|
|
- genç bir işadamına ve şeytanın fısıldadıkları kitaplarının yazarı.okuduğum tek türk.
- (bkz: filozof)
- genç bir işadamına adlı kitabında sosyalistlerin aksine karşılaştığı kapitalizm gerçeğine boyun eğmiş ve madem ortada olan kapitalizm onun da yolu budur'u ayrıntılarıyla anlatmış,zannedersem aşktan da muzdarip bir büyük ağabey.
(bilal12, 29.09.2006 12:26 ~ 01.10.2006 14:45)
- kendi iş hayatı boyunca karşılaştığı durumları, bulunduğu ortamları, tanıştığı insan tiplemelerini anlattığını düşündüğüm genç bir işadamına adlı güzel bir kitabın yazarı. pek tabii kendisi hayatını kurtarmış olduğu için oturduğu yerden pek güzel ahkam kesebilmektedir, bu gerçek gözden kaçırılmamalıdır.
- abimdir. duayenimdir.
- genc bir işadamına adlı kitabındaki aforizmalarının kalitesiyle, bu kitabın baş ucu değil baş içi kitabı yapılması gerektiğini düşündürüyor emre yılmaz. kitap evini nerden alman gerektiğinden tut, nasıl imaj oluşturman gerektiğine kadar ince ince anlatıyor. hatta iyi sex diye bir kısım varki önermeler cok acayip.
akıl çelen bir kitap oldugunun ispatı ilk cümlesidir. "ruhunu sat!"... kitaptan bazı kısımlar ;
"gençken azmayı beceremeyenler , yaşlanınca hem azar hem beceremezler.."
"yap yap yap
kazanırsın.
ol.ol.ol.
kaybedersin."
"evdeki hesapla oturma. çarşıda dene.
dene pişman ol. ama dene.
bir eylem 10 düşünceden daha iyidir.."
"insanların keyif alarak, ailece, güle oynaya yaptıkları ne varsa ellerinden alın ve yerine bir makine satın. nehirde çamaşır yıkmamak mı? derhal onlara merdaneli, mekanik bir çamaşır makinesi satalım. böylece boşalan zamanlarını da bir yerlerde daha çok çalışarak değerlendirsinler. bu sayede mekanik çamaşır makinelerini verip elekroniğini alabililirler.
nehirde konu komşu çoluk çocuk çamaşır yıkarken ki neşelerini, kahkahalırını mı yitirmişler? hemen onlara bir renkli televizyon satalım. biraz daha çok çalışmaları gerekicek ama artık nasıl olsa taksit sistemimiz var..
onları bu sisteme bir kez ittikmi istesekte çıkaramayız.çamaşır tahtasını bırakıp merdaneli bir makineye geçen o masum aileyi yirmi sene sonra büyük bir şehrin kasvetli bir mahallesinde sabah yedi akşam yedi çalışarak başka başka hırdavatların parasını ödemek için çabalerken buluruz."(rkc, 01.07.2007 22:15 ~ 27.07.2007 22:43)
- genç bir işadamına ve şeytanın fısıldadıkları kitaplarının yazarı. bu kitabın* en ilginç yanı, tüm kapitalistler, sözde liberaller ve diğer tayfaları, yancıları bu kitabın üstüne muhteşem bir eser diye atlayıp övmüşlerdi. sonradan kitabın aslında tüm değerlerinin sahip olduklarının üstüne tükürdüğünü anlayınca sustular, adeta bu kitap yokmuş gibi davrandılar.
- onunla yapılan bir röportaj
kaynak : dış mihrak fanzıne
- emre yılmaz'la söyleşi -
açıkçası değil böyle bir röportaj yapmak emre yılmaz 'a ulaşabilmeyi bile ummuyordum ama yayınevine gönderdiğim mektup emre yılmaz' ın kendisine ulaştırılmış ve samimi bir cevapla röportaj teklifimizi kabul ettiği mektubunu aldım hemen soruları kendisine postaladım. doğru soruları sormuş olmalıyız ki emre yılmazdan soruların cevapları ile birlikte aynen şu notu aldık:
"ohh ilk defa adam gibi sorular. sonunda birileri kitabımı okumuş ne keyif"
doğrusu bu cevapları duymakta bizim için büyük keyif oldu.
kaliyantiyan: röportaj teklifimizi kabul ettiğinizi belirten mektubunuzda "konya 'dan çıkanlar beni hep şaşırttılar" demişiniz. bunu biraz açar mısınız?
emre: konya 'yı hiç yaşamadım hep duydum ve bütün duyduklarım bende ' bir konya 'nın olmadığı ' na dair bir önyargı oluşturdu.
dış konya- iç konya bilinen konya- gizli konya görünen konya- gerçek konya akılcı konya-akıldışı konya edepli konya-şehvetperest konya
sizlerin varlığı ve bu sorular eski önyargımı yaşanmış bir doğru haline getiriyor. istanbul anlamaz konya anlar, medya bilmez konya bilir , herkes düşünür konya yaşar.
kaliyantiyan : bütün işlerinizi bırakıp böyle bir kitap yazmanızın sebebi neydi ? ve kitabın bu derece bir ilgi uyandırmasını umuyormuydunuz? sonuçta 10. baskıyı geride bıraktınız.
emre: yahu daha ne olsun ? boğuluyordum be! '.kitabın değil çok satacağını basılabileceğini bile beklemiyordum. yayımcı bulmakta zorlandım. sonunda türdeşim bir deli (sezai kaynak) çıktı ve yayımlandı.
kaliyantiyan: kitabınız başka ülkelerde çevrilip satılacak mı?
emre: kitabımla daha fazla uğraşmak istemiyorum. benim için geldi ve geçti bitti. eski ben. başka bir dile çevrilmesi beni ilgilendirmiyor.
kaliyantiyan: mahkeme kitabınızda geçen küfürlerden dolayı (ki kitapta edilen küfürler belirli bir şahsa olmadığı gibi üstü kapalı osa dahi kimse ima edilmemiş) halkın örf adet vs. incittiği gerekçesiyle kitabınızı toplattı. tabi bu toplatmanın ardında tüsiad kalantorlarının eli olduğunu cümle alem biliyor. bu olanlar için ne diyeceksiniz?
emre: mahkeme hiçte saçma bir karar vermedi, mahkemeler ne için var sanıyorsunuz? adamlar herzamaki gibi işlerini doğru yaptılar. asıl saçma olan toplatma kararının bir üst mahkemede bozulmasıydı. ve bu benim ve yayımcımın 'işadamı ' becerilerimiz sayesinde oldu. (dördüncü sorudaki ibne puşt ve göt yanlarımız sayesinde oldu.) özetle sistemin hatası kararın alınmasında değil bozulmasındaydı. netekim hakkımda üç yeni dava daha açıldı. sanırım önümüzdeki aylarda kitap tekrar toplatılacak. sistem tıkır tıkır işliyor. ben mahkemelerden savcılardan adalet bekleyecek enayileden değilim. helal olsun adamlara.
kaliyantiyan: sence insanlık tüketim toplumunu yenebilecek mi ?
emre: baki kalan hep doğadır. biz onun son beşbin yıldır kendini bi bok sanan yaratıklarıyız. işte hümanizm. nedir ki hümanizm ? kendini bi bok sanmaktır.
kaliyantiyan: uyuşturucular hakkında ne düşünüyorsun, sence gerçekten insanı geliştirenleri var mı ?
emre: uyuşturucu kelimesini ben sadece afyon-morfin-eroin- ve bazı haplar için kullanıyorum. benim bilinç değiştiren üçüncü gözü açan mantarlar-otlar-tohumlar ve kökler için kullandığım kelime 'iksirler 'dir. ve bu iksirler 'psilocybin, mescalin, peyote, ayahuasca, vs. doğanın insana sunduğu en büyük hediyelerdir. hepsini tanırım. bu yazı yayımlandığı sırada ben brezilya 'da uçuyor ve 'görüyor ' olacağım. allahım sana şükürler olsun.
kaliyantiyan: gelecek ile ilgili planların neler ve türkiyede kalacak mısın?
emre: hayatımın en mutlu günlerini geçiriyorum. çünkü gelecek ile ilgili hiçbir planım yok. ne bir evim, ne bir aşkım, nede yeni bi kitap projem. ben türkiyenin en zengin sokak çoçuğuyum. bakalım rüzgar yarın nereden esecek ? poyrazsa güneye inerim, lodssa kuzeye. esmezse burası yarını geçirmek için hiç de fena bir yer değil.
kaliyantiyan: ıssız bir aday düşşen yanına alacağın ve almayacağın üç şey ne olurdu?
emre: alacaklarım, bir torba mantar tohumu. almayacaklarım; kendim-sevgilim-kitaplarım.
kaliyantiyan: sen bir süre afrikada bulundun ve sanırım bu senin üzerinde büyük etkiler bıraktı biraz bundan bahsetsene.
emre: etiyopta ve sudan 'ın güneyde birleştikleri noktada içlerinde ilk defa beyaz kadın gören gençlerin bulunduğu kabilelerde bir müddet yaşadım. kendimi sakat hissettim. adamların elleri ve ayakları muazzamdı. altmış kilometrelik çölü su almadan geçiyorlardı. ve her gece üçlere kadar dans ediyorlardı. allah batı medeniyetinin belasını versin. bizleri evcilleştirdiler. nesli tükenen bir türüz artık.
kaliyantiyan: kitabınızın arkasında bazı insanlar (ki bu insanlar tanınmış medyatik ve hatta sosyeteden insanlar) kitabınız hakkında yorumlarda bulunmuşlar. ve sanırım hiçbiri kitaptan pay çıkartamamış kendisine, sanıyorum ki kitapta anlatılan ikiyüzlü bok dolu dünyada hepsinin birer konumu var. bu insanların yorumlarını kitabınıza koymanızın nedeni ne idi yoksa yayımcı kitabı sattırır diye mi bu yorumlara yer verdi? (not: yorumda bulunanlardan bazıları şunlar: leyla alaton- savaş ay- bedri baykam vb. yorumların tamamı çok olumlu)
emre: bende bir sahtekar yalancı ve ikiyüzlüyüm . yada öyle olduğumu itiraf ederek bir dürüstlük örneği sergilerken daha da sahtekerlaşan bir kurnaz. ben kimim ? sen kimsin ? yalaklar kimler? kitabı yazarken kendimi bunları biliyor sanırdım. bugün bilmiyorum. bildiğim bazen 'iyi ' bir adam oluyorum bazen ise ibne, puşt, ve götün teki. belki kitabımın arkasındaki orospu çocuklarıda öyledir. ne bileyim ?
kaliyantiyan: kendini bir kaybeden olarak nitelendirebilir misin ?
emre: ben kaybeden veya kazananlardan değilim. ne kaybetmesi ? ne kazanması ? tüccar ağzı bu. biz bu ağza şıçtığımız için uçuyoruz. kaznçlar ve kayıplar '.. bunlardan kurtuldukça hafifliyor insan ve özgürlük başlıyor., kalkın gidelim gidelim '.
kaliyantiyan: kitabınızda büyük işadamlarının gerçek düşmanlarından sözediyorsunuz. ve bunların içinde anarşiştler ve ateş hırsızı var. bu ateş hırsızı mitolojiye mi yoksa dergiye mi bir gönderme?
emre: ateş hırsızı dergisinin tayfasını bilerek kastettim.
kaliyantiyan: sizinle yapılan röportajlarda bugüne kadar anarşişt kimliğinizği hep redettiniz. ama kitaba bakınca bakıldığında baştan sona kaos isteği koktuğununu salaklar dahi anlayabilir. sanırım sorun bir kimliği kabul etmekte yada anarşizmin diğer düşünceler gibi bir kalıba sokulamaması, örneğin bir çok anarşişt ateist iken tolstoy kurumsallaşmamış dini anarşizm ile aynı çercevede tanımlıyor. bu örnekler çoğaltılabilir. sonuçta tahminimce sizin anarşizminiz sözde değil özde gizli? bu konuda bişey söyleyebilir misin ?
emre : -yazar bey siz anarşişt misiniz ?
-hayır ya siz ?
-hayır
- 'hayır ' larımız benzeşiyor mu ?
- evet
al sana bir anarşizm koan 'ı. anarşiştim demeye ne gerek var. ben bu türü yüz metreden tanıyorum. kokusunu alırım adamın. bak sende benim gibi kitaptan doğru kokuyu almışşın. başka kimse pek almadı. (sen dahil dört kişi) daha ne diye soruyorsun ? itler kızışan kancık kokusu alınca 'aaaa bak bu kızışmış ' demiyorlar. eğer deselerdi yaşantının içine ederlerdi. sözleri siktir edin, anarşizmi siktir edin. her kendine anarşiştim diyeni gördüğünüz yerde vurun. anarşizm sözlerle anlatılmaz. anlatılan her ne ise o anarşizm değildir. anlatamaz hale gelmemişsen sen anarşizmi yaşamamışşındır.
kaliyantiyan: din- tasavvuf- inancı ve tanrı inancı hakkında ne düşünüyorsun ?
emre: tanrı benim kendime inanıyorum kendimi seviyorum.
kaliyantiyan: apolitika dergisi 5. sayısında anarşizme yakın yada anarşişt yazarlara bir çağrıda bulundu. yeni sayılarda yazmaları için. siz yazmak istermiydiniz ?
emre: yazı yazabilirim. (dans etsem olmaz mı ?) ama bir harekette yer alamam. bir harekette yer almak bana ölümü hatırlatıyor.
kaliyantiyan: kitabınızda anlattığınız işadamı siz miydiniz.?
emre: kitapta tarifini yaptığım işadamı benim. kendime inanıyorum. kendimden nefret ediyorum.
kaliyantiyan: bildiğim kadarıyla müzik senin hayatında önemli bir yer tutuyor. konuşmalarında hep bahsediyorsun. anlatsana.
emre: benim için şu sıralar jungle ve psychedelic trance . son on yılda müzikte büyük bir devrim yaşandı. on bin yıl öncesini ruhuna bir geri dönüş var. bunu türkiyede hissetmek çok zor ama ağustosda holandada dance valley günü var. binlerece kişi ormanda ve sahillerde toplanıyor. orda olmak istiyorum. gelen dünyanın ışıkları ve kokuları sanki orada.
kaliyantiyan: nolcak bu memleketin hali ?
emre: herkes kendi yolunda yürüyor, bende öyle.
kaliyantiyan: kitabını okuduktan sonra üzerinde 'kesinlikle bu böyledir ' diyemediğim konu aşk oldu. onun haricindeki konuların hiçbirinde çelişkiye düşmedim. sanırım aşk denen konu hakkında okumak yerine yaşamak gerekli. sizce gerçek aşk neye duyulabilir? yada sonsuzluğuna inandığımız bir aşk var mı?
emre: vallahi en az bildiğim konu aşk. bu da tanrı gibi, anarşizm gibi birşey galiba konuştukça kaybedersin.
- edebi konularda konuşacak veya eleştirecek medeni cesaretim yok. beğendiğimi özetlemek için başka cümle bulamadım; ''eskiden adile teyze ile uykudan önce neyse, eşek kadar olmamla şeytanın fısıldadıklarıda odur benim için.''
|