belki ilginizi çeker
  1. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · tadı harika olan yiyecek kombinasyonları
  2. · 100 opera
  3. · insanın hayatına sıçan şeyler
  4. · annenin gençlik fotoğrafları
  5. · yılmaz özdil
  6. · colin kazım richards
  7. · köpekbalığı görünce yapılması gerekenler
  8. · yavuz çetin
  9. · tiryakinin son sigarası

enlarge your penis maillerinin ardındaki gerçek  

  1. göz yaşları içinde posta kutumu boşalttım. "küçük olduğunu nereden biliyorsunuz arkadaşım? belki büyük... hem büyüklük göreceli bir kavramdır. kime göre büyük? neye göre büyük? o bir şey değil de bir insana üç ay boyunca hiç mail gelmez mi ya? "hep beraber açayım daha heyecanlı olsun. hem de geç cevap veren , umursamayan biriymiş gibi gözükeyim diyerekten" üç aydır posta kutuma dokunmuyorum. peki sonuç ne?

    "gelen 47 mesajın 47 si de benzer konulu. neymiş? enlarge your penismiş. belki büyük. nereden biliyorsunuz? elinizde yeterince veri var mı acaba? sormak isterim. hem belki dedemler kenya'dan göçtü. bilgi olmadan yorum yapılabilir mi sizce? "

    aşırı tepki verdiğimin farkındaydım. ama bu mail adreslerimi değiştirmeme engel olmadı. bu menfur mailleri bir daha almamak adına "damarlı35cm@hotmail.com, blackman30@yahoo.com, oh@my.net" gibi hesaplar edindim.

    sonuç yine aynı oldu. enlarge your penis konulu mailler kutumu aynı hızda doldurmaya devam etti. ben de bir sonraki adıma geçmeye karar verdim. yeni bir hesap açıp kendimi üye olduğum tüm sitelerde dişi olarak göstermeue başladım. bu tabi ki yeni junk mailler almayacağım manasına gelmezdi. ama avon'dan gelen bir fırsat katoloğunu veya yeni bir alışveriş merkezi açılacağı haberini enlarge your penise tercih ederdim tabi ki...öyle yaptım.

    ancak mailler kesilmedi. 8 aydır her geçen gün daha da arttı. ve bu 8 ay boyunca insan eliyle gönderilmiş tek bir mail bile almadım. arada bir posta kutumu doldurma lütfunda bulunan kız arkadaşım bile aylardır hiçbir şey yazmamıştı. kendisine sitem dolu bir mail yazıp gönderdim. cevap alamadım

    tarzımı sertleştirip bir ikincisini gönderdim. yine yanıtlanmadı. sinirlenip telefonuma uzandım. kendisini arayıp :" böyle mi olacaktı" diye sordum. "birbirimize mail göndereceğimize söz vermiştik" dedim sitemkar bir sesle. "bunu yapmak bu kadar mı zordu?" diye inledim.

    iddialarımı sert bir dille yalanladı. bana her ay en az bir mail gönderdiğinden dem vurdu. "yalan söylüyorsun! yalan!" diye inleyerek telefonu kapattım. ama bilgisayarımı kurcaladığımda bunların yalan olmadığını görecektim. virüs programımın kara listesinde mailinin olduğunu fark edecektim. peki ama niçin?

    tam o anda daha önce dikkatimi çekmemiş olan bir şeyi fark ettim. penis büyütme temalı reklamların pek çoğu onun kullandığı maillerden gelmişti. sayılarını azaltmak maksadıyla bir kısmını kara listeye eklediğim mailler...hemen giyindim ve yaşadığı yere doğru yol aldım.

    sesimin titremesine mani olamıyordum. "niçin" diye sordum. " hiçbir zaman elindekiyle yetinmesini bilemedin değil mi?"

    kedili nescafe bardağına doldurduğu viskisinden bir yudum çektikten sonra "ben sadece işimi yapıyorum" dedi. bir profesyonel olduğundan söz etti. işine duygularına karıştıramayacağından bahsetti.

    -ne kadar kazanıyorsun?
    -ne kadar mı?
    -bu işten çıkmanı istiyorum. bana aylık kazancını ve hesap numaranı söyle!
    -hahahaha! bunu para için mi yaptığımı zannediyorsun?

    gizli karargahlarına bir kereliğine girmemin sorun yaratmayacağıını söyledi. ama verdiği hapı yutmamı şart koştu. her şeyi görecektim. ama çıktığımda hiçbirini hatırlamıyor olacaktım.

    talimatıyla birlikte sarı hap boğazımdan süzülmeye başladı. yuttuğumu görünce aracı durdurdu ve konteynırlardan olduğu yere doğru ilerledi. eyp yazılı levhayı saat yönüne doğru çevirdikten sonra gözüken panele başparmağıyla bastırdı.

    -bir ziyaretçimiz var.
    -prosedüre uyuldu mu?
    -evet, kendisine bir doz derokramim verildi.
    -girebilirsiniz.

    duyulan tiz sesin ardından konteynırın önünde ufak bir delik belirdi. eğilerek içeri girdik. 5 metre kadar dizlerimizin üstünde ilerledikten sonra asansöre ulaştık. 3 dakikalık bir inişin ardındansa geniş bir odaya vardık.

    mavi ışıkların içeri süzüldüğü pencerelere yılan balıkları çarpıyordu. suyun metrelerce dibinde olmalıydık. elimi şortumun içine soktuğumda tespitimde haklı olduğumu gördüm. basıncın etkisiyle ufacık olmuştu.

    benim oradaki varlığımı farketmiş olan müdüre hızlı adımlarla yanımıza yaklaştı. "bir ziyaretçimiz var demek! ziyaretçilere bayılırım! anlatacak birisi olmadığında dünyayı ele geçirmeye çalışan gizli örgüt yönetmenin ne kadar sıkıcı bir hale geldiğini bilemezsin."

    -dünyayı ele geçirmeye mi çalışıyorsunuz?
    -acele etme canım. herşeyden haberin olacak. kısa bir süreliğine dahi olsa herşeyi bileceksin.

    kız arkadaşım aldığı talimatla mail gönderme işine geri döndü. müdüre ile birlikte ilerlemeye başladık.

    -kısır yer misin canım?
    -hayır.
    -dolapta sarma olacaktı.
    -teşekkürler aç değilim.
    -kurabiye yemeden bırakmam seni de. misafiri gelmiş de aç göndermiş dedirtmem.
    -hanımefendi, buna gerçekten hiç gerek yok. ben yalnızca etrafı tanımayı istiyorum.
    -tamam o halde...solunda görmüş olduğun oda dezenformasyon departmanı. 100' e yakın çalışanımız var. görevleri dünya erkeklerini oyalayıp onların sağlıklı düşünmelerini engellemek. birkaç adım daha attığımızda oryantasyon odasını göreceğiz.

    burada nasıl bir şeytanlık dönüyordu böyle? projektörden yansıtılan simgeleri gördüğümde kafamın karıştığını hissediyordum. . müdürenin koluma attığı çimdikle kendime geldim. "sanırım bir fikir edinmişsinizdir" dedi.

    -kadınlardan aldığınız mesajların bu şekilde sona erdiğini fark etmişsinizdir. "canımmm ."
    -evet dikkatimi çekti.
    -bu bizim gizli kodumuzdur. 3m...latince'de ; mille, mulier ve mundus ... türkçe'ye 1000 kadının dünyası olarak çevirebiliriz. her ülkede örgütlenmelerimiz var. her birimde en az 1000 kadın çalıştırıyoruz... ileride sağ tarafta fotoğraf çektiren çalışanları görüyorsunuz.

    başımı çevirdiğinde boynunu yana yatırıp kendilerini üst çaprazdan kadraja almaya çalışan kızları gördüm. bazıları ise büyük bir banyonun içindeydi.

    kafamın karıştığını söyledim. "enlarge your penis" sözlerinin ne manaya geldiğini sordum. gözlerini kısıp bir süreliğine baktıktan sonra ağzından "atlantis" sözcüğü süzüldü.

    -anlantis'le bunun ne alakası var?
    -suyun altındayken yüksek basıncın etkisiyle penisinin küçüldüğünü fark etmişsindir.
    -evet.
    -penisinin büyümesi için karaya çıkman gerekir. atlantis'i terk etmen gerekir. kafan karıştı, değil mi?
    -evet. söylediklerinizin hepsi çok kopuk. bağlantıyı kuramıyorum.
    -atlantis 1992'de bir ingiliz denizaltısı tarafından yeniden keşfedildi . telsiz konuşmalarını duyduğumuzda duruma müdahale etme gereği hissettik. dönemin yöneticileri erkekleri zayıf taraflarından yakalamanın iyi olacağını düşündüler. bu adamların yaklaşık altı aydır deniz altında olduklarını biliyorduk. penisleri hiç olmadığı kadar küçük bir hale gelmişti. psikolojileri son derece bozuktu.
    -devam edin lütfen.
    -mürettebata penis büyütme haplarının reklamlarını içeren mailler gönderildi. tahmin edildiği üzere her biri bu haplardan bir adet edindi.
    -derokramim!
    -evet, derokramim...gece sona erdiğinde atlantise dair tüm bildiklerini unutmuşlardı. derokrarimin başlıca özelliği budur. son bir haftaki bilgileri unutturur. bütüncül bir hafıza kaybı yaşattırmaz.
    -...
    -ay iyi ki geldin canım. ne zamandır biri gelse de hain planlarımdan bahsetsem diyorum. kollarını uzatır mısın?
    -hayır.

    olumsuz yanıtımı duyduğunda gözlerini kocaman açtı. hemen arkasına dönüp talimatını verdi: "kızlar!"

    kollarım iki kadın tarafından kavrandı. her ikisi de çok güçlüydü. direnmeye çalıştığımda bir üçüncüsü tarafından ağzıma terlikle vuruldu. çaresizlik içinde kollarımı öne doğru uzattım. yaklaşan müdüre ellerimi bağlamaya başladı. başımı öne eğip "buraya kadarmış" dedim.

    -bununla boğazlı kazak öreceğim. malum; önümüz kış. hazırlık yapmak gerek.
    -ben de sanmıştım ki...
    -ne sanmıştın?
    -önemli değil. planlarınızı anlatmaya devam edin lütfen.
    -konserve yapacağız. sonra da fasülye turşusu kurmaya başlayacağız. sonrasında da altın günleri başlayacak.
    -dünyayı ele geçirme planlarınızı kastetmiştim.
    -hala anlayamadın değil mi? biz kadınlar gücümüzü buradan alıyoruz işte. her zaman kadınların kollektif zekalarının daha yüksek olduğu söylenmiştir. doğrudur da...çünkü birlikte çok vakit geçirmeye çalışırız. kabul günleri, konken partileri ve daha pek çok şey...mille - mulier - mundus ...siz erkekler tarih boyunca birbirinizden kaçtınız. oysa biz bütünleşmeye çalıştık. siz "burası sap dolmuş" diye sitem ederken biz hep iç içe olduk. siz birbirinizi tokatladınız , halı sahalarda çift daldınız. biz ise birbirimize sarma yedirdik ,altın verdik. altınlar biriktikçe birikti. geçen 100 yıllarla beraber kasalarımıza sığmaz oldu. güçlendik. 1968 yılında da bu örgütü kurduk. şimdiyse dünyayı ele geçirmenin bir adım uzağındayız. çin halk cumhuriyeti üzerinde tam bir hakimiyet kurduk bile. 2008 yılı başında ülkeye olan ticari kotaların tamamen kalkmasının altında da bizim parmağımız var.
    -penisinizi büyütün...derokramim!
    -evet, doğru tahmin ettin. yine derokramim! çinlilerin bu sıkıntısını lehimize kullanıyoruz. hapı bir kez alan son hafta içinde tüm yapmış olduklarını unutuyor. almadıklarını düşünüp tekrar alıyorlar. çalışmadıklarını düşünüp tekrar çalışıyorlar. her hafta fazla mesai yaptırıyoruz. gelecek hafta tekrardan. kimse çıkıp da "geçen gün de fazla mesai yapmıştık" diyemiyor. şirket o kadar büyüdü ki tüm çin'i ele geçirdik. sürecin bu şekilde devam etmesi durumunda 50 sene içinde uluslararası şirketlerin neredeyse tamamında hakimiyet kurmuş olacağız.
    -siz tamamen çıldırmışsınız.
    -ha ha ha! derokramim'i şehir şebekelerine vermeye başladığımızdan bahsetmedim bile. ilacın arsenik içerdiğini söylersem ne kadar ileri gitmiş olduğumu anlarsın.

    gözlerim karardı. aniden yere yığıldım. boğazımdan geçen sarı hap etkisini en sonunda göstermeye başlamıştı.

    onları yeniden açtığımda kendimi bir deri kanepede uzanırken buldum. psikiyatr hanım başını iki yana salladı. sonra da hızlıca yan odaya ilerledi. kapıya yaklaşıp dinlemeye çalıştım. telefonla konuşuyordu:

    -evet, hatırlıyor. az önce hipnoz esnasında yaşadıklarını tüm ayrıntılarıyla anlattı.
    -.....
    -evet, bundan eminim. ne yapmalıyım?
    -.....
    -ekip gönderemez misiniz? onu bir süreliğine daha burada tutabilirim.
    -.....
    -ama efendim, bu tehlikeli olmaz mı? başka bir psikiyatra da anlatabilir.
    -....
    -tamam. derokramim verip gönderiyorum o halde.
    -.....
    -mille - mulier - mundus!
    (nebiros, 15.08.2008 00:22 ~ 16:02)
  2. boyut ve işlev arasında direkt bir ilinti (correlation) olduğu yanılgısı ya da bu yanılgının kötüye kullanılması.
    (pandoraspirit, 15.08.2008 04:40)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil