1. yahu zaten en yakın arkadaşlar konumları itibarıyla satılmaya müsaittir. daha doğrusu onların en önemli fonksiyonu, olmazsa olmazlarından biridir bu. insanın adam satma ihtiyacanı karşılamaya yararlar. tıpkı anne-baba gibi sonsuz krediniz vardır üzerlerinde ve ne yaparsanız yapın bağışlanacağınızı bildiğinizinden sibop vazifesi görürler. şener şen'in bir filminde sürekli ilyas salman'a tekrarladığı gibi, "evet yaptım, ama sor bi bakalım neden yaptım?" gibi sevimli ve basit dalaverelerle kolayca toparlanır tüm pislikler.

    8 yaşındayız. o zamanların en büyük tutkusu futbolcu kartları biriktirmek. beşer onar tane alıyorum bakkaldan, zaman zaman da çaktırmadan çalıyoruz. bir sürü müjdat yetkinerler, yusuf altuntaşlar, samet aybabalar var ama o yok, en yakın arkadaşımın tüm mahalleye caka sattığı erhan önal yok ulan işte yok. futbolculuk hayatını zaten geçiyorum. kendi kalesine attığı gollerle ünlü kazmanın tekiydi. ama tüm ömrü boyunca da bizim mahalledeki kadar değer görmemiştir o sakallı.

    beraber yaptığımız ahşap kulübenin içinde tüm ıvır zıvırların yanında o erhan önal kartını görünce gözüm kararıyordu. allahtan hiç çaktırmadım. önce bakkal ve toparlak oğluna son günlerde artan hırsızlık olaylarına karşı hafiften yardımcı oldum. bir kaç işaret bıraktım sadece. gerisini onlar halletti. yakaladılar hemen bizim ibneyi. ağlayıp sızlayarak kurtardı ama paçayı. günler günleri kovalıyor baktım olmuyor ahşap kulübede yangın çıkardım. çocukluğumuza dair ne varsa hepsi kül oldu. elbette benim futbolcu kartlarım ve onun erhan önal kartı dışında. bunu hiç bir zaman öğrenemedi.

    aynı süzmeyle lise birinci sınftayız. çıkmaya başlayalı 4-5 ay olmuş bir kızla. ulan ne oluyoruz demeye kalmadan pat diye ayrılmak istedi. eyvallah dedik geçtik hemen. delikanlı adam ısrar etmezdi öyle karı gibi. eski sevgililer üzerine sarma potansiyeli yüksektir o dönemde. yok şimdi şunla çıkıyormuş yok buna asılmış, o kız zaten kaşarmış, bana yaramızmış muhabettleri dönerken, ulan diyorum bende, o kızla değil bi daha çıkmak, iki çift laf edersem cümle alem sitsin beni.

    işte arkadaşlarımın beni benim arkadaşlarımı doldurduğu, hepimizin birden kıza ve onun arkadaşlarına ıslıkla, lafla, psikolojik baskıyla çemkirdiği bir dönemde, ahanda bu süzme yine benim yanımda oldu. abi sen bu kızı seviyorsun hala, hem onla hem de yakın bi arkadaşınla konuşacağım ben dedi, siktir lan göt, bizim ağzımızdan laf bi kere çıkar karşılığını verdim ama, içim gidiyordu. nitekim beraber yaptık tüm planları. kız bizim 8.ayımızda 8 tane gülle benim kapıma gelecekti. güya benim haberim yok.

    ee başka türlü arkadaşların yüzüne nasıl bakarım, dahası kendi yüzüme nasıl bakarım? süzme yol boyuna anlatıyor kıza, bak kayser bağırır çağırır, üstüne yürür, kovar bizi, yediremez başka birinle çıktığını, her türlü şeye hazırlıklı olmalıyız diyor. ben de o esnada koku sürüyor, kadir inanır bakışıyla hangi yüzle karşıma geliyorsun kahpe demenin provasını yapıyor, sevmiştim seni, nasıl yaptın buna bana sözleriyle tarık akan tarzı bi finalin nasıl olabileceğini düşünüyorum.

    kapı çaldı. ağır ağır gittim açmaya. saçlar jöleli, afili bir kıyafet, güya okuldan yeni gelmişim. kapıyı açar açmaz kontrolümü kaybettim. sanırım role çok kaptırmıştım kendimi. kızın kapının eşiğinde söylediği "özür dilerim" ile başlayan ağlamaklı cümlenin sadece başını duyabildim. süzmenin üzerine atlamıştım çünkü. merdivene doğru yuvarlandık. bir yandan vuruyor bir yandan küfür ediyordum. yalandan da olsa "yeter lan anlatıcağım bak herşeyi" bile demedi yahu çocuk. kıçına bir tekme atarak "siktir lan burdan" diyip kovdum sonunda dostumu. kızla içeri girip konuştuk sonra. öyle büyütülecek bir mevzu değilmiş aslında.
  2. güz sancısı filminde behçet'in suat'a karşı gerçekleştirdiği ve "yuh be behçet, bu kadarı da olmaz, dönsene geri lan" dedirttiği olay.
  3. söz verip gitmemek. "ben senin etkinliğine geleceğim ama..." diye başlayan "babam istanbul'a gidiyor. kuzenler geliyor. bak irmik tatlısı yapıyorum gelemem." demek, sonucunda gün içinde kırk defa aranıp taciz edilmek tabi.

    ama daha geniş bir açıdan bakacak olursanız yarın o arkadaşınıza gidilecek, kedisi görülecek ve pes atılacaktır. her şeyde vardır öyleyse bir hayır.

    (bkz: kızların en yakın arkadaşının erkek olması)