kalabalıkların içinde bile yalnız hissedersin bazen kendini..asıl yalnızlık kendine dönüp baktığında, içine, kendine dokunduğunda hiç bir duygu hissedemediğin andır.sevinç, acı, hüzün, mutluluk, keder, sıkıntı....bu duygu ve benzer duyguların hiç birini hissedemiyorsan kendine dokunduğunda asıl yalnız olduğun anlar o anlardır işte...yanında biri olması falan yalnız değilsin demek değildir..kendinle başbaşa kaldığında kendine dokunduğunda bu duygulardan birini dahi hissediyorsan, o ruh halleri içindeysen ne mutlu ki yalnız değilsin....
(derya, 26.10.2007 08:49 ~ 08:52)
fikir birliği içindeki bir ortamda, farklı düşünen biri olarak kalmak...
(heidi, 26.10.2007 08:54)
insanın kendini zamandan, mekandan, acıdan ve mutluluktan daha doğrusu kendinden soyutladığı, kendi kokusundan uzaklaştığı, elini uzattığında boşluğu okşadığı, aynaya baktığında canının yandığı, soğuk yatağının bir türlü ısınmadığı, içinde sıkıştığın bedenin kontrolüden çıktığı, kendi dokunuşlarının bile yabancılaştığı, aldığın havanın ciğerlerine ulaşamadığını hissettiğin andır...
can yoldaşın olmazsa olmasın
yalnızım diye hayıflanmayasın,
eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi
bir anne şefkatine müsavi
üç adım ötede deniz
dosttur ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz
bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara
ağaç yaprak verir sır vermez rüzgarlara
ve kış yaz,
dalda kuş eksik olmaz
dağ başında duman
yalnızlık nedir göreceksin
öldüğün zaman...
cahit sıtkı tarancı
tüm dostların aslında dost olmadığını farkettiğim andır.
tahminimce yağmurlu bir sonbahar gününde zorunda olmadığın halde ince kıyafetler giyerek yağmurun keyfini çıkarmak için kulağında hüzünlü bir müzikle (bkz:
early sunsets over monroeville) (bkz:
my chemical romance) amaçsızca yürürken gözyaşlarının tadına baktığın andır.
(raziel, 26.10.2007 21:33 ~ 28.10.2007 14:22)
bir gece oturup kendi kendine sesli sesli her şeyi, kimseye anlatamadıklarını, gizlediklerini, ruhunu çıkartmış da yanına oturtmuş gibi anlattığın andır. hiç bir ses yoktur, sadece gece vardır, öylece oturup, vicdan muhasebesi yaparsın, kendini aklamaya çalışarak.
hani sevgili vardır en yakın arkadaşın en yakın dostun olmuştur.herşeyini paylaşmışsındır herşeyin olmuştur.ve o sevgili hani gider ya arkasını dönüp, son bi kez bakmadan , son bi kez sarılmadan... ve sen onun arkasından bakarsın ağlayamazsın bile.ve yağmur da yüzüne vurur.yalnızlığını...işte an o andır.
düşünmekten vazgeçip,kafandaki sesleri susturduğun an, etrafına bakındığın zamandır.
(death, 23.06.2009 22:48)
şuan.
otobüse binersin, el sallarsın seni uğurlamaya gelenlere... onları görebildiğin son ana kadar el sallarsın hatta... bir yerden sonra göremezsin artık...
işte o an, yanında hiç tanımadığın biriyle yolculuk ettiğin o an...
en kötü halidir yanınızda sevgiliniz varken bunu hissetmek.
bir kaç dakika öncesine kadar sevgilinize sarılmış oturuyorsanız, mutluluktan ağzınız kulaklarınızdaysa, hiç bir şey keyfimi kaçıramaz şu an diyorsanız yanılıyorsunuz. iki kelimesiyle sizi darmadağın eden sevgili anormal olan hiçbir şey yokmuş, kimse bozulmamış kırılmamış gibi konuşmalarına devam ediyorsa önce afallama evresi gelir. ne işim var lan benim burda, bunu bana söyleyebilen bu adamın yanında demek üzeresinizdir ki üzerine bir de yanınızdan kalkıp laptop başına oturur değerli sevgili. afallamış halde bakakalırsınız arkasından, işte o andır en yalnız hissettiğiniz an.
evet artık kalkıp git bi zahmet.
doğum günündür. bir çılgınlık yapmak gelmiştir içinden. arkadaşlarını da razı etmişsindir. sahilde sabahlayıp dileklerini eski denizciler gibi suya vermektir amacın. kalabalıkça inersiniz sahile. asıl amacın hoşlandığın kıza açılmaktır. gece ilerler içkinin de etkisi ile herkes kendi havasındadır. tüm gece elinden birşey yapmak gelmemiş hoşlandığın kız yüzüne bakmamıştır. mutlu musun değil misin karar veremezsin. önce yanlız hissedersin kendini. ama tam değilsindir işte. sonra güneşin doğuşunu izleyip eve gelirsiniz. herkes uyuyakalır. sessizce çıkar gidersin. sevdiceğin başkasının yanındadır. sen tek başına dolaşırsın koca istanbulu. tek başına küçük bir kek yersin. güneşin batışını seyredersin ne ailen ne de arkdaşların yanındadır. ellerinin bomboş olduğu gerçeği yüzüne çarpar. işte o an en yanlız hissettiğin andır.
birkaç gün boyunca evin sevdiğin insanlarla dolduktan sonra, hepsi aynı gecede uzaklara gidince elde olmadan yaşanılan his. hele hiç gelmeme ihtimalleri de varsa... o gece sarhoş ol, ağla, uzan, öl.
bir nikah sonrası, tüm kuzenler baba-kız fotoğraf çektirirken, ısrarlar üzerine sizin de o fotoğrafa dahil olmanız ama babanızın yanınızda olmaması ve hiç bir zaman yanınızda olmadığını tekrar hatırlamanız, merceğe gülerek poz vermeye çalışırken o kalabalık fotoğraf karesinde çok yalnız hissetiğiniz andır.
(bkz:
babası olmayan güçlü kız/!odalık)
her şeyin bir yere kadar güzel olduğunu gösteren en önemli şeydir yalnızlık. ilk başlarda çok caziptir aslında kendinizi kuş gibi hafif hissedersiniz ve size karışan olmadığını düşünüp kendinizi -özgür- zannedersiniz. aslında olayın bu olmadığını yalnızlık size kötü yüzünü gösterince anlarsınız. ben çok yalnız kaldım hatta üniversite için farklı bir şehire gitmeden önce kendimi o kadar arkadaşımın içinde yalnız hissederdim ama aslında yalnız olmadığımı gerçek yalnızlığı tadınca anladım. yalnızlık zor şeydir aslında, insanı büyütür ve acılara daha fazla dayanma gücü verir ama bunları yaparken de tüm yaşam enerjinizi alıp çok uzaklara götürür. herkes kendini biraz yalnız hisseder ama çok az kişi yalnızlığın içinde kendini bulur. aslında bu uzun bir süreçten gelir çünkü yalnız insan düşünür, kendini ve hayatı sorgular. en sonunda ise -eğer şanslıysa- tünelin sonundaki ışığı görür ama o ışık sizi hayal ettiğiniz yere götürmeyebilir ve o zaman yine yalnızlık sizin tek dostunuz olarak yanınızda kalır. nietzsche'nin de dediği gibi "yalnızlığın korkunç dostları olmak en derin, en gece yarısı gibi öğlesel yalnızlığın – böyle bir insanız biz özgür ruhlar hoş geldiniz"
sanırım en yalnız hissedilen an kişinin yalnız kalmak istemediği ama yalnız kalmak zorunda olduğu andır.
içinize bir sıkıntının zuhur ettiği andır. en sevdiğiniz bile yanınızda olsa yalnızlık bırakmaz yakanızı.
zaman denen mefhumun ne kadar geçmez olduğunu anladığınız andır.
etrafınızdaki herkesin sevgilisinden/sevgili adayından bahsettiğinde, size düşenin sade ve sadece dinlemek olduğu, o an ve anlarda, kalbinizin derinlerinde bir yerlerinde ara ara o yalnızlığı hissettiğiniz andır.
bazen kalabalığın tam ortasında yakalandığınız andır.
önündeki koca bir seneyi; ailenden, arkadaşlarından, her türlü yakınından binlerce kilometre ötede geçireceğinin tam anlamıyla farkına vardığın, ufaktan salaklaşmaya başladığın andır.
kendini istemediğin insanlarla olmaya zorladığını farkettiğin andır.
sırtınızı keseleyemediğiniz an.
şu an içinde bulunduğum an