diyafram ile kardeş kardeş geçinen bir fotoğraf makinesi özelliğidir. bunu basite indirgemeden şu yazıyı okumak isteyebileceğinizi düşündüm.
@2837095
makinenin merceğinin üzerinde kanat şeklinde açılıp kapanabilen bir sistem olduğunu düşünün.
diyaframda bu sistemin açıklık aralığını belirleyerek içeri ne kadar ışık girebileceğini ayarlıyorduk. enstantane ise bu açıklığın açık kalma süresidir. kısaca fotoğrafımızın gösterime hazır edilmesi sırasında geçen zamanı belirliyoruz diyebiliriz. işin komik tarafı bu değerler saniyenin 1000'de 1'i gibi değerler. şimdi bu kadar miniminnacık sürelerin fotoğrafımız üzerindeki etkilerini mantıklı olarak inceleyelim.
diyelim bir kuş gördük. hoşumuza gitti çekmek istedik. açtık makineyi şak diye çektik. fotoğrafı bilgisayarımıza attığımızda muhtemelen kuşumuzun gövdesi gayet net, kanatları flu olacaktır. çünkü kuş süratle kanat çırpmaktadır ve bizim ayarlarımız onun hızına yetişememiştir. kısaca bizim fotoğraf hazır olana kadar kuş iki kere kanat çırpmış, makinemiz hangi fotoğrafı gistereceğini bilemediğinden bu iki fotoğrafı üst üste bindirerek faydasız bir çözüm üretmiştir. en basitiyle biz bir tane fotoğraf çekene kadar kuş iki kere kanat çırpmıştır. halbuki bizim amacımız nedir? kuş bir kere kanat çırpana kadar biz bir kere fotoğraf çekmiş olmalıyız.
o zaman işte enstantane ayarı ile oynuyoruz. diyelim saniyenin 100'de 1'i hızında değil de saniyenin 1000'de 1'i hızında bir fotoğraf çektiğimizi düşünelim. eskisine nazaran 10 kat daha arttı hızımız. kuşu çektik. hayal kırıklığı. artık elimizde fludan ziyade kapkara bir fotoğraf olması muhtemel. sebebini bir düşünelim. en başta merceğin üzerinde bir kanat olduğunu ve bu kanatın açılıp kapandığını söyledim. biz o kanadın açılıp kapanma süresini saniyenin 1000'de 1'i yaptık. yani fotoğrafımız için gerekli olan ışık sadece 0.001 saniye süresince merceğe ulaşabildi ve bu cüzi ışık ile makinemiz fotoğraf oluşturmaya çalıştı. ne kadar ışık o kadar parlaklık. fotoğrafımız karanlık çıktı. belki flaş kullanarak bunun önüne geçebilirdik.
tersini düşünelim. gece karanlığı, ya da karanlık bir odadayız. flaş kullanmak istemiyoruz, çok pil harcıyor çünkü. bir de
tripodumuz var aslanlar gibi. gündüz netliğinde fotoğraf çekmek arzusundayız. bunun için kameramızı tripoda sabitleriz. enstantane süresini de olabildiğince kısarız. mesela 15 saniye yaparız. bunun anlamı fotoğrafımızın çekilmesinin 15 saniye süreceği, ne kadar uzun bir süre değil mi? özellikle de 0.001 saniyenin yanında. denklaşöre basarız. 15 saniye bekleriz. birkaç saniye de fotoğrafın işlenmesi sürer. en nihayetinde fotoğrafımız kapkaranlık odada gündüz gibi çıkmıştır. ortam aydınlıktır, üstelik flaş kullanmadan. nasıl böyle oldu peki. biz denklaşöre bastıktan sonra makinemiz tam 15 saniye boyunca ışık aldı içeri. ortam ışığı yetersiz olsa bile 15 saniyede fotoğrafı anlaşılır yapabilmek için ışık depo etti. peki tripod ne alaka derseniz onu da şöyle açıklayayım. düşünün bir kere. fotoğrafın çekilmesi 15 saniye sürüyor. sizin en en en ufak bir el titretmeniz fotoğrafın kargacık burgacık olmasına sebep olacaktır. mümkünse tripod kullanımının yanında fotoğrafı 2sn sonra çek gibi bir komut vererek elinizle denklaşöre basarken yapacağınız olası sarsıntının önüne de geçebilirsiniz.
özetleyecek olursak enstatane fotoğraf çekilme süresidir ve 1/8000 sn ile 15 sn arasında değişen değerler alabilir. yeterince ışığınız varsa ve fotoğrafı bir anda durdurmanız gerekiyorsa düşük enstantane süresi(1/1000 mesela), karanlık ortamlarda ve tripod ile yüksek enstantane süresi (2sn mesela) kullanmalısınız.
ev ödevi: karanlık bir ortamda elinize bir fener alıp kameranızın karşısına geçin. enstantane süresini 15sn gibi uçuk bir değer yapın önce. sonra da feneri açıp havaya birşey yazın, çizin. kalp filan yapın. sevgiliye çok güzel hediye olmaz mıdır?