ilk kez 1898’de emile zola tarafından kullanılan, çalışmak ve hayatını kazanmak için zihnini kullanmak zorunda olan kişi anlamındaki tabir
(bkz. entel)
kelime anlamı akla ait, zihinle ilgili demektir.
en az bir konuda aşmış bilgi birikimi bulunan insan. genel olarak sanata olan yatkınlıklarıyla bilinen bu grup, aydınları ve toplumun önce gelen insanlarını içerir. liderlik var sanki hamurlarında, etkileyicilik ve sürükleyicilikleri de cabası.
tdk'ya göre bu kelime; fransızca "intellectuel" kökeninden geliyor, yazılışı çift "l" ile olmasına rağmen, okunuşu tek "l" ile imiş. bu yüzden de dilimize (genel kanının ve telaffuzun aksine) entellektüel olarak değil, entelektüel olarak geçmiştir.
bir zamanlar eleştirel düşünce becerisini geliştirip kullanan, üretici kişileri nitelemekte kullanılan bu sıfat artık televizyonlarda boy gösterip aşırı arabesk ve kasış şiirler, romanlar yazan; tırt, kısır, aşırı elitist tavırlı, işe yaramaz kişileri nitelemekte kullanılır olmuştur. (hatta: pencere önü çiçeği)
bir nevi kültürel ortam ne yönde değişti göstergesi sanki.
entelektüelliğin göstergelerinden biri de cinnet sürecinde varılacak son noktanın kitaplarını yakmaktan ibaret olmasıdır.. bir entelektüeli, bir elinde bebeğini diğerinde ekmek bıçağını sallayarak belediye yıkım ekiplerine direnen babadan ayıran bir özelliktir bu.*
efendim sanılanın aksine entelektüelite bilgi üretip bunu kullanabilen her insana atıfta bulunmak için harcanak bir kavram değildir.aksine bir tavırdır.yani her bilim adamı bu tavrı gösteremez ve maalesef kendi hanesine artı bir yön olarak düşemez bu kavramı.şöyle ki, ikinci dünya savaşında atılan atom bombasını yapan bilim adamları da kendi düşünsel yaşamlarının doruğuna çıkmışlardır ama o süreçte entelektüel olarak adlandırılacak bilim adamları/kadınları savaşta araç üreten beyinlerin aksine savaşı kınayan ve dünya halklarına buna karşı tavır alma yönünde işlevsel eleştiriler sunanlardır.
statu quo kalemşörleri olan bilim adamlarının/kadınlarının da kendilerini entelektüel olarak nitelediği ve üretim ilişkilerine dahi en basit/bariz eleştirilerin üretilemediği bir dünyada toplumun bu kavramı hakkıyla göğüsleyebilecek insanlara olan açlığı gün gibi ortadadır.
diğer tüm kavramların,yapıların ve ilişkilerin içini boşaltan post-modern zamanlar maalesef bu kavramın da içini boşaltmış ve aynı zamanda ona negatif anlamlar yüklemeyi de becermiştir (bkz: entel)
cemil meriç'in mağaradakiler adlı eserinde teferruatlı bir şekilde incelenen ve hangi toplumlarda hangi düşünsel sistemlerde,hangi filozoflarca nasıl algılandığına,nasıl algılanması gerektiğine dair bilgiler verilen kişi.
öyle laf sokar ki bu insanlar şaşar kalırsınız. şöyle ki
tanıma şerefine nail olduğum bir tanesi ile satıcı bir arkadaş tarafından feci şekilde satış yemişizdir. ardından satıcı arkadaşla olan ilk buluşmamızda geçen diyaloğu aktarıyorum. t:ben e:entel s:satıcı
s: meraba beyler
e: meraba s, arthur miller'ı bilir misin
s: o kim be
e: nası bilmezsin abi yüzyılın en önemli oyun yazarlarından biri adam
s,t: ??
e: bak oyunları var bir sürü mesela a view from the bridge var all my sons var nası bilmezsin yahu
s: abi bilmiyorum nereden bileyim
t: ben bi frank miller biliyorum ama akraba olmasınlar
e: yok yok s iyi bilir çok ünlü oyunu var mesela defalarca sergilendi death of a salesman senin özellikle çok iyi bilmen lazım s
s: ??
e: satıcının ölümü abi işte bugün de oynayacaz bi posta
t: abi gülsem mi ağlasam mı bilmiyorum
ntv de yayınlanan john lennon ve refikası yoko'nun "give a chance to peace" temalı belgeselde sıkça geçmesi itibarı ile kişisel merakımı celb edip hele şuna bi de membaından bakam demem üzerine, hazırlık sınıfındayken (ekal) porsuk çayı (ulan eskişehiri tam bir parise çeviriyor (senn hesâbı) bu çay ha, bi de ortasında meşaleli bi kadın heykeli tam newyork tam yok yok amsterdam. evet.) ha kamelyalı kıyı boyununarkasında kalan gözen kırtasiyeden aldığım oxford pocket dictionary'den öğrenmiş bulunuyorum ki:
intellectual, is a man who concerns with ideas and art rather than practic matters.
yani diyor ki : fatura, derd-i maişet, çoluk-çocuk vesairat nev'inden bi sıkıntısı olmamakla beraber sinemayla beraber yedi sanat dalı ve de düşünce akımlarıyla ilgilenen eşhas-ı mühimmedir. esasen belli bir refah seviyesine sahip olabilse diğer insanlar da belli bir eğitimden sonra, faturaları otomatik hesapa, çoluk çombağı da dadıya anâneye havale ederekten, san'atsal faaliyetleri takip ve de diğer düşünce akımlarını mütalaada diğer elit tabakadan geri klamaz snıyorum. tamamen olmasa da bir imkan meselesi olarak toparlayabilirim mev'izemi.
1986 bülent ortaçgil - fikret kızılok ortak yapımı pencere önü çiçeği adlı albümden bir şarkı:
dinamik bir süreç içinde anksiyeteyi dışlamış
dehümanize davranışlar
"global village" dediğimiz küresel köyümüzde
her şey zaten ölümsel... entelektüel
karşılığı nevrozdur şu bizim uygarlığın
depersonalizasyon,
arbitürat, kokain, anfetamin
oysa ne kadar basit anlayınca bu durumu
bir elin sesi yoksa iki el... entelektüel
kırkıncı ayetti galiba lût kavmi
hani şu malum suçtan
oysa ben diyorum ki hep aynı, hep yeni baştan
gen mutasyonu eric... ericsson
insanın seks çağı, sonunda aids
homoseksüel... entelektüel
sosyal sorunlar deyince akan sular durur
kırk bir kere maaşallah yüz kırk bir olur
fobisi hobiye dönüştüğünden eski bir taktik
materyalist diyalektik
oysa bindiği arabada koşar paradoksal iki at
biri kaçarsa eğer öteki sosyaldemokrat
castro gibi fidel... entelektüel
iletişim bozukluğu özel titreşimler,
aperatiften evvel
filozofik yaklaşımlar da artık biraz seksüel
afrodizyak bir sofrada, şişeler virtüel
geceyarısından evvel
buda, konfiçyus, marx ya da mendel
bir kadın tavındadır... entelektüel
bunları düşünmek kuytu sakin kabuğumda
ve ara sıra sıyrılıp yaşıyor olmak, sizleri anlamak
hipokondriyak...
işte bundan dolayıdır ki saçlarımdaki aklar
tel tel... entelektüel
şarkı daha sonra fikret kızılok tarafından değiştirilmiş, baştan yorumlanmıştır.
kimilerine göre enigma dinlerken şarap içerek şiir okuyan, kimilerine göre ise olmayan bir mananın peşine düşmüş estetiksel kaygılar içerisindeki kişidir. bana sorarsan, kısaca, bilgili deli. kanında gerçek bir huzursuzluk ve arayış barındıranları hayat boyu mutsuz olur, çünkü ruhunda karadelikler vardır, kapanmaz.
on parmağında on marifet olan entelektüelleri ise, yapamadıklarımı ve hayallerimi ve altımı ıslattığım günleri hatırlatıp başarısızlıklarımı yüzüme vurdukları için açıkçası hiç sevmem, yeraltından notlarla saldırırım üzerlerine, (burada yazar hızını alamıyor) sakalını saçını çekip çok bilmiş derim ve fakat yine de bana onlar için entel dedittiremezsiniz (burada yazarın bilinçaltındaki birikmiş kirlileri koku yapıyor).
toplumun gözündeki dejenere edilmiş entel kavramını bir kenara bırakırsak , entelektüel,aydın olmanın yegane sorumluluğu anlaşılır olmaktır.entelektüel toplumu ileri götüren adamdır.halk tarafından anlaşılmama derdinde olan bir insan ise toplumuna fayda sağlamaktan çok kendi çıkarının dikine hareket etmektedir izlenimi uyandırıyor.ortalığı saran entel görünümlü 'karmaşık çıkarım yapmakla mükellef yazar-şair' lerin yaptığı tek şey ise kafa karıştırmak.
halk yoksa entelektüelizm de yoktur. halk anlamıyorsa senin cümle başına düşen yabancı kelime ortalamanın da önemi yok, boşunasın demektir.
sözlükte en fazla kullanılan sıfatlardan birisi. bazen öyle kişileri bu sııfatla tavsif ediyorlar ki vücudumun her hücresinden "hassiktir ordan!" nidasını feveran suretinde işitiyorum. sonra bir bakıyorum ki vasıflandıran özne kelimeyi "entellektüel" (evet iki l harfi) olarak yazmış. anlaşıldı deyup diğer sayfaya geçiyorum.
entelektüel elit kaygılar güder ;entel populer kaygılar.
entelektüel kendisi için öğrenir ,entel başkaları için.
entelektüel bilgiyi saklar ,entel bilgiyi o anda harcar.
entelektüel hedef belirler ,entel kıskanır.
entelektüel savaşır ,entel bilgiyle hava atıp sevişme derdindedir
modernitenin fetiş kavramlarından biridir. oysa literal olmayan kültürün de kendine ait güzel yanlarını bulmak mümkün. biraz kurcalamak gerek. burdan okumayın dediğimi çıkaranları aristo'ya havale ediyorum.