphany
if it's real for me do i have to prove it to you
why do revelations fade to cold blue untruths
it's oh so relative
subservient in total to one's perspective
what's right is wrong
what's come has gone
what's clear and pure is not so sure
it came to me
all promises become a lie
all that's benign corrupts in time
the fallacy
of epiphany
ı had him!
his throat was there beneath my hand.
no, ı had him!
his throat was there and now he'll never come again.
mrs. lovett: easy now, hush love hush
ı keep telling you, whats your rush?
todd: when? why did ı wait?
you told me to wait -
now he'll never come again.
there's a hole in the world like a great black pit
and it's filled with people who are filled with shit
and the vermin of the world inhabit it.
but not for long...
they all deserve to die.
tell you why, mrs. lovett, tell you why.
because in all of the whole human race
mrs. lovett, there are two kinds of men and only two
there's the one staying put in his proper place
and the one with his foot in the other one's face
look at me, mrs lovett, look at you.
no, we all deserve to die
tell you why, mrs. lovett, tell you why.
because the lives of the wicked should be made brief
for the rest of us death will be a relief
we all deserve to die.
and ı'll never see johanna
no ı'll never hug my girl to me - finished!
alright! you sir, you sir, how about a shave?
come and visit your good friend sweeney.
you sir, too sir? welcome to the grave.
ı will have vengenance.
ı will have salvation.
who sir, you sir?
no ones in the chair, come on! come on!
sweeney's. waiting. ı want you bleeders.
you sir! anybody!
gentlemen now don't be shy!
not one man, no, nor ten men.
nor a hundred can assuage me.
ı will have you!
and ı will get him back even as he gloats
ın the meantime ı'll practice on less honorable throats.
and my lucy lies in ashes
and ı'll never see my girl again.
but the work waits!
ı'm alive at last!
and ı'm full of joy!
belli ki iyi bir birikimi var birçok alanda/konuda. sözlüğe, birikimini aktarma tarzı ilginç. çoğunlukla kısa, sade ve vurucu ifadeler. girilerini okuyun derim.
firefox'un memur tiplisi. az özellikli ama özverilisi. elzem olan mevcut yine de. ekran kartı ötenlere, işlemcisi çırlayanlara göre bir icat. bo derek, nadia komanaci, taçsız kral pele, epiphany kullanıyor.
james joyce'un yaratıcı tekniğidir bu. tasavvuru şu şekildedir: ani bir ışıkla bir yaşantıyı(bir duruş, bir söz, sesteki titreşim) cisimleştirerek asıl gerçekliğe açılan olayı ortaya çıkan ani duygular, birnevi joyce okuma anahtarı.
"orta yaşlı erkek şarkıları" başlıklı yazısında engin ardıç'ın muhteşem açıkladığı kelimedir.
-----
"james joyce bu gibi anlık yaşantı pırıltılarına “epiphany” adını verir, bu terim aslında “tanrı’nın birdenbire insanlara görünmesi” anlamına gelir. yağmur başlayınca sevdiğiniz kadın kolunuza girerse tanrı size görünür. öküzlere görünmez, insanlara görünür."
epifani artemis tapınaklarında ay ışığının yılın belli dönemlerinde tapınak alınlığından içeri girerek naostaki kült heykeli üzerine düşmesidir. aydınlanmadır, etkileyiciliktir.
magnesia artemis tapınağı alınlığındaki boşluklar epifani için yapılmıştır.
bir aniden farkına varma durumu.sözgelimi;
şirret ve berbat kız arkadaşını,bütün negatif özelliklerine rağmen seven gözü kör esas oğlanımız,bir markette kasaya para ödeyecekken tüm bozukluklar elinden yere düşer ve bu düşme anında beyninde çakan şimşekler sayesinde aslında bu kızı sevmemesi gerektiğini anlar.
siz benim dediklerimi yapacaksınız, ben de sizin demediklerinizi. mutantlaştıkça komutanlaşıyordu, komşunun bahçesinde dolaşıyordu geceleri.
her şey elinde olduğu halde elde var sıfırdı. ağzı kurumuştu ve hala kahvesinden yudum alamamış ve hatta hatta zaman durmuştu.
"hislerime hissedar olamıyor hiçbir şey. yer çekimi çekici gelmiyor bana. tüm görünmezliğine rağmen karanlıkta kara delikler görüyorum" dedi ve send butonuna tıkladı..
şüphe duymayacak kadar cesur, basit biri, bir enayiyim ben. ne hesap makinası var ne de montaj... bu kadar iyi niyet inandırıcılığımı kaybettiriyor. yalan söylemeyecek kadar deliyim. nasıl desem bir de kavgadan hiç mi hiç korkmuyorum. benden başkası varsa hiç farketmez, her şeyi kabul edebilirim, olduğu gibi görünen her şeyi. dedim ya sürekli defterini kaybeden bir bakkalım ben. kredi kartı kullanmıyorum. sessiz sessiz oturmak, sessiz sessiz bakmak, höpürdetmeden kahve içmek, biraz yüzmek, fazla fazla yürümek istiyorum. emekleyebilirim de aslında. beni kıracağına kafamı kır daha iyi. yanlış anlaşılmaktan daha korkunç bir şey bilmiyorum. çamlıca gazoz kutsaldır gözümde. annemi üzdüğümde ondan çok üzülüyorum hala. telefonun her türlüsü tedirgin ediyor. bilmekten sıkılır mı insan? şiirler sudoku gibi şimdi. ellerim titremeyecek kadar yorgun. insanları insanlara rağmen sevebiliyorum. bu beni yoruyor. yalan korkunç. samimiyet riskli ancak borsada olsa çoktan iflası vermiştim. insanlıktan kovulup tazminat alanları habitatımda istemiyorum. ben sizin gibi değilim. gerçekten değilim. öyle olmak istediğim için değil, böyle olamadığım için. anlam yüklenmeyecek şeylere anlam yüklemek ve anlamlandırılması gereken konuları anlamlandırmamak konusunda sizin kadar iyi değilim. hafızam ve zekam bir başa dönüş. arabeske saygı duyulmalı. gitmediğin yer senindir asıl. acele denilen şey umut kaybını hızlandırır. kan aranıyor ilanı veren vampirler gibiyiz. sevgimizin üzerinde etiketi kalmış. dostluklar ısmarlama. zeki, çevik ve ahlaklıyım ama spor yapmıyorum. dijital tartıda tartıldığımda 21 gram çıktım. terli bir kaplumbağayım ben. içime atılan taşları kim çıkarabilir?
linux'ta firefox'tan daha hızlı fakat farklı bir interface'i olduğu için (flock gibi değil mesela) adamı gıcık eden gnome'un default tarayıcısı. allaa şükür konqueror'dan iyi ama.
balkona çıktım ve bir sigara yaktım. dolunay yoktu gerçi ama ayı dolduracak kadar çilem vardı. bedava kömürün marifetinden midir artık ay ışığı ile aramda samimiyetsiz bir sis.. ay ve ben bakıştık. toz bulutuna rağmen yaklaştık, beraber duş aldık. sigaramı söndürmeme gerek bile yoktu..
çekildim ben. kimseyi çekmek istemediğimden çekildim. ay’ın çağırdığı sular gibi yükseldim ve çekildim, bir nevi low-cezir, ya da el cezire işte canın ne demek isterse..
olduğum yerde duruyorum ve hikayem kendisini anlatıyor. ensemde uzak-doğu filmlerindeki sevimsiz hayaletlerden biri var. değirmenlerle savaşıp un olmaya niyetim yok. olsam benden de ekmek yaparlardı herhalde.
beni dinleyecek birilerini aramıyorum artık, çünkü dinleseler de duyamayacaklar, duysalar da anlamayacaklar. sadece birazcık iyi hissetmek istiyorum. hesapsız, kitapsız, muhasebesiz, vergi oransız.. verebileceğimin fazlasını verdim hayata. kan verdikten sonra hemen sonra ayağa kalkmamam gerektiğini söylüyor bana sevimsiz, basenleri kalın bir hemşire -prosedür gereği-. kalkacak gücüm mü var sanki.
27 yaşında ölürmüş efsaneler. insanın hayallerinin bir daha geri dönülemeyecek biçimde tükendiği yaştır çünkü –bu benim teorim-. bu noktada ya kuyruğa girersin ya da çekip gidersin..
çocukken hayaller kurardım. çikolatayı severdim. zamanla anladım ki çikolata dişleri, hayatı yaşamak düşleri çürütüyor.
sadece bekliyorum artık. olta atmaktan sıkıldım. kendi küvetinde balık tutan emekli bir deniz piyadesi misali.. iyi bir şeyler olmasını bekliyorum. gözlemlediğim kadarıyla kader bile daha kahpe olamaz. tanrı’nın tuhaf bir espri anlayışı olduğunu biliyorum. ve işte sırf bu çaresizlik anında sadece onu yeterince merak eden tek kişi olduğum için enseme vurup “ne haber lan hıyar?” diyeceğini umuyorum. bu kadar samimiyeti hak ettiğimi umuyorum.
hala dünya’yı daha iyi bir yer haline getirebileceğine inanan insanlar siyasi, sosyal ve ekonomik meseleleri tartışıyorlar. sadece bayramlarda huzur evlerini ziyaret etseler çok daha faydalı olabileceklerini düşünüyorum dünya’ya.. bu saçmalıklar umrumda bile değil.
ufak şeylerden mutlu olmayı öğrendikçe, büyük belalar sarıldı başıma, gerçi artık onlar da umrumda değil..
hiçbir gruba, hiçbir ideale, hiçbir kuruma, hiçbir düşünceye inancım kalmadı. yanlış anlamayın, bence hayat son derece anlamlı, ben onu yaşayanların anlamsız olduğunu düşünüyorum.