17 mayıs 2012 perşembe
günün başlıkları: 379 tane
günün başlıkları: 379 tane
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·çetnik (2)
- ·
- ·chevrolet impala (5)
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·beklemek (2)
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·yalnızlık (5)
- ·
- ·itü sözlük (2)
- ·aşk (2)
- ·
- ·blind guardian (2)
- ·
- ·
- ·türkiye kupası (2)
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·gülse birsel (10)
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
engin çeber
- yürüyüş dergisi dağıtırken gözaltına alınıp tutuklanan, karakolda başlayan ve hapishanede süren işkenceler sonucu katledilen genç insan.
(bkz: http://www.radikal.com.tr/...)
işkenceye karşı sıfır tolerans
2008 - 21. yüzyılda insanlık onurunun işkenceye mağlup olduğunu bir daha gözlerimize sokan devrimci, mücadelesi yolunda canı ile bedel ödeyen insan.
sağlam girdiği bir hapishaneden, yoğun bakıma taşınan ve orada da son bulan bir yaşam. demokrasi nutukları, ab uyum yasaları ve tezkerenin gerekliliği safsataları arasında görmezlikten gelinen bir ölüm daha. yine yürüyüş dergisini sattığı için 17 yaşında polis kurşunu ile felç kalan ferhat gerçek, sağlam girdiği karakoldan cesedi çıkan festus okey, polis tekmesi ile ölen fethullah efe... güvenli bir şehirde, güvenle yaşıyoruz. münferit(!) bu olayların tümü.
hele ki işkence, 21. yüzyılda nasıl da münferit bir olay değil mi? nasıl bir gerekçe sunulabilir acaba buna, nasıl bir savunma getirilebilir bir insanın tutuklu olduğu ve sağlam girdiği hapishaneden yoğun bakıma taşınmasına? insanlık denen olgu bunun neresindedir?
korkmuyoruz mütemadiyen, korkutulmaya çalışılıyoruz mütemadiyen!! gerekçelerden de, olaylara münferit denilmesinden de, cezasız kalınmasından da sıkılmadınız mı siz artık!!
insanlık onuru işkenceyi yenecek elbet!! o yere göğe sığdırılmayan 21. yüzyılda, demokrasi nutukları ile, kendine demokratçılıkla değil bunun da farkındayız!! - istanbul sarıyer'de dergi dağıtırken polis tarafından 10 gün önce gözaltına alınan ve tutuklandıktan sonra beyin kanaması geçiren engin ceber 10 ekim de hayatını kaybetmiştir.
işkence yaşadığımız coğrafyanın vazgeçilmezi unsuru. ve bu unsura maruz kalan herkesin hayatında, bedeninde veya kişiliğinde tarifi olmayan acılar ve izler bırakan, artık kronikleşmiş bir devlet hukuku olan muameleye bir can daha verildi. ne ilk ne de son olan kişinin adı engin ceber. söyliyecek sözüm yazacak kelimelerim olmadan ve artık işkencenin son bulacağı umudu taşımadan umudu, güzel yarın düşlerini burda bırakıyorum. - gözaltında beyin kanaması geçirmesinin nasıl açıklanacağını merak ettiğim gencecik insan. ölümüne neden olanların
ne ceza alacağını da ayrıca merak ediyorum. - ah ikiyüzlü ülkemin ikiyüzlü adaletinin son kurbanı; ah ki ölümün soğuk yüzü ile çirkince tanışan insan...
bir yandan yerel bir gazetede çıkan her şehit için bir kürt öldürülmeli deyip, dtp'li milletvekillerini hedef göstermenin düşünce özgürlüğü kapsamında incelenmesi; öbür tarafta yasal bir dergiyi sattığı için gözaltına alınan, tutuklanan, işkenceden geçirilip ölümüne sebep olan bir karanlık.
riyakarlık yapış yapış, kendimiz için demokratız biz sadece diyen bir hükümetin demokratik 1 mayıs'ı, güvenli(!) şehri, güvenli(!) hapishaneleri...
"(...)
vali efendi, içişleri bakanı, adalet bakanı, başbakan ve bilumum bakan eşhas, acaba bu yaşananlardan biraz olsun hicap duyuyor mu?
hayır. çünkü engin gibi vurulan arkadaşının hesabını soranları, meltem gibi gece gezen kızları, esmeray gibi travestileri, daha nicelerini, daha nicelerini şöyle bir güzel dayaktan geçirmek gerektiği konusunda en ufak bir kuşkuları olduğunu sanmıyorum.
sadece kimi nefretle eğitilmiş yoksul ve ruhu paralanmış hasta beceriksiz memurun dayağı fazla kaçırıp ölümlere neden olmasından hoşlanmıyorlardır elbet.
vatandaşlarım, insan kardeşlerim, halkım; gücüm olsa da sizi isyana teşvik edebilsem.
analar, babalar, kardeşler, arkadaşlar; isyan etmek zorundayız.
pos bıyıklıların emrinde hayata kast ediyor coplu, apoletli, üniformalı vahşiler.
ölümden başka gerçeğimiz olmayacak mı?" yıldırım türker - dergi dağıtırken gözaltına alınmış kişi. belki bizim bilmediğimiz illegal yönleri vardı, belki pisliğin tekiydi belki de dünyanın iyi insanlarından biri. ne olduğu kim olduğu hakkında çok fazla bir bilgimiz, fikrimiz yok. ancak bu bilgilerin elde edilmesi ve varsa suçunun tespiti yoksa salıverilmesi için bu adamın mahkemece yargılanması gerekiyordu. ama yok, kahraman polisimiz yargı ve yürütmeyi kendisinde toplamış ve mahkemeye rahatsızlık vermeden hem yargılamış hem de infazını gerçekleştirmiştir. bu olayın ne savunulacak yanı ne de üstü örtülecek bir basitliği vardır.
"bu ülkede demokrasi var, hukuk var, parti kapatamazsınız." diyenleri bu konuda da demokrasi ve hukukun olduğunu ispatlamaya davet ediyorum. ne diyor bu, dediğine kendisi inanıyor mu acaba? dediğinizi duyar gibiyim. işin ucu kendilerine dokunan konularda ortalığı yaygaraya vermeyi, etrafa sataşmayı çok iyi bilenleri insani bir konuya davet ediyorum. evet belki de ben manyağın, aptalın tekiyim. ama hala insaniyetini kaybetmemiş ve bu ülkede de insaniyetini kaybetmemiş insanların olduğuna inanan bir aptal. - insan haklarından sorumlu devlet bakanı ''ülkemizin imajı bozuluyor'' diyerek engin çeber'in işkence ile katledilişiyle ilgili soruşturma açılmasını istemiş. bu nasıl bir travmadır sen insan haklarından sorumlu devlet bakanısın lakin önemsediğin; bir insanın sistematik işkence ile katli değilde bu olayın basına ve kamuoyuna yansıyıp dışarda yarattığı kötü imaj. o halde neden ''insan haklarından sorumlu'' sıfatı ön görülmüş bu makam için ''imaj ve prestijden sorumlu'' denseymiş bari dürüstlük adına. diğer bir travmatik noktada yapılan işkenceye göz yuman cezaevi savcısının soruşturmayı gerçekleştirecek olması. yazık.
- metris cezaevinde 19 kişi görevden alınmış, bir de üzerine adalet bakanı mehmet ali şahin tarafından açıkca işkence kabul edilip "devletim ve hükümetim adına özür diliyorum." cümlesi kurulmuş ölümü üzerine engin ceber'in. bunu bir gelişme olarak algılamalı mı, samimiyete inanmalı mı? bir yerlerden bir şeyler çıkacağına güvenmeli mi? umut bağlamalı mı artık aydınlığa, bir bilinmezlik. ancak yine de peşi bırakılmayacaktır tabi ki, ceza sadece cezaevindekileri görevden almak ile olmuyor farkındayız!
bu karanlık ile derdimiz, bunun da farkındayız!! - dağda, bayırda, karakol baskınlarında ölenlere ağıtlar yakılır, kahrolsun terörizm diye haykırılır ama engin ceberler öldüğünde olayın üstü hep örtülür. neden? çünkü pkklılar orospu çocuğu ya bu piçliği yapanlar da bir pkklıya saldırırcasına işe koyuluyorlar. devrimci çünkü adam, direkt suçlu yani. adalet sadece dinciler, teokrasi diktatörleri ve faşistler için geçerli, gerisi faso fiso.
cezaevindeki gardiyanların mı tutukluların mı yoksa devletin eli midir bilemiycem ama ahlakın kitabını yazdıkları kesin. yavşakça. bir ibneyi daha çukura gömdük diye seviniyorlar, götlerine bile takmadan, arkasından kıs kıs gülücükler atarak... amınıza koyayım! - devletinizin nefsi müdafaa hakkını uyguladığına hiç şüphe yok. sömürüye karşı halkı bilinçlendirmeye çalışanları elbette işkencelerde öldürüp, şerefsiz düzenini koruyacaktır. burjuva yasallığınızdan adalet beklentimiz de yok, boşuna ıkınmayın.
bir elinde kitapları türküleriyle geldiler
dalga dalga aydınlık dalga dalga aydınlık oldular
yürüdüler karanlığın karanlığın üstüne
meydanları zapt ettiler meydanları zapt ettiler yine
beyazıt'ta şehit düşen
silkinip kalktı kabrinden
ve elinde bir güneş gibi taşıyıp yarasını
yıktı şahmeranın mağarasını
daha gün o gün değil derlenip dürülmesin bayraklar
uzaktan duyduğunuz çakalların ulumasıdır
safları sıklaştırın safları sıklaştırın çocuklar
bu kavga faşizme karşı bu kavga hürriyet kavgası - hayat hergün yeni birşeyler öğretiyor insana. ama bugüne kadar bana en çok "şaşırmamayı" öğretti.midem bulansa da,içim kalksa da şaşırmıyorum artık. ama şaşırmamak demek,kanıksamak demek değil. öfkenin,hıncın azalması hiç değil.
aklımın bir türlü almadığı şeyler de olmuyor değil şu güzel ülkemde. o muhteşem devletin yaptıklarına alkış tutarken birileri,ben hala anlayamıyorum,bunların "beyin" denen organla mı yoksa başka bi taraflarla mı düşünüldüğünü.
fakat dedim ya,içim kalksa da şaşırmıyorum artık.
ama şunu çok iyi biliyorum ki,adalet bir gün göz altında ya da cezaevinde öldürülenlerin arkasından "ohhh çok iyi olmuş" diyenlere de gerekecek. o cevap vermeye ya da sinirlenmeye bile layık olmayanlara da... - “önce komünistleri götürdüler, sesimizi çıkarmadık, çünkü komünistleri götürüyorlardı ve komünist değildik. sonra sosyalistleri götürdüler, sesimizi çıkarmadık, sosyalist değildik. sonra yaşlıları, akıl hastalarını, başka milliyetten olanları, yahudileri götürdüler, hiç biri değildik ve sesimizi çıkarmadık. bir gün bizi götürmeye geldiklerinde, sesimizi duyacak hiç kimse kalmamıştı."
edit:nazi almanyasında bir rahip tarafından söylenmiştir. - metin göktepe yi hatırlatandır.
- işkenceyle öldürülmesini haklı bulanlara "bir gün herkesin adalete ihtiyaç duyacağını" anlatmaya çalışmak boştur. çünkü bu adamlar o ünlü hikayedeki nazilerin tek tek götürdüğü toplum katmanlarını değil basbayağı nazinin kendisini temsil ediyor. sırtlarını devletin mutlak yüceliğine dayayanlar için herhangi bir meşruiyet kurumu saçmadır. hayat hakkının meşruiyeti devletin meşruluğu karşısında hiçbir anlam ifade etmez. kimin öleceğine, kimin işkenceden geçirilip sakat bırakılacağına kimin sağ konacağına ilişkin kararın tek hakimi "kutsal" devlettir. kutsallığının altında ne tür çıkar ilişkilerini gizlerse gizlesin.
- "işkenceye sıfır tolerans"ın bir sonucu olarak öldürülmüştür.
şimdi aklımda değil bir filmde amerikalı askerler bir sahile çıkarma yapıyor. ve fakat müthiş bir karşı ateş var. her taraf ölüm, kan. bir asker bağırıyor "bi şans verin bize" başını bile kaldıramadan ölüyor.
(diyelim ki) bir suç işlediniz. sizi devletin kolluk kuvvetleri tesli aldı. devletin karakoluna götürdü. devletin savcısı tutuklu kalmanızı istedi, devletin hakimi uygun gördü. devletin cezaevine gönderildiniz. devletin gardiyanına teslim edildiniz. olması gerekeni yaşadınız.
ama suç bile işlememişken sırf devletin (özellikle polisin) hoşuna gitmeyen bir şey söylediğiniz bu sözleri sarf eden bir dergi sattığınız için gözaltına alınıyorsunuz. insan onuruna yakışmayacak bir muamele görüyorsunuz, doktorlar bile sahte raporla işkence görmediğinizi söylüyor. karakolda, cezaevinde işkence görüyorsunuz. kaba dayak, demir çubuk, ıslak battaniye...
işkence bu ülkede hala yaygın bir sorgulama yöntemidir. ceber öldü. bu sayede bunu hatırladık. ama hiçbir işkenceciyi yargılamayan bir ülkenin evlatları olduğumuzu unutmayalım. hem de bu işkencecilerin açık bir biçimde kollandığını hatırlayalım.
insanlık onuru işkenceyi yenmelidir. ama "iyi olmuş ibneye" diyen zihniyet yanı başımızda, şu anda burada, alt katımızda, otobüste ön koltukta olduğu sürece çok zor.
memduh uyan'ın acımasız işkenceleri ayrıntılarıyla anlattığı bir kitabı var. burada o iğrenç yöntemleri yazarak can sıkmak istemem. ama uyan'ın aklından hep aynı söz geçiyor işkenceler esnasında onu hatırlatmak isterim:
ben bir insanım, bunu bana yapamazsınız. - kendisinin siyasi görüşüne katılmasam da ölümüne çok üzüldüğüm kişi. modern dünya diye adlandırdığımız 2000'li yıllarda böyle çağdışı ki bu hangi zamanda olursa olsun çağdışıdır bir kişinin öldürülmesi kabul edilebilir değildir. hani özgür bir ülkeydik ? hani hukuk devletiydik ? engin ceber ne yapmış gazete dağıtmış. baştaki beyefendiler diyorum ki bu beyefendileri kendime olan saygımdan söylüyorum madem yürüyüş dergisi ile bir probleminiz var hepsini toplarsınız, adalet önüne çıkarırsınız ondan sonra varsa bir hataları verirsiniz cezalarını ama siz ve sizin gibilerin yaptığı insanlığa sığmamaktadır. o canı siz mi verdiniz geri alıyorsunuz. birde aklıma geldi geçenlerde bir tartışma vardı hatırlarsınız "polis vazife ve selahiyet kanunu" polislerin ellerini kollarını bağlıyormuş ve kendilerine daha geniş yaptırımlar verilsin diyorlardı. lan adamı vahşice katlettiniz daha ne hakkı istiyorsunuz millete tecavüz hakkı da versinler mi ?
sonuç olarak bundan önce nice engin ceberler gitmiştir ne ilktir ne de son olacaktır ki umarım son olsundur. kendisine allahtan rahmet diliyorum, mekanı cennet olsun.
not: belki saçmalamışımdır herkesten özür diliyorum. - (bkz: utanıyorum)
- işkenceyle öldürülmüş bir insan... bir tane de kafede polis dayağı yemiş birileri sanırım. 1 mayıs olayları, karakol'daki işkence rakamları da artık o kadar dayanılmaz boyutlara ulaştı ki adalet bakanı bile kabul edip özür dilemek zorunda kaldı.
polis devleti mi oluyoruz acaba? - (bkz: daha kaç kişinin ölmesi gerekir)
- bu devlet'in anayasasında yazdığı gibi gerçekten bir hukuk devleti mi, iktidar partisi'nin adın'da yazdığı gibi gerçekten adalet yanlısı bir parti mi? bunları onu katleden kişilerin ne şekilde bir cezai işleme tabi tutulacakları göstertecektir. yoksa geçmişte olduğu gibi diğer işkenceyle öldürülmüş kişiler için yapıldığı gibi zaman aşımna uğrayan dosya tozlu raflara mı kaldırılacak?
- içimizi acıtan, işkenceyle öldürülen insanoğlu. bu kaçıncı? ne zaman yalnızca insan olduğu için kutsıyacağız insanlarımızı? bunu yapanlar insan mı, insansa biz neyiz?
- (bkz: işkenceye sıfır tolerans)
(bkz: http://www.radikal.com.tr/...) - eceli ile öldüğünü açıklamıştır bakanlık bu gencecük adamın.
- polis işkencesi sonucu ölen bu insan için yapılan soruşturmada yine 2 polisin yaptığı incelemeyle işkence yapılmadığına dair rapor verilmiş. sayısız tanık engin ceberin işkence gördüğüne dair açıklama yapıyor ayrıca bazıları işkencecileri teşhis edebileceğini dahi söylüyor.ben bu derece göz göre göre yapılan cinayet karşısında sağın solun elele,tüm türkiyenin sokağa dökülmesini beklerdim ve isterdim.abdullah öcalan ı kuş sütüyle besleyen bir ülkede,kendi çocuklarımızı 'polis' sıfatıyla rahatça öldüren katiller bizim vergilerimizle maaş alıyorlar üstelik.sokakta hiçbirşey yapmasak da çevrilip,nedensizkarakola götürülüp dayak yiyip öldürülen bizler de olabiliriz ki bu da zamanında yaşanmış şeyler zaten.80 sonrasında türkiyenin üstüne çökmüş uyuşukluk hala devam ediyor olacak ki kimseden ses çıkmıyor,sanki kimse yapılanları görmüyor.acıyı sadece ölenin yakınları çekiyor,bir başkasının petrol telaşı yüzünden şehit düşen insanlarımızla,bizi korusun diye maaş verdiklerimiz tarafından öldürülen insanlarımız arasındaki farkı ben anlayamıyorum.ve aklıma bir şarkı geliyor -biri anlatsın bana nedir bu normal?canım sıkılıyor artık,yoksa ben miyim anormal?-
- yaşıtım, kardeşim. ben müzik dinlerken, nette gezerken, tv izlerken, gazete okurken meğersem o devleti bölüyormuş, kadınlara tecavüz ediyormuş, anarşistlik yapıyormuş. öldürmüşler engin'i. memleket rahata ermiş.


