belki ilginizi çeker
  1. · bu gece sadece sarılarak uyuyalım diyen kız modeli
  2. · yazarlardan hikaye
  3. · en sevilmeyen girilerden kısa hikayeler oluşturmak
  4. · madde 98: hiç olmayacak birine dünyanın en inanılmaz konuşmasını yap (reklam)
gündem
  1. · 25 kasım 2009 manchester united beşiktaş maçı
  2. · author
  3. · erkekte ses tonu
  4. · aşk ı memnu
  5. · sevgilinin söylediği unutulmayan sözler
  6. · prison brake
  7. · ugg
  8. · lumberjack
  9. · aşk oyunu

en sevilen girilerden kısa hikayeler oluşturmak  

  1. yazarın en sevilen girilerini kullanarak yapabileceği bir eylem. her ne kadar zamanla en sevilenler değişebilsede, bu kısımda yer alan girilerden anlamlı bir şeyler çıkarmak mümkün olabilir. örnek vermek gerekirse;

    her şey o kadar üst üste gelmişti, o kadar bunalmıştım ki hayata inanılmaz derecede küsmüş insan gibi hissediyordum kendimi. şu boktan yaşantımı kolaylaştırmak adına içimden sürekli gündelik hayat teorileri yaratmaya çalışıyordum lakin bir sonuca varamıyordum. mutsuzluğum tavan yapmıştı adeta. benim için her günün tek cümlelik özeti gittikçe büyüyen kocaman bir hayal kırıklıkları silsilesinden ibaretti. yine tek başına geçirilen bir cumartesi gecesi, izlenen okan bayülgen in makinası, içilen bir ufak ve bir paketten fazla sigaranın ardından sızıp sabahın erken saatlerinde sıkıcı bir pazar gününe uyandım. çok bitkin ve moralsiz hissediyordum kendimi. ne yapsamda biraz olsun toparlansam diye düşünürken, aklıma dahiyane bir fikir geldi. 8 temmuz akp izmir mitingine gidecektim, evet evet mitinge gidecektim. malum akp egedeki kalesi(!) izmir'e, canım şehrime geliyordu, böyle bir miting kaçmazdı. kahvaltıdan sonra evi terkettim, gündoğdu nun yolunu tuttum, yollar öyle böyle kalabalık değil hani, saatlerimi aldı meydana girmek. velhasıl kalabalığın arasına tam karışmışken bir adam geldi yanıma, akp bayrağı tutuşturdu elime, al bunu salla bak türkiye'nin en büyük politikacısı konuşuyor dedi. kimin konuştuğunu tam sezemiyordum zira konuşma kürsüsü çok uzaktaydı. konuşan kişi kısık sesiyle sürekli onu sattım, bunu sattım, ben ülkemi pazarlamakla mükkellefim filan diyordu. aha dedim recep tayyip erdoğan bu, döndüm yanımdaki adama dostum politikacı diyorsun ama bu adam pazarlamacı dedim, adam anlamadı ne kastettiğimi, saf saf bakıp uzaklaştı. sonra başka biri konuşmaya başladı, özelleştirilmedik yer kalmayacak diye bağırıyor, millette alkışlıyordu. tamam dedim bu da kemal unakıtan kesin. bir süre sonra baydı miting, kordon da biraz içtim miting manzaralı bir barda ve akabinde eve gitmek için otobüs durağına doğru yöneldim. otobüs durağına yeni gelmiştim ki 2-3 tane marjinal takıldıkları her hallerinden belli olan, garip baskılı tişörtler giymiş çocuk geldi, hatta birinin üzerindeki tişörtte "i am an ateist" yazıyordu, vay be dedim çocuktaki cesarete bak, akp mitinginin olduğu gün nasıl bir tişörtle takılıyor alsancakta. sonradan diğer elemanlardan biri dikkatimi çekti, kapağında yeni başlayanlar için çift anadal yazan bir broşür taşıyordu, yuh dedim böyle bir adam nasıl çap yapar, akıl sır erdiremedim. nihayetinde acıdım çocuğa. her neyse, daha sonra otobüs geldi, en arkaya oturdum, başımı cama yasladım ve kendimi yine hayatın akışına bıraktım..

    bir de şöyle bir şey var;
    (bkz: en sevilmeyen girilerden kısa hikayeler oluşturmak)
    (o s c a r, 15.07.2007 00:49 ~ 00:51)
  2. bu gece sadece sarılarak uyuyalım diyen kız modeliydi benim "sevişerek evlendik" diyebileceğim kız. tam aradığım kişiydi o. ateist olunca karizma yaptığını sanan insanlardan değildi. ahmet necdet sezerin yurt dışına çok çıkmaması ilginç gelmezdi ona. ilişkimize laf edenlere tokat gibi cevapları olurdu. ilerde bir gün onunla beraber ülkü ocağına incir ağacı dikmek gibi bir dileğimiz vardı.
    ama onunla evlenmemin yapılmış en aptalca dalgınlık olduğunu, telefondaki ses bana "karın seni aldatıyor bir dost" dediğinde anladım. orospuluk yapmak zorunda olmak bir özür değildi. hayatın ne kadar ibne olduğunun anlaşıldığı anların en acısıydı sadece.
    (sadalet, 26.12.2007 01:54)
  3. sabah erek siyon'la uğraşmaktan gına gelmişti artık. bür türlü laf geçiremiyordu şu yarrak denen organına. ulan her sabah her sabah olmaz ki arkadaş yoklama alınıyor sanki. neyse yatakta uyanık olarak geçen 15-20 dakkadan sonra kalktı, bilgisayarın karşısına geçti. dün sevilla fc'ye basmıştı parayı iddaa'da tuttuysa onun vereceği parayla taksim'e gidip içmeyi falan düşünüyordu. baktı maç sonuçlarına, ilk yarıyı tutturmuştu ama amına kodumun sevilla'sı son dakikada gol yiyerek kuponu yatırmıştı. sinirlendi yırttı attı elindeki kuponu. sonra televizyonda ne var ne yok diye bakınmaya başladı. yemekteyiz'in tiyzırını gördü. "mına goduklarım gına geldi lan bundan da" diye içinden geçirdi başka bir kanala zapladı. orda da kavak yelleri'nin geçen haftaki bölümünün tekrarı oynuyordu. "vay mk şurdaki mine'yi de ne sikerim ha" gibi bişeyler geçti aklından. genelde böyle siksoklu şeyler düşünürdü. neyse diziyi biraz izledikten sonra sıkıldı kapattı televizyonu. cd arşivine bir göz attı. ercan saatçi'nin cd'si gözüne çarptı. "lan bu dingildek cd'yi ne zaman aldım ben mk dur kapıcının çocuğuna vereyim unutmadan" dedi içinden. sonra vazgeçti "yok yok en iyisi ben bunu imha edeyim" dedi. "insanlık namına bir şey yapmış olurum hem." sonra 22 şubat 2009 sivasspor eskişehirspor maçı geldi aklına. geçti bilgisayarın başına illegal yollardan lig tv'yi izleyebileceği bir siteye girdi maçı izlemek için. baktı sivasspor 1-0 önde. baktı es-es'in bariz penaltısı verilmemiş. sinirlendi kapattı. "nedir lan bu hakemlerden çektiğimiz" dedi. sonra eskişehirli olmadığı geldi aklına. niye böyle düşündüyse artık... canı iyiden iyiye sıkılmıştı arkadaşlarını eve çağırmayı düşündü. kâmil'i aradı ilk. "yok hacı ben manitaylayım bugün" cevabını aldı. yılmadı haluk'u aradı. tamam hacı ben de sıkılmıştım zaten dedi kabul etti gelmeyi. mehmet'i aradı sonra o da bir işi olduğunu sonra eve damlayacağını söyledi. 3 kişi olmuşlardı. batak oynayabilmek için 4. kişiye ihtiyaç vardı orhan'ı aradı şehir dışındaymış pezevenk, gökhan'ı aradı sonra biraz mırın kırın etse de iknâ oldu gökhan. her gelene de bira ve çerez sipariş etmeyi unutmadı. elemanlar geldi sonra tek tek gırgır makara takıldılar. gece yatacakları vakit evde bir yatak problemi olduğu geldi aklına. iki çekyat bi tane de yatak vardı koca evde. parasızlıktan yer yatağına benzer bişeyler bile alamıyordu. neyse gelenlerin arasında en ufak tefek olan gökhan'ı gözüne kestirdi sen gel hacı benimle yat dedi diğerlerini de çek yatlara yatırdı. yattıklarında gökhan'la 2 saat muhabbet ettiler. klasik beraber uyuyan arkadaş diyalogları geçti aralarında "lan o karı çok güzel şu karıyı ne hoplatırım" gibi. sabah uyandığında dışarıya baktı, her yer bembeyazdı. "oha lan kar yağmış amına koyim" diye evdekileri uyandırdı. oh lan okullar tatil olur diye geyik yaptılar. televizyonu açtı baktı muammer güler "istanbul'da bugün ilk ve orta dereceli okullar tatildir" açıklamasını yapıyordu. zaten muammer güler'in en büyük vasfı buydu. bir de 1 mayıs'ta işçilerin ağzına sıçmak. neyse kahvaltıdan sonra elemanları evden yolladı. yine canı sıkılmıştı. ne yapsam diye düşünürken geçenlerde indirdiği pantera dvd'si geldi aklına. açtı hemen görüntülerle gaza geldi kapattı dvd'yi en gaz pantera şarkılarından oluşan playlistini açtı 5 minutes alone'dur walk'tır yesterday don't mean shit'tir yardırdıkça yardırdı. haftasonu black tooth konserine gitmeyi planladı o gazla. sonra nereye gidiyon mk para mı var lan diye hayıflandı. uykusunun geldiğini fark etti biraz uzanayım bari dedi gitti yattı. ertesi sabah uyanamadı. gaz sızıntısından mortingen ştraynze olmuştu... (acıklı bitireyim diye üç nokta koydum buraya)






    p.s. : yok yok lan şaka ertesi sabah yine bildik şeyler ereksiyon falan. rutin bir hayatı vardı elemanın. sıkıldım lan başka biri yok muydu amına koyim anlatacak. siktir git gözüm görmesin!
    (silentpain, 14.03.2009 10:12 ~ 10:13)
  4. her zamanki gibi bir sabahtı yine..her uyandığında sabah hüznü yaşamaktan bıkmıştı artık. zaman her şeyin ilacı diyerek avuttu kendini. bilgisayarını açtı, melankolik playlistinden gone with the sin i seçmedi bu sefer. her gün aynı şarkıyla başlardı güne, bugün böyle olmayacak dedi. bugünden başlıyorum değişmeye diye düşündü, vakti geldi artık. çayını demledi, sigarasını yaktı balkona çıktı. yalnız ve güzel şehri ankarayı izledi bir süre. o günkü programını düşündü, çivi niyetine kullandığı sevgilisiyle buluşacaktı o gün. sikerim böyle aşkın ızdırabını diye iç geçirip, odasına döndü tekrar, film arşivine baktı. gerçek aşklara inancını yitirdiği zamanlarda hep yaptığı gibi eternal sunshine of the spotless mind filmini açtı, izlemeye başladı. sabah aldığı karar yalan olmuştu yine, hani değişecekti, vakti gelmişti?. sonuna kadar izledi filmi, biraz da gözleri doldu hani. başka şeylere odaklanması gerektiğini düşündü, yeni bir sevgilisi vardı, eskiyi düşünerek ona da haksızlık etmiş oluyordu, kendine de, hiç şans vermemişti yeni hayatına. kafasını dağıtmak için televizyonu açtı, galatasarayın maçını veriyordu gstv, onu izlemeye başladı. lincoln ve kewell olmasa bunların hali nice olurdu diye düşünmeye başadı. olmuyordu ama ,yine veremiyordu kendini başka şeylere. odasına gitti kalem kağıt getirdi son çare olarak, başladı galatasaray eksi lincoln artı kewell ı hesaplamaya. çarptı böldü, topladı çıkardı, sonuca ulaşamadı, zor bir işlemdi çünkü. amacına ulaşmıştı ama, bi süreliğine de olsa kafasını dağıtmayı başarmıştı. derken telefonu çaldı, çivi sevgilisi arıyordu. bir saat kadar accessorize de işi olduğunu, daha sonra buluşabilecelerini söyledi. 1 saat sonra buluşmak üzere sözleştiler. hazırlanırken accessorize ne lan acaba diye düşündü, bişey çıkmadı. dışarı çıktı, sora sora buldu accessorize yi. accessorize önünde sevgilisini bekleyen erkeklerden bir sürü olduğunu gördüğünde biraz şaşırdı, bi ben bilmiyomuşum amına koyim, diye iç geçirirken yalnızlığın anlaşıldığı anlar hanesine bir an daha kattığının farkındaydı. . "ne işim var lan benim burda?" dedi kendi kendine, "napıyorum ben" diye düşündü. çiviye bir mesaj atıp işinin çıktığını, gelemeyeceğini söyledi. tabii ki bir bara gitti, içkisini yudumlayıp düşüncelere dalmışken, zamanı geri alabilsem keşke diye düşündü, yaptığım hataları yapmasam tekrar, mutlu mesut olsam. tabii geçmişti artık, hiçbir şeyin geri dönüşü yoktu, hüzünlenmişti yine, gözyaşları akmaya başlamak üzereydi. derken gördüğü tanga onu kendine getirdi, off anam, diye düşünürken hatunun türbanlı olduğunu farketti ve çok şaşırdı, vay anasını dedi kendi kendine, türbanlı kızların tanga açılımı diye de bir şey varmış demek ki diye düşündü. bi sizin açılımınız eksikti diyerek söve söve barı terketti. sikeyim böyle hayatı serzenişleri arasında evine döndü tekrar. vakit geçirmek için üye olduğu sözlüğe takıldı biraz, yazılanları okudu, kimlerin hatun olduğunu araştırmaya başladı. hatun olduğunu anladıklarına sırayla "benimle çıkar mısın?" diye sormaya başladı. hatun ayırmıyordu hiç, delirmiş gibiydi, hiçbir şeyi sallamıyordu. duraksadı bi anda, sözlükte bunun duyulması halinde rezil kepaze olabileceğini düşündü,çıkma teklifi alan kızlara sözlüğün bakış açısını irdeledi. güldü daha sonra, "o ben değilim ki, çıkma teklifi mi aldım sanki anasını satayım bana ne" diye düşündü, "hem kız bile değilim lan düşündüğüm şeye bak" diye kahkaha attı. çıkma teklifi kavramını uzun uzun düşünmeye başladı kahkahalarından sonra, "orta okulda mıyız lan, nası bi terim bu, yolun yarısına geldik neredeyse, kullandığımız kelimelere bak!é diyerek hüzünlendi, kızdı kendine hüngür hüngür ağladı. bir türlü yanmayan mesaj kutusuna gözü takıldı. bi süre bekledi. hareket olmayınca dolaptan 6 lı efesi çıkardı, playlistinden gone with the sin i açtı, dışarıyı izledi..

    (bkz: bu ne biçim hikaye böyle)
    (bacanga, 14.03.2009 11:08 ~ 11:11)
  5. bir gün yolda yürürken rastladığım dilenci bir çocuğun gözleri yaşlı bir şekilde etrafa bakınması hayatın ne kadar ibne olduğunun anlaşıldığı anlardan biriydi bana göre,yolda dilenci görmek sıradan bir durum,ama o 5-6 yaşlarındaki çocuğun bakışları beni etkilemişti nedense,epeyce uzaklaşmıştım ondan,ama geri döndüm,konuşmak istiyordum onunla.çocuk o kadar herşeyden bihaberdi ki adeta ona ayaküstü hayat dersi verdim.ama kızların memesinin içinde ne var acep diye sorması bana garip geldi doğrusu,cevap vermeden önce bir kahkaha attım, tabi o sırada yaran seçim sloganlarından birini duymam tuz biber oldu,yoldan geçen insanlar bana bakıyordu.kendime geldim.küçük çocukla sohbete devam ettim.birden yoldan geçen bir adamla küçük bir kız gözüme çarptı,çocuk başı önde yürüyordu,belli ki klasik baba kız diyaloglarından biriydi aralarında geçen.zaten başka meşhur ne vardır ki insanlar arasında geçen diyaloglar arasında bir diğeri de doktor hasta diyaloglarıdır.fıkra gibidir bu iki tür diyalog.neyse dilenciyle muhabbeti bitirdikten sonra biraz para verdim ve yoluma devam ettim.aman allahım ne göreyim,50 li yaşlarda bir adam garip sesler çıkarıp yere tükürdü, yasaklanması gereken şeylerden biri bence ,adama orayı o iğrenç balgamlı tükürüğünü yalatmak istedim.sonra aklıma küçüklüğüm geldi,küçükken sakız çiğnemeye bayılırdım,ama sürekli düşürürdüm ,sakızın üstünde diş izlerim olurdu ve tükürüklü tükürüklü olması beni utandırırdı.ben küçükken buna utanıyordum,koskoca adam yere tükürmeye utanmıyo.aklıma çocukluğum geldi yolda,gülerken,konuşurken,ağlarken sakızımın düşmesi.ağlarken ağızdan sakızın düşmesi daha bilindik bir durumdur bunların arasında.neysee biraz daha ilerledim aman allahım bir de ne göreyim, kesinlikle yasaklanması gereken şeylerden biri daha,iri yarı bir adam ufak tefek bir kadını sokağın ortasında dövüyor.ve insanlar da hiç bir şey olmamış gibi yürüyorlar yanlarından.neyse bir adam geldi ayırdı onları,(adamı birine benzettim ama çıkaramadım,neyse )adamın gösterdiği cesarete hayran kaldım doğrusu,o bir adım atınca diğer insanlar da destek oldu,karı kocaydılar sanırım,çünkü yüzük vardı parmaklarında,ama ayrı yöne gittiler.biraz yürüdükten sonra evli çifti ayıran adamın kime benzediğini hatırladım wicker parkta oynayan adama benziyordu.yol boyunca onu düşünüp durmuştum,kafam rahatlamıştı. bu sefer de eve gidene kadar dayak yiyen kadını düşündüm,aklıma annemle aramızda sık sık geçen anne kız diyaloglarımızdan biri geldi.evleneceğin adama çok dikkat et,iyice tanımadan ani karar verme falan der sürekli,ne kadar haklıymış anneciğim.derken eve geldim.yorucu bir gündü.her ne kadar dilenci çocuğa ve dayak yiyen kadına üzülmüşsem de unutup gitmiştim,insanlar farklı farklı şeyler yaşıyor,görüyoruz,etkileniyoruz,üzülüyoruz,yıkılıyoruz belki ama sonra unutuyoruz ve hayat devam ediyor kaldığı yerden.
    (kırmızıkanguru, 06.04.2009 01:13 ~ 01:36)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil