hoca bir gün ramazan ayında göle yoğurt yemeye gider. ahaliden biri gelir şaşırır. hocaya der ki:
-hocam ne yapıyorsun?ramazan ayındayız. yoğurt yiyeceğine oruç tutsana!
hoca da hiç düşünmeden yapıştırır cevabı:
-ya tutarsam?
nasreddin hoca'nın komuşusu hoca'dan kazan istemiş. hoca da kazanı vermiş. komuşusu bir hafta sonra kazanı içinde bir tencere ile hocaya geri getirmiş.
hoca sormuş; "bu tencere de ne?".
komşusu; "senin kazan doğurdu hocam" demiş.
hoca kazanın bir o tarafina bakmış, bir bu tarafına bakmış...
"tabi doğurur, kazanın ***** koymuşsunuz" demiş.
nasreddin hocanın ajdaradında yarım akıllı bir oğlu varmış. bir gün hoca oğlunun eline üç kuruş para tutuşturup "hadi bakalım" demiş "atla otobüse doğru istanbul a, orada pop yıldızı olmadan buraya dönme". görenler şaşırmış, "aman hocam naptın sen, hiç bu adamdan pop star olur mu, bu adamın şarkıları tutar mı" demişler. hoca da cevabı yapıştırmış "ya tutarsa " .
emprovize filan... pek hoş değil; ama bir tane denk geldim, yazasım geldi:
nasreddin hoca bir gün göl kenarında oturuyormuş...* ramazan ayıymış... arkadan birisi gelip ense köküne, ayağının topuk kısmıyla bir leonidas tekmesi sallamış. nasreddin hoca yuvarlanması bitince dönüp tekme atana bakmış.
bir gün nasreddin hoca, temel bi de fransız ıssız bir adaya düşmüş.
ateş yakmak için odun lazım olmuş, hoca çıkmış ağaca bindiği dalı kesmeye başlamış. bunu gören temel, aman hocam sen yaşlı başlı adamsın, ben oturıyım dala, sen kes demiş. sonra temel düşmüş. fransız da bi bok anlamamış.
hoca bir gün göle maya çalmaktadır. iki genç çocuk görür. uzaktan izler. gençler yanına geldiğinde ona hiçbir soru sormazlar. nasreddin hoca da duruma şaşırır:
hoca: gençler beni uyarmayacak mısınız? göle maya çalıyorum.
genç: ee?
hoca: göl maya tutar mı hiç?
genç: ya tutarsa?
hoca bir gün yürüyormuş. giderken yerde bir muz kabuğu görmüş ve demiş ki "uy cene düşeceum". o sırada ordan geçen temel de "eşşeğe ters binmeye benzemez bu işler hoca!" demiş. hoca düşüp kafayı yarmış*.
hoca birgün yağmurda koşan birini görmüş:
-rahmetten kaçılır mı?
demiş. aradan zaman geçmiş aynı adam hocayı yağmurdan kaçarken görmüş:
-rahmetten kaçılır mı?
-ben rahmetten kaçmıyorum, emprovize diye bi kelime çıkarmışlar* ondan kaçıyorum!
bir gün bir fransız bir ingiliz bir temel bir de nasreddin hoca yolda yürüyorlarmış. nasreddin hoca "siz kimsüğüz" diyerek olmuş. fransız eydür "ben şarapçıya gidiyorum." ingiliz eydür "ben çaycıya gidiyorum." temel'e sıra gelmiş. hoca eydür "ya sen kimsin?" temel eydür "biliyorum. komik bir şeyler söylemem gerekiyor şu anda. ancak öncesinde size kara deliklerden bahsetmek istiyorum:
ölen bir yıldız, eğer güneşimizin üç mislinden daha ağırsa, nötron yıldızı seviyesinde kalamaz, çekirdeğindeki tepkime ve yoğunluk artması devam eder ve "kara delik" haline gelir. eğer güneşimizi 1cm³(santimetreküp) hacmime sıkıştırabilseydik, 1cm³'lük karadelik yapmış olurduk. bir an için bu yapmış olduğumuz 1cm³'lük sıkıştırma işleminin karadeliğe dönüşmediğini düşünelim ; en azından 1cm³'lük cisim, güneşle aynı ve eşdeğer kütleye,yoğunluğa ve kütle çekim kuvvetine eşit olacaktır.(bu bile muazzam bir durumdur.)güneş sistemindeki diğer sekiz gezegende 1cm³'ün çekim kuvvetinde yörüngede döneceklerdir. karadelikler evrendeki en kararlı ve en uzunömürlü kavram olmalarına rağmen sonsuza kadar yaşayamazlar çünkü hawking ışıması yaparak çok yavaşça enerjilerini kaybederler. hawking ışıması elimizdeki teknoloji ile tespit edilebilecek bir ışınım değildir. kara delikler özellikleri gereği başka ışıma yapamazlar çünkü yüzeylerinden kaçış hızı ışık hızından yüksektir. kara deliğin yüzeyinde bir fener yakabilseydik, fenerin ışığı yerçekiminin etkisi ile kara delik yüzeyine geri bükülecekti. o zaman kara delikleri nasıl gözleyebiliriz?
(kaynak: http://tr.wikipedia.org/...)
bir ingiliz, bir fransız, bir de türk bir konuda anlaşmazlığa düşmüşler, her üçünün de haklı olduğunu duymak istemeleri üzerine varmışlar hoca'nın kapısına. kapıyı çaldıklarında karşılarına perran kutman çıkmış [mnkym nası fıkraysa bu]
"neyse" demişler, "kimsenin özel hayatına karışmak doğru değil". türk almış lafı;
nasreddin hoca bir gün yolda yürürken adamın biri "hoca efendi, hoca efendi!" diye koşarak gelir:
"ne var?" der nasreddin hoca...
"sizin eve bir adam gidiyordu..."
"eee bana ne?"
"iyi de bi tepsi de baklava götürüyordu..."
"eee sana ne?"
"iyi de hoca efendi baklava yoğurtlu idi..."
"e o zaman danone..."
birgün hoca yine göle maya çalıyomuş.
yine o aynı adam "ulan yeter artık bi lafta ben sokayim bu sefer" diye hocanın yanına gitmiş.
başlamış şarkıya: "ya tutarsa ya tutarsa, ya turtar da biri denk gelirse" diye.
hoca bu, durur mu hiç? yapıştırmış cevabı. senin ağzını yüzünü sikerim orospu çocuğu
demiş...
nasrettin hoca göle gitmiş, yoğurt çalmaya başlamış.. bu sırada bir köylü gelip;
+ hocam hiç göl maya tutar mı?
- ne mayası lan, ayran yapıyoruz. lan amma sallıyonuz gölde maya tutar mı?
+ ya tutarsa hoca?
- ahah bak hala tutarsa diyo.. olm gel tuzlu susurluk ayranı yaptım ben.. iç birazda kendine ahah!
bir gün hoca evinde oturmuş, müslüm dinliyor bir yandan da bağıra bağıra şarkıya eşlik ediyor "bir tek dileğim vaaaar mutlu ol yeteeeer" diye,
bu söz o kadar ağzına takılmış ki hocanın yolda yürürken sürekli bunu söylüyor.
derken ayağına birşey çarpıyor alıp bakıyor eski bir gaz lambası, toprağını temizleyim derken içinden bir cin çıkıyor ve;
<<dile benden ne dilersen>>
<<bir tek dileğim var mutlu ol yeter>>
cin mutlu mesut bir şekilde hayatına devam eder, hocada son pişmanlık neye yarar adlı şarkıya geçer.