merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.

en yakın arkadaşın anne veya babasının ölmesi

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  1. yol boyunca kendimde değildim. kaç tane vesait değiştirmiştim, farkında bile değildim sayısının. kafamda sürekli farklı düşünceler dönüp duruyordu ve ben altından kalkamıyordum. onunla bu zamana kadar herşeyi paylaşmıştık. ama ölüm, ilk kez, bugün... ben en iyi arkadaşıydım ama "ne söyleyecektim?"

    o "telefon anı" hep aklımdaydı. acı haberi verdiğinde, kalakalmıştım telefon elimde. kelimeler ağzımda hapsolmuştu sanki. birşeyler söylemek istiyordum ama ağzımı açamıyordum. kekeledim bir süre. en iyi arkadaşıydım ben onun, teselli etmem gerekiyordu ama sadece "başımız sağolsun" diyebildim. telefonu kapattığımda kendime küfür ettiğimi hatırlıyorum.

    saatler geçmişti, evlerine varmak üzereydim ama hala onunla karşılaştığımda ne söyleyeceğimi bilmiyordum. ben bu hale gelebildiysem, kimbilir o ne haldeydi. "onun yanında sağlam durmalıydım ve onu teselli etmeliydim. en iyi arkadaşıydım ben onun". yol boyunca kendime bunu söyleyip durdum. telkindi belki amacım, bilmiyorum, ama bildiğim bir şey vardı, onun yanında güçlü olmalıydım.

    nihayet evlerine varabilmiştim. onu görür görmez boynuna sarıldım. refleks gibiydi. birkaç klişe cümle kurabildim, kendimden nefret ederek. o gayet güçlü duruyordu. ben de en azından o dakikaya kadar sağlam durabilmiştim. ama içeri girip de annesiyle göz göze gelince herşey değişti, tutamadım kendimi. oysa niye gerçeklere karşı koymaya çalışıyordum ki? herşey ortadaydı. o, güçlü olandı her zaman, bense zayıf... ve yine zayıflığım kendini göstermişti. onca insanın ortasında tutamadım gözyaşlarımı. o noktada sanki onlar beni teselli ediyorlardı, içlerindeki sonsuz acıya rağmen. içimden tekrar küfrettim kendime. bu kadar zayıf oluşuma...

    zayıflığım mezarlıkta da gösterdi kendini. oysa o, mezarlığa kadar bir damla gözyaşı bile dökmemişti, annesi ve ablasının yanında. o an, gurur duydum kan kardeşimle. o kadar sağlam duruyordu ki. en az benim zayıflığım kadar güçlüydü.

    ister istemez bizimkiler geldi aklıma. anneme nasıl saçma sapan şeyler için bağırdığım, babamın nasıl her hareketine sebepli sebepsiz sinir olduğum... utandım kendimden. bundan sonra kendimi düzelteceğim dedim. hatta eve gider gitmez, sarılacağım babamın boynuna. aslında onu ne kadar çok sevdiğimi defalarca söyleyeceğime dair söz verdim kendime.

    yanlarından ayrılırken birkaç klişe cümle daha kurdum. oysa ben onun en iyi arkadaşıydım, güçlü laflar ederek teselli etmeliydim onu. beceremedim. zayıftım çünkü. ve onun arkadaşlığına da layık değildim aslında.

    ve uzun bir yolculuktan sonra eve döndüğümde, babam mutfakta oturuyordu. cenaze hakkında birşeyler sordu, ben de uzaktan cevap verdim. sonra tam odama doğru gitmek için hareketlenmiştim ki, bir anda durdum. kalakaldım olduğum yerde. babam "noldu?" diye sordu. kendime verdiğim söz gelmişti aklıma. o günün tamamı gözlerimin önünden geçti. sadece "yok bir şey..." dedim ve hiçbir şey yapmadan yürüdüm, odama gittim. oysa "bir şey" vardı. oturdum yatağımın üstüne ve düşündüm. "o kadar söz vermiştin, neden hiçbir şey yapmadın?" diye sordum kendime. oysa düşünmeme falan hiç gerek yoktu. cevabı çok net biliyordum. ben zayıftım...
  2. 15 yıllık dostluk yolununda çok keskin bir viraja gelmektir. o güne kadar sevgili, okul, biraz para, ufak tefek sağlık sorunlarıyla beraber başa çıkılmıştır. ama bu bu başka türlüdür. ölmüşe çare yok lafının sizin hayatınıza da bomba gibi düşmesidir. beraber ağlanır, beraber susulur. dost bilir ki, bı acıya karşı söylenebilecek söz yok aslında. acının tortulanmasını beklemekten başka yapacak bir şey yok. yıllar sonra 'mehmet amca da severdi bunu' lafı gülümsetirken, anlatamayacağım bir bakış yaratıyorsa; acı tortulanmış demektir. artık dostunuzla aranızda yeni bir bakış şifresi vardır.
  3. aynı evde kalıyorsunuzdur. o zamanlar cep telefonu birtek sizde vardır ev ahalisi içinde, iletişim de böyle sallanıyordur. arkadaş memlekettedir. gündüz telefon açar. "olm ben akşama ordayım, bişey lazım mı" der. akşama doğru, telefonunuz çalar. arkadaşın annesidir;"evladım ..... geldi mi?"
    "gelmedi daha teyzeciğim, yoldadır, gelince aratttırayım"
    "..... amcan öldü, onu tekrar geri yollar mısınız?"
    işte bu zor andır, hem de çok, bunu ona söyleyecek insanın siz olma zorunluluğu....
  4. boktan bir hadise tanımı, bu olayı betimlemek için çok basit ve yavan kalır belki ama daha iyisini yapamıyorum. konuya girelim.

    en yakın arkadaş, üniversitenin ikinci yılında, bir tesadüf eseri tanışılan ve yemenin, içmenin, sıçmanın beraber yapıldığı bir kişilik. okumak isteyene tanışma hikayesi şurada; (bkz: @3043101)

    adı başak. tanıştığımızda, babasını kaybedeli iki yıl oluyordu. o dönemlerini göremedim. neyse. tarih 2 ocak 2009, saat sabah 8. işe gitmek üzere evden çıkıyorum, yolda telefon çalıyor deli gibi. tanınmayan bir numara. hayırdır inşallah diyerek açıyorum. eski işyerimden bir arkadaş.

    --- bilgi ---

    başak, mezun olduktan sonra çalıştığım işyerine, ben de geleceğim bana ne inadıyla kapağı atmıştı. olay olduğunda istifasını çoktan vermiş, fakat yerine gelecek birini bulamadıklarından, halen devam etmekteydi.

    --- bilgi ---

    başak napıyor diyor telefondaki ses. iyi, en son hafta içi konuştum diyorum gayet şebek bir modda. istifasıyla ilgili bir konu olduğunu düşünüyorum. haberin yok muydu diyorum istemsizce (o an aklımdan geçenler: "kesin haber vermeden işe gitmedi bu salak") var diyor. durumu nasıl iyi mi, arıyoruz ulaşamıyoruz diye ekliyor. o an jeton düşüyor bende;

    chica: noldu eylem, bir şey mi oldu?
    eylem: haberin yok mu senin?
    c: neyden haberim yok mu? noluyo yaa?
    e: başak'ın annesi vefat etmiş.

    zaman durdu. arayacağım ben seni diyerek telefonu kapattım.

    bahaneydi kesin. gerçek olamazdı. işten kaytarmak için bulduğu bahanelerden biriydi bu. öyle olmalıydı ya, şakaydı bu kesin, şaka. çünkü, başak'ın annesi, ayşe, hepimize taş çıkartacak kadar dinç, sağlıklı, mutlu, huzurlu bir kadındı. öyle aniden, dan diye, küt diye ölüp gidemezdi.

    umut fakiri ekmeği işte. ellerim titreyerek başak'ı aradım. çaldı, çaldı, çaldı. telefon açıldığında, karşımda ağlayan bir ses.

    bahane değilmiş. şaka da değilmiş.

    --- olay ---

    yılbaşı gecesini hep beraber - başak, kocası, ayşe - kağıt oynayarak geçirdikten sonra, başak ve kocası eve giderler. ayşe gayet iyidir gece boyunca. gözlükleri gözünden, sigarası dudağından düşmez. kahkahalar havada uçuşur. 1 ocak sabahı, başak telefon sesiyle uyanır. arayan ayşe, sesi kötü.

    + başak, ben kötüyüm. gelin.

    başak, kocasını kaldırır, hazırlanırken telefon bir daha çalar.

    + başak, ben çok kötüyüm. gelin.

    gittiklerinde, ayşe çoktan..

    1 ocak gününü, hastanede ve adli tıpta geçirdikten sonra, 2 ocak cuma sabahı, ayşe'yi kocasının yanına defnetmek üzere, kaş'a doğru yola çıkarlar.

    --- olay ---

    aradığımda yoldalardı. ağlıyordu telefonda. ne oldu, neden oldu bilmiyorum diyordu. sapa sağlam kadındı, neler oluyor anlayamıyorum diyordu.

    ben de anlayamadım. bir önceki gün, kendisini arayıp hal hatır sormak aklımdan geçmişken, aman boşver şimdi, yılbaşı rehaveti vardır üzerinde deyip vazgeçmemi anlayamadım. hastane koridorlarında, ağlayıp haykırırken, yaslanacak bir omuz ararken, ona sarılıp teselli etme şansımı geri tepmiş olmayı anlayamadım. bana kardeşim diyen insanın, en acılı gününde yanında olamamayı, bu boktan haberi alakasız birinden duymayı ve beni evladından ayrı tutmayan o insanı son kez görme şansımı yitirmiş olmayı anlayamadım.

    bir de "en yakın arkadaş" olacağım. kafama sıçayım.

    en yakın arkadaşın, anne ya da babasının ölmesi hakkaten boktan bir hadise. ama, bu olayı iş işten geçtikten sonra öğrenmek, arkadaşınızın en acılı, en çaresiz anlarında yanında olamamak ve teselli edememek daha da boktan.
  5. yarım saattir kafamı kurcalıyor. als hastasıydı yıllardır. ortalama 12 sene ömür biçiliyor bu hastalara. 11. yılında öldü bu gece. ölü evinden değil belki ama gidenin arkada bıraktıklarından çekindiğim için ölü evine hiç gidemedim. en azından bir kaç gün geçmeden. düşünmek zor geliyor, bundan birkaç saat önce az önce giden, o evin içerisinde bir yerlerdeydi.

    ...

    gecenin bir yarısı; telefon çalıyor, arayan gidenin oğlu, benim arkadaşım. 'babam çok kötü, yeşilyurt devlet hastanesinde' diyor. yakın arkadaşları alelacele yola çıkıyorlar. yolda malum haber geliyor. sonra detaylar; kalp masajı yapılırken yüzüğün, gidenin küçük oğluna verilmesi...

    gecenin bir yarısı; yarım saat önce, telefon çalar içeriden. bu saatte bana kimse ulaşmak istemez ki. hem isteyen pekala mesaj atabilir. nokia tonlarında arayanı falan seslendiren eleman daha dün görüştüğüm başka bir arkadaşın adını zikrediyor. allaallah diyorum, doğum günümü bile her sene sektirmeden bir kaç gün sonra kutlayan adamın aklına ne geldi de...diyorum. ama biliyorum. evet telefon açılıyor, kim öldü sorusu dökülüyor ağızdan.

    şimdi dolu o evin her odası. esasen kendisiyle tanışmamıza vesile olan arkadaşlar da zaten orada bulunma görevlerini pekala yerlerine getiriyorlar. zaten gidebilir miyim? ben bu gece teker teker ne yaptığı hatırlarken, ben bunu yaparken giden gitmiş diyebilir miyim? kaldırabilir miyim? zaten yarın sabahtan başlıyor maratonum. akşamüstü fiilen tatile giriyorum. ama halletmem gereken işler var. bugünü mü buldun be hayat, bana zilyon tane iş yığmak için?

    evet sonrasını biliyorum, korkum; evde iki tane yaşlı insanla yaşıyorum çoğu zaman. kaçınılmaz sondan korkuyorum. en son camiiye girebilmiştim, lakin mezarlık... hala uzak. bu sefer yenmem lazım korkumu. nasılsa olacak...

    son toprak, son acı, son bakış... teselli sözlerinin arasına, nispeten daha sessiz, 'kurtuldu' deniyor. kurtuldu evet, ama ailesi böyle düşünüyor mu acaba?
  6. lise yıllarında yurtta kalmıştım. aileden uzak olunca insan yakınındakileri kardeş belliyor. 3 yıl boyunca yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmemişti. annesi sık sık yurda gelir, pastanesinden bulduğunu getirirdi. o kadar mutlu olurduk ki, yetim çocuklar gibi sevinirdik. hep özenirdim cerenle (arkadaşım) annesinin ilşkilerine. sıcak, samimi, rahat bir kadındı. tatillerde annemlerden gizli onlara kaçardım hep, üçümüz sahilde sabahlardık.

    lise sonda dersaneden çıkıp yurdun yolunu tuttum. aniden bir telefon geldi. yanlışlık olmalıydı, inanamadım duyduklarıma. olayın şokuyla olduğum yere oturup kaldım. hıçkırıklar içinde durumu algılamaya çalışıyordum. daha bir ay öcesinde sahilde gülüp eğlendiğim kadın, 2. annem...

    o hafta ölü gibiydim. birlikte geçirdiğimiz zamanlar sürekli rüyama giriyordu. birkaç hafta gidemedim cerenin yanına. sizim sizim sızladım ama yapamadım. güçsüzdüm çünkü, kendimden korkuyordum. en ihtiyacı olduğu zamandı oysa. bir süre sonra kendimi toplayıp gittim ve gerçeği öğrenince ikinci bir sarsıntı daha yaşadım. bu kez daha çok canım yandı. olum sebebi intihardı. bir şişe tutun zehiri... hayat bu kadar mi değersizdi?

    buhranın ne zaman, kime geleceği belli olmuyor işte... huzur içinde yatsın.
  7. babası hastayken hep destek olursunuz. sonra araya uzaklık girer. o size ulaşmaya çalışır. çünkü siz ona hep destek olmuşsunuzdur ve size ihtiyacı vardır. size ulaşır. konuşursunuz. 1 hafta önce babasını kaybetmiştir.
    susarsınız. sadece gözlerinizden yaşlar dökülür ve nefesinizi tutarsınız. ağlarsınız.
    eğer siz de babanızı kaybetmişseniz babanız öldükten 7 gün sonrası gelir gözünüzün önüne. nefes alamazsınız.
    size seslenir arkadaşınız. konuşamazsınız. ve sizinde ölmüşse babanız söylenecek kelimelerin ne kadar anlamsız olduğunu bilirsiniz ve susarsınız.
  8. arada uzunca mesafeler varsa, kuru bir telefonda kısık seslerle klişe sözlerle teselli etmekten başka şey gelmez elden. ben böyleysem o nasıl der durursunuz.
  9. ben anaokulundayken, bir arkadaşımın babası vefat etmişti. arkadaşım o gece bizde kaldı,bu pek olağan birşey olmamasına rağmen bizimkilere sorup işin aslını öğrenmek yerine, anın tadını çıkarıyorduk.birşeyler tersti anlıyordum ama ne olduğuna akıl erdirememiştim. ertesi gün arkadaşımla birlikte onların evine gittğimizde evdeki çığlıkları ve hengameyi hala unutamıyorum. arkadaşımın metanetini saygıyla karşılıyorum, o zamandan beri. hala irtibatı koparmadık ve görüşüyoruz.
  10. çok zor durumdur.az önce arkadaşım aradı ağlamaklı sesle kardeşim babamı kaybettim.. ilk defa sesi böyledir 10 yıllık arkadaşsınızdır yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmez beraber parasızda dolaşmıssınızdır beraber dayakta yemişsinizdir hatta dayak yiyeceğinizi bile bile kavgayı girmişsinizdir bazen bi şişe birayı paylaşmısınızdır bazen tek dal sigarayı bazen cebinizde son parayı maça verip aç kalmıssınızdır ama dostlugunuz herşeye yetmiştir.heralde az önce telefonda geçirdiğim 35 saniye hayatımın en zor zamanlarından biriydi içime bişey oturdu yutkundum"kardeşim başın sagolsun" diyebildim keşke bu kadar uzakta olmasamda gidebilseydim yanına o an emin olun kendi babammış gibi canım acı elim ayağım titredi hele ki babasını tanıyorsanız aranızda iyiyse daha zor olan durum çok iyi adamdı yeri geldi fırçaladı yeri geldi bizi destekledi ama gidişin olmadı erkendi nasıl mı ölmüş başka arkadaşımdan duydugum kadarıyla hiç bir şey yokken kalp krizinden ve ben hayatımda hiç olmadığım kadar o 35 saniyelik telefon konusmasında aciz olduğumu çaresiz olduğumu hissettim.