samuel beckett'in kimilerine göre umudu korumayı , kimilerine göre de insanın girdiği yoldan dönmesinin zorluğunu anlattığı oyunudur. ha bir de godot'un aslında azrail'i simgelediğini ve ömrümüzün azraili beklerken geçen durağan bir zaman birimi olduğunu anlattığı da rivayet dilir. oyun izlenirken beynin kumsalına en sık vuran kavramlar zaman ve anlamdır.
tiyatrodan anlamayan bir arkadaşın gittiği ender oyunlardan biri.. yorumu ise şöyle:"abi godot yu beklerken oyunun ismi, ama godot gelmiyo bitürlü.."
ferhan şensoyun sinemanın makinisti diye tarif ettiği samuel beckett'in ünlü oyunu.
(ninca, 04.01.2005 17:24)
kimilerine göre tanrıyı, kimilerine göre ölümü, kimilerine göre aşkı vs vs temsil eden godot üzerine kurulu oyun. yapı itibari ile insanı ikilemden ikileme, sorudan soruya koşuşturur. bir perdesini izleyip/okuyup tam çözdüm dersiniz ikinci perde şank diye iner kafanıza.
absürd tiyatro akımının en iyi örneği olan oyun yine aynı akımın öncüsü olan samuel beckett tarafından yazılmıştır ve godotyu bekleyen insalardan oluşan oyun sonunda.
elbette gelmez. absürd işte ne diycen.
nobel ödüllü edebiyatçı
samuel beckett in yazdığı absürt tiyatro örneği oyundur. çokanlamlılığı dolayısyla değişik yorumlara uğramış olmakla birlikte, ana tema olarak “bekleme durumu”nu insan yaşamına ilişkin ve evrensel bir bakış açısı içinde ve komik olana indirgenmiş biçimde verir.
“godot... o hep bir beklenendir. o hep bir umuttur. ülkelere, toplumlara göre farklı bir beklentidir.”
oyun akıl hastanesinde yatan hastalara izlettirilmiş ve bittiginde ''godot sizce nedir''diye sormuşlar.hastaların çoğu ''umut''cevabını vermiş.
sahnede ilk oynarken, bir çok şahsiyet dayanamamış çıkmış, salonu terk etmiş. o kadar da zor bir oyunmuş. (bkz:
diyorlar)
devamlı beklenen,hiç gelmeyen godot nun ingilizce
god kelimesinden türetildiğine dair bi ihtimal olduğu söyleniyor kimilerince.kendilerini kurtaracak,uğruna intiharlardan vazgeçilecek tanrı...
üstelik
çocuk la gönderdiği mesajlardan yola çıkarak,çocuğun tanrının yeryüzündeki habercisi olduğuna dair fikride bu tezi pekiştiriyor..
bi bekleyiş hikayesidir bu.neyin beklendiği okuyucuya bağlı,sadece bekleyiş...
öncelikle şu tanrı muhabbetini sonlandıralım
samuel beckett bu oyunu fransızca yazmış ve sonra yine kendisi ingilizceye çevirmiştir.
godot ya yapılan tanrılık yakıştırmalarına bizzat kendisi karşı çıkmıştır.hatta
godotnun fransızcada oyunda da sıklıkla adı geçen
boot kelimesini çağrıştırdığını ileri sürmüştür.
oyun
absürd tiyatronun ilk örneği olup absürd edebiyatın da albert camus nün
myth of sisyphus undan sonra ikincisidir.ikinci dünya savaşından sonra bütün değerlerin yıkılmasıyla ortaya çıkan insan hayatının anlamsızlığı düşüncesi bütün yönleriyle mükemmel bir şekilde işlenmiştir.
samuel beckett'in en sevdiğim oyunlarından,
godot...beklenir, beklenir, beklenir, beklenir...o gelmeyen ama gelmesi beklenendir, inatla, umutla beklenmektedir, gelmeyeceği bilinse bile küçük bir
umut ile gelme ihtimali beklenmektedir. her şeyi koyabiliriz godot'un yerine, kişi hayatta o an ne bekliyor ise, tanrı, umut, ışık, sevgi, huzur, güç...hayatımızı kemdimiz yönlendirir, kendi seçimlerimize göre yaşarız, bazılarımız gelmeyeceğini bile bile beklemeyi, bazılarımız gelmeyeceğini bilerek gitmeyi seçer...
(rita, 25.04.2007 21:01 ~ 21:01)
tersten baktığımızda ömer seyfettin'in
kızıl elma neresi hikayesiyle aynı mantık işlenir..birinde beklemek birinde hareket etmek vardır..
sonuna kadar aynı dikkatle izleyebildiğim ender absürd oyunlardan biri.çaresiz-umutlu iki başrol'ün öyküsü(didi ve gogo).boş bir alanda çıplak,fidanımsı bir ağacın altında beklemektedirler.godot onlara burada randevu vermiştir.işte bu bekleyiş esnasındaki diyaloglar büyük bir imge havuzu oluşturur gözünüzde.oyunun bir bölümünde boynuna yular geçirilmiş bir esir ve sahibi katılır oyuna.oyunu izleyenlerin kafasında sınırsız sembol ve gönderme oluşur.bir de benim izlediğimde didi nin cenin pozisyonunda yattığı bir an vardı.beckett e ait olduğunu sanmıyorum bu göndermenin çünkü beckett sembolü göze sokmaz çoğunlukla.sanırım yönetmenin eklentisiydi.
(capslost, 23.05.2007 23:25 ~ 07.11.2007 00:56)
godot'un 'god+idiot ' olduğu da önesürülmüştür kabul görmese de.
ve yine derler ki godot, beckett'in memleketindeki seyrek geçen otobüsün şoförünün de adı imiş.
herkesin kendine göre bi anlam çıkarabileceği bi yapıt; belki de bu yüzden bu kadar önemlidir.
herkese farklı bir anlam ifade eder godot, tanrıdır, yokluktur, umuttur bilmem nedir.
bazıları ne oldugunu bilemez ama gelmesi gereken beklenen birşey vardır. estragon ve vladimir godotu bekler
belki hiç görmemişlerdir daha önce ama inanırlar kurtulacaklarına o gelince. godot u beklemek olaydır aslında
onları bu hayatta tutar, godot un gelme ihtimali, bizde böyle yaşamıyormuyuz. ve sözü vladimir alır
vladımır:
we'll hang ourselves tomorrow. (pause.) unless godot comes.
estragon:
and if he comes?
vladımır:
we'll be saved.
1963 yılında kurulan ankara sanat tiyatrosu'nun oynadığı ilk oyundur.
herkesin godot'su kendine diye düşündüren eser. sanki vladimir'le estragon'un beklediği aynı godot mu? hayır, değil. belki ben hayatımda mutlu olmayı beklerken sen başarıyı bekliyorsun, başka biri de evlenmeyi, belki biri de tanrıyı. önemli olan neyi beklediğimiz değil ki zaten, beklerken neler yaptığımız. vladimir'le estragon'un sorunu da hiç gelmeyecek birini bekliyor olmak değil, beklerken bu kadar çaresiz, yalnız ve şaşkın olmak..
"
vladimir: that passed the time.
estragon: it would have passed in any case."
""godot’yu beklerken" kahverengiye tutulmuşum ince giyinmişim
körolası
yerine şiiri gönderdi gene
…
kimbilir
yaşanmamış üç muamma
doğum
gerdek
ölüm
ki cümlesi yaşamak
kimbilir
…
kimbilir
size kendileri gibi çocuklarla
kendilerini çoğaltan sevgililer
kimbilir
…
en kötüsü
gene kahverengiydim
kara ve kırmızı
gene mayıs
gene serin
yağmur
ve evet
kesinlikle havzın başı
eminim buraydı
bu zamandı
…
hayatın bu yönü fahşaya dönük
hadi gidelim
gene gelmedi
…
/ben bu hayata alıştım artık
çağırıp durma
haziran’da üşüyor
battaniyesiz oturmuyorum
çağırıp durma
sigarayı çay tabağına basıyor
kil
yosun
ve balmumuyla besleniyorum
yazın nezleden üç ay çekiyorum
çağırıp durma
görmüyor musun
şiire dadanmışım
soğuğa alıştım
karanlığa
alıştım diyorum
hafızam beni yanıltıyor
dilimi unuttum
sehven maymuncayı öğrendim
rüyalarımda
masum yüzümü görüyorum sık sık
çağırıp durma artık
yalanlar oyalanacak
ilerde birilerine tapacak mecalim yok
arkamdaki bıraktığım kanlı çizgi
kendi önceme tapıyorum görmüyor musun
çağırma
seni umursamıyorum bundan böyle
buradan ancak cenazem çıkar
beni bu hayata alıştırdın artık/
…
hayatın bu yüzü fahşaya dönük
hadi gidelim
gene gelmedi."
`
murat kapkıner`
25 mayıs 1997 gençlik parkı/ankara
6 haziran 1997 03:30 konya
samuel beckett'in bir oyunudur. absürd drama'nın en iyi örneklerinden biridir. didi ve gogo'nun godot'yu bitmek bilmez bekleyişlerini konu alır.
godot kimdir çözülememiştir..
godot umutmudur, adalet midir, ölüm müdür, yoksa denediklerimiz midir?
özellikle bir dönem ve hala gadot un yanıtı aranıyor,
godot her izleyen vya okuyanda farklı olabilir ama bence godot dirençtir,
niye mi?
iki kafadar sürekli bekliyorlar, acıkıyorlar, üşüyorlar, vazgeçecek gibi oluyorlar ama vazgeçmiyorlar.
baş koydukları yolda direniyorlar...
birbirinin aynısı 2 gün yaşasa bile 3. günü bekliyorlar, sonuç ne olursa olsun yılmıyorlar
ve belki samuel beckett şu şiirnde godotun şifresini vermiştir kim bilir?
gene denedin
gene yenildin
olsun
yine dene
yine yenil
ama daha iyi yenil...
dip not: 1948 de yazılmıştır ama ilk sahnesini 1953 te almıştır.
son olarak aklıma gelen bir anımı paylaşayım,
yer sivas, arkadaşımla birlikte otobüsin içinde otobüsün içersinde bekliyoruz
-oğlum niye gitmiyor bu?
+bekliyor işte...
-kimi bekliyor ya
+godot u bekliyor
-yav zaten geç kaldık godoş godoş espri yapma
bonus: bir özdemir asaf godot karması,
+ismail mutfakta biri mi var
-godot dur o godot.
+geleceğim, bekle demişti doğru ya
-ama sen beklemedin
+ama o da gelmedi
-ölüm gibi birşey olmuş sizinkisi
+ama kimse ölmedi...