çok sevilen bir insanın ölümü sonrası,acı haberi kimin vereceğine karar verilemeyen durumlarda,insanların birbirine tedirgin gözlerle bakarak oluşturduğu sessizliktir.
sevdiğiniz bir insanın önünüzde beyazlar içinde yatmasıdır. etraf öyle bir hal alır ki; insan o an anlar ne kadar çaresiz ve muhtaç olduğunu. o an anlarsın bir gün senin de sessiz kalacağını. korkutucu gelse de alışırsın, inkar etmessin nefesinin bir gün biteceğini.
tüm sözlerin anlamsızlaştığı, zamanın durduğunu hissettiğiniz anda boğazın düğümlenmesinin sonucunda oluşan sessizliktir en korkutucu olanı. iki boyut, iki zaman arasında sıkılşıp kalmış kendinizin bir hiç olduğunu düşünürsünüz. bu korkutucu sessizliğin nedeni kimi zaman çok sevdiğiniz birinin ölümü olurken kimi zaman nedensiz oturup verir boğazınıza, boğulduğunuzu zannedersiniz...
şair özcan ünlü'nün bu konuyla alakalı çok güzel bir şiiri vardır.
sessizlik ve ölüm
biraz sessiz kalacaktım ölürken,
fırtına camları kırmayacaktı
son akşamın ışıklarıyla erguvan hüzünler örecektim saçlarımdan
geceye asarak gözlerimi gidecektim
karanlığın tasına dolduracaktım yaşamak denen sihri
biliyorum beceremedim zengin sofralar kurmayı gönüllerde
ömrümün zarını hep yoksulluğa attım
ağlarken nasıl gülüneceğini bilemedim, rabbim
gözlerinde bir ses olacağını bilseydim sevgilinin
daha önce değiştirirdim cinlerimi ve perilerimi
kötü renkleri silerdim tuvallerimden
geriye kalan ölüm yüzlü yokluk yağmurlarını kuruturdum
minyatür zaman aralıklarında peygamber çiçeği büyütürdüm
mutlu olurdum, gök aşıkları süslerken kalbimin dallarını...
kıpkızıl korkular yaşarken ruhunu günaha satmış ölümlüler
gözyaşımı ümit olarak kaydederim defterime
günahkar sokaklar, aziz düşler görse de duvarlarda
ben biraz sessiz kalacaktım ölürken
büyük maceralar çıkmayacaktı ölüm hikayemden...
ben nerde kaybettim rabbim, biliyorum
güz sokaklarında erkekçe çıkılan savaşlarda türkü söyledim
"bilmem hayal gibi, bilmem düş gibi"
hain pusuları kuran kalleşlere acıdım, kardeşim de olsalar
yosunlu sahillerde, ince maviliklerde saklanan silahları görmedim
susan çiçeklerde, ateş almayan fişeklerde yaşadım yalnızlığı
bembeyaz gemiler durmadı limanlarımda
akpak sular hiç değmedi dilime...
bir şey yok diyorum, değişen, uykusuzluktan
bugün de ölmüyorum, inadına uyuyor bütün böcekler
zamanın umulmadık bir anında çıkıyor karşıma turkuaz gülüşlü yüzü
bir şey yok diyorum, ölüm sessiz gelir, sensiz kaldığım uykularda...
kıyasıya diş geçiriyor canıma onun dalgıç gözleri
soğuk terler döküyorum bir tabut hayaliyle ışıksız pazarlarda
ağan beyazlar altında ısınıyor yüzümün gölgeli haritası
yok oluyorum kör yaylalarında çılgınca özlemenin
- aşk dursa, yürür mü hayat, soruyorum, aydınlıklara...
hangi şarkıyla girsem insanlık tarihine aşk çıkıyor
kağıttan çiçekler bile kokuyor onun ıtırlı nefesinde
göğsünde açan güllerle geçiyorum ayağıma serilmiş sırattan
yağmur altında ıslanan gülüşü koruyor şiirlerimi
ellerim, görkemli bir yaşam seçiyor insanlık tezgahından
ölüm belki, sessizce örtecek sevmeler yorganını üstüme
rabbim, kokuşmuş cesetlerden koru yazgımı
bu kentteki bütün trenleri öldür eğri duran yanlarından
ruhsuz yanan bütün lambalarını söndür aşkın
kurumuş gözlerimize merhamet işle
bir elbise diktir terzilerine günahlarımızı örtecek
ve affedilecek sevmeleri ilham et!
benim sızım, coşkulu bir sevgiden geçer onun sabahlarında
uykulu sessizlikle dağlardan yuvarlanan çığ gibi
çaresiz ve suçsuz bir çağ devrilir sesi geldiğinde kulaklarıma
o zaman anlarım ne kadar öldüğümü tamamlanmış tutkularımla
el ele tuttuğumuzda gecelerin yolunu...
biraz sessiz ölecektim belki,
ürkütmeden gidecektim insanlığı,
akıl sınavından geçirecektim gökyüzünü
ölü balıklarla yan yana yatacaktım deniz seviyesinde
mikrofonsuz okunacaktı salâm
suzinaktan çalacaktı öldüğümü duyan plaklar
kıyamet kopmayacaktı belki ama üzülecekti bütün anneler
kudurmuş gözleriyle kanunlarını okuyacaktı kıskanç ağızlar
dikenli gülümsemeler patlatacaktı düşman kılıklı kızgın tanrılar
ellerini tutacaktım sızlayan yanlarımdan yüreğinin
acıyla büyüyen ne varsa kalbinde söküp atacaktım
beyazlığını engelleyen bütün başakları kurutacaktım sevgilinin
dolgun bakışlarla kesecektim ateş topu tırnaklarını onsuzluğun
dudağıma dokunan kancalarla korkutacaklardı beni dağıldığımda
cambaz gibi oynatacaklardı aynada yansıyan görüntüsünü
sahici bir aşktır bu diye bağıracaktım, üzeceklerdi beni son nefesimde
uçsuz bucaksız bir ovada gül taktığım göğsünden ayıracaklardı beni
ama götürecektim ya da gidecektim onun ardı sıra
ne söylerse söylesin dili sarhoş tayfaları yaşamın
çekecektim güverteme sadece onun sancağını
geçmişimle sınayacaklardı kalbimdeki sevgiyi
aldırmayacaktım...
uçarken uçağın tüm motorlarının durması, dışarıdan sadece uçağın kanatlarının kestiği rüzgar'ın sesini duymak, bir nevi ölüm sessizliği,ölümün sessizliği...tabi 3-5 dkk içinde bu sessizlik insanların çığlıkları,uçağa cenabet binen arkadaşına ana avrat gidenlerle,gidip kara kutuya konuşmaya çalışanlarla ve bunun gibi panik tepkilerle bozulacaktır.
depremin şiddetli uğultulu sesinden sonra sonra birden herşeyin durması göçük altındaki sessizlik. ses duyma umudu.
7 yıl oldu deprem olalı ama hala yetkililer bizi uyutuyor olası bir istanbul depremine hazırlıklıyız deniyor. marmara fay hattı yok olmadı yerinde duruyor en ufak bir yer hareketi istanbulu bir kaosa sürükleyebilir. ama kimsenin umrunda değil herkesi duyarlı olmaya çağırmamız lazım. depremde yakınlarını yitirenlere baş sağlığı diliyorum tekrardan.
resim galerisi için buraya bakabilirsiniz vefat eden vatandaşlarımızı anmak adına...
http://www.milliyet.com.tr/...
sosyal fobisi olan insanlar için topluluk karşısında konuşma yapması istendiğinde söze başlamadan önceki salonun sessizliğidir. bu çilekeş sosyal fobik insan, sessizlikte kendi kalp atışlarının sesini duyabilir.
- hadi abi çatlatma adamı 4 kredi lazım bi dd de kurban olayım sana!
- dur abi açılıyor.... açıldı şifreyide girelim... hah hangi ders demiştin
- klasik mekanik 2 abi hadi ya 4 kredi göreyim seni aslanım walla hayatım kayar kaldıysam sene tekrarı
- ....
- sölesene olm ne oldu ne gelmiş
- ....
- kalk ulan ben bakayım