emlakçı   

adana çık aradan

  1. (bkz: alayı şerefsiz)
    (bkz: oha)

    emlak alıp satma, kiralama işiyle ilgilenen kişilere verilen genel isim. kiralarda %3 ve satışlarda %5 komisyon hakları vardır. aralarında çok sayıda yalancı, üçkağıtçı olsa da asla genelleme yapılamaz.

    sadece türkiye'de mi böyledir bilemem ama bu sektörde iyi para olduğu görülünce her önüne gelen bir emlak ofisi açmaya başlamış ve ortalık emlakçıdan geçilmez olmuş, her işe geç kalan devlet de yeni çıkardığı bir kanunla bu yayılmayı durdurmaya çalışmıştır. bundan sonra bir masa iki sandalye koyup izbe odalarda emlakçılık yapmak yasaklanacak, bu işi yapmak isteyen ciddi bir yatırımla yapmak zorunda kalacak.
    (aqua, 01.07.2005 09:04)
  2. bir ara emlakçılık kursları da açılmıştı galiba. umarım orada 'insana nasıl davranılır' diye bir ders veriliyordur.
    (easy company, 01.07.2005 12:13)
  3. yerine göre müthiş paralar kazanabilen meslek erbabı. örneğin ataköy, bahçeşehir, ataşehir gibi evlerin pahalı ve daha önemlisi sıkça eldeğiştirdiği muhitlerde satıştan ve kiralamadan aldıkları komisyonlarla kısa zamanda ihya olurlar.
    (excalibur, 01.07.2005 21:54 ~ 21:56)
  4. emlak satışlarında satıcıdan %3 alıcıdan %3
    kiralamalarda ise 1 kira bedeli komisyon alan insanlardır.
    aralarında çok fazla üç kağıtçı, düzenbaz olmasına rağmen yine de genelleme yapılmaması gerekmektedir. aralarında paralarını hak ederek kazanan dürüst emlakçılar da vardır. ama ne yazık ki kimin ne olduğu çok sonradan anlaşılmaktadır.
    (kan ve kefen, 05.06.2007 13:30)
  5. (bkz: ev pezevenkliği)
    (trişka, 28.06.2007 21:54)
  6. (bkz: ev aramak/!chaghdash)
    (chaghdash, 29.06.2007 17:51)
  7. düşünüyorum, bundan daha ibnekâr bir meslek daha bulamıyorum yeryüzünde. hatta iğrençleşiyorum, "bunlar varken sözde bedenini satan kadınların çocuklarının lakabını küfür olarak kullanıyoruz işe bak" bile diyorum.

    bundan üç sene öncesi. çocukluğumun bir kısmının geçtiği müstakil evin satılığa çıktığını görüyoruz. ailede yapılan hararetli toplantılar sonucu, biraz da hissi sebeplerden ötürü evi ne olursa olsun satın almaya karar veriyor, gereken işlemleri yapmak için işe koyuluyoruz. ev daha önce oturduğumuz, huyunu suyunu bildiğimiz bir ev olduğundan tapusunun bize valeyle yapılmış pişti gibi geleceğine dair naif de bir inancımız var; fakat bakıyoruz ki ev bir emlak ofisi vasıtasıyla satışa çıkarılmış. içerisinde yıllarca oturduğumuz ve sahibini de tanıdığımız bu eve sahip olma yolunda seçeceğimiz iki yöntem var; biri bir odasındaki halıfleksini kolonyalı iple oluşturduğum yonca yaprağı motifinin sapını ateşe vermek suretiyle yaktığım, kaloriferleri üzerine yapıştırdığım şirinler çıkartmalarının yarım yamalak da olsa göründüğü evi emlakçıyla birlikte gezmek, beğenirsek(!) ona da hakkını vererek satın almak; bir diğeri de halihazırda tanımakta olduğumuz ev sahibiyle irtibat kurarak parası neyse ödemek suretiyle eve sahip olmak.

    bize normal gelen yolu tercih edip ev sahibini arıyor, anlaşıyoruz. kısa bir süre içerisinde evin tapusunu da üzerimize alıyoruz. evdeki satılık ilanını ufak çaplı bir törenle ailecek indiriyor, salonun tavandan tabana kadar uzanan penceresi önünde şampanya patlatıyoruz. noelde üzerine çam yaprakları ve kırmızı çorap karışımı bir süs yerleştirmemize olacak verecek yeni bir kapı taktırıyoruz, dolayısıyla kilit de değişiyor; fakat evin azbuçuk tadilata ihtiyacı var. gereken yerlerle görüşüp bu işlemleri de en kısa sürede halledebilmek umuduyla "çocukluğun geçtiği eve sahip olmak" ideasının muhteşem hülyasına kapılıyorum. eve her giriş çıkışımda enteresan bir mutlulukla dolup taşıyor, "seni yenecem istanbul" tandansında biriktirmiş olduğum hissi marazlarımdan bir bir kurtuluyorum.

    yine bir gün bir iç mimar arkadaşımla birlikte yapılacakları belirlemek üzere eve gittiğimizde pencerenin birinde bir süre önce kaldırdığımız satılık ilanına benzer bir ilan görüyorum. "lan bu nereden geldi buraya? uçup kendisi yapışmadı ya" demeden dış kapının açılma sesi geliyor arkadan. arkadaşımla birlikte sesin geldiği tarafa doğru yönleniyor ve kapıda çift olduğu belli iki insan ve onlara nazaran yaşlı, çemçük suratlı bir herif görüyoruz. ev sahibiyle anlaşırken emlakçı ile olan sorunun bizi bağlamadığını söylemiş ve mümkünse bu sorunu kendisinin halletmesini rica etmiş olduğumuzdan kafamda en ufak bir kuşkuya yer kalmaksızın, bu gelenlerin öylesine gezintiye çıkmış, "lan bu kapıyı da açabilcez mi acaba?" zihniyetiyle hareket eden tecrübesiz çilingir adayları olduğunu düşünmeye çalışıyorum; fakat işin rengi çemçük suratlının çifti itelemek suretiyle kapı önüne çıkartması ve kapıyı apar topar üzerimize kapatmaya çalışması ile anlaşılıyor.

    ani bir hamleyle adamın kapatmaya çalıştığı kapıyı iç taraftaki kolundan yakalayıp kendime doğru çekiyorum; fakat bizim çemçük suratlı ağır siklet çıkıyor, sanki kapıyla birlikte beni de kirişe monteliyor. yetmezmiş gibi birkaç dakika önce duyduğumuz sese benzer bir ses duyuyor, kısa süre içerisinde kapının üzerimize kilitleniyor oluşunu idrak edip "ne yapıyorsunuz beyfendi lütfen kapıyı açar mısınız?" dememe fırsat kalmadan, bir süre sonra hyundai mi yoksa opel mi olduğu hususunda arkadaşımla iddiaya gireceğimiz bir arabanın gaz sesini duyuyoruz.

    ilk etkiyi atlattıktan sonra mutfak tezgahı üzerinde oturup işin renginin neye çaldığı konusunda fikir teatisi yapıyoruz ve kısa süre sonra vardığımız yargı; emlakçının değiştirmiş olduğumuz kapının anahtarının kopyasını yaptırmış olduğu ve bu yolla tapusu bize ait olan evi ona, buna göstererek -muhtemelen biçilmiş fiyattan daha yüksek meblalar söyleyerek- üzerine yattığımızı düşündüğü parasını ev sahibinin de çıkarlarını kullanarak bizden almak istediği oluyor. pencerelerden birini açıp dışarıya çıkıyoruz, sahil yolunda arabamıza doğru yürürken birer sigara yakıyor, "ne yapabiliriz" i düşünmeye başlıyoruz. aklımıza bir halt gelmeyince arabaya atlayıp şehir merkezinde bir bara gidiyor, insanlığın ve ülkenin içler acısını halinden dem vuran rezil sohbetlerde buluyoruz kendimizi.

    bu olayı çevresinde efeli olarak bilinen anlık sinir sahibi babama söylememe, kendi başıma halletme kararı alıyorum. planıma göre, ertesi gün eve gidip kilidi değiştireceğim, kapıya da "bu eve girmeye çalışan retroseksüel bir geydir" notunu iliştireceğim; fakat evham sahibi annemin gönlü benim elin itin kopuğu ile dalaşmama dayanmadığından haber akşam yemeğinde deniz börülcesiyle birlikte rakısını yudumlamakta olan babama gidiyor. duyar duymaz telefonla beni arayan babam kızgın bir sesle tartışıp tartışmadığımızı sorduktan sonra fevri bir emir savurarak direkt bulunduğum yerin kapısının önüne çıkmamı söylüyor. on dakika sonra kendimi şoför koltuğunun yanında buluyor, babamın dediğine göre emlakçının evine doğru çeşitli küfürlerin de eşliğinde boondock saints edasıyla sürüyoruz.

    olayın bundan sonrası pek anlatılabilecek düzeyde değil. durduk yere mağdur konuma düşürülen pek çok insanın verdiği vulgar tepkiye istinaden; babamı bagajdan çıkarıp elinde salladığı çekiçle görünce, eğer ki mühendis olmasa idi kesinlikle sağlam bir braveheart figüranı olabileceği yönünde düşüncelere kapılıyor, tecavüze uğramış kadın için "e o da açık seçik giyinmeseydi" diyebilecek bir zihniyetin kurbanı olduğuma dair garip bir üzüntü duyuyorum. hadise bittikten sonra tekrar arabaya biniyor, babamın yaşadığı vahşi heyecandan ötürü hızlanan kalp atışlarının sebep olduğu kesik nefesleri eşliğinde eve doğru sürüyorum. penceredeki satılık ilanını yeniden söküp, yarın kilidi değiştirme fikriyle birlikte evden ayrılıyoruz. velhasıl kelam, kısa sürede eve taşınıyor, mutlu aile tablosu kolajındaki son parçayı oluşturuyoruz.

    şimdilerde bu hikayeyi zırt pırt evin şehre uzaklığından yakınan kardeşime sansürlü bir biçimde anlatıyor, hak edilmediği halde hukuku muamma bir prosedüre sırt dayanarak elde edilmeye çalışılan üç beş kuruş için türlü dalavereye girişilen şu dünyada yaşanan bu atraksiyonu kurtuluş mücadelesi atmosferine soka soka gaza geliyoruz. pişman değiliz.
    (vandal mimar, 06.07.2007 00:23 ~ 17.12.2007 18:54)
  8. telefon numarası verilmesi sakıncalı meslek grubu.
    (heidi, 08.03.2008 13:44)
  9. "kurnaz esnaf iticiliği"nde birinciliği kimseye bırakmazlar. içlerinden biri, şu an oturduğum evi kiralarken şöyle bir argümanı pazarlık kozu olarak sunabilme cesaretini göstermiştir.

    +efendim evimiz(ne ara ortak oldun eve) sikilyon metrekare, zart zurt ısıtmalı, evlerin ortası boyalı direk şöyle böyle...

    -hmm! hmm!

    (ben abinin zırvalarından çok o kadar eşyayı nasıl taşıyacağımı düşünüyorum fakat abimiz yüz ifademden "ev bok gibiymiş" mesajını çıkarmış olacak ki; bu sefer -artık benim tipimden mi kaynaklandı bilemeyeceğim- son bir hamle ile taktik değiştirip öldürücü darbeyi vurur)

    +ayrıca komşular da iyidir bu apartmanda, yanda emekli hakim oturuyor, sonra şu yanda mesela iki kız oturuyor -bundan sonrasını yılan gibi tıslayarak söyler- mankenlik yapıyolar heralde ama dizi oyuncusu da olabilirler, orasını ben de tam bilmiyorum.

    -oha lan oha(içimden)
    (morinsan, 20.07.2008 14:32)
  10. çarpık konutların çarpık aracı soyguncuları. hiçbirisi resmi sözleşme imzalayalım demez de komisyonu %12 den isterler tutturabilirsek diye. pek çoğunu gözü tutmaz insanın arada iyileri vardır belki biz denk gelmedik. millet emlakçıdan yaka silkince ev sahipleri, sahibinden ilanlarına komisyonun yarısını ekleyerek kira bedeli belirler oldular, bir de yan etkileri çıktı doğrudan attıkları kazıkların yanına. bunlardan gülbağda adım başına 2 tane var ve de hepsinin hedefi öğrenciler ve biraz da polisler. bir de kiralardan yakınırsanız arz-talep derler çarpık kapitalistler ağızlarını yaya yaya. kendileriyle işiniz varsa sakın yanınıza delici kesici alet veya ateşli silah almayın derim mazallah katil olursunuz.
    (mefisto, 19.09.2008 21:50)