ellaam   

adana çık aradan

  1. bir yazar. oldukça iyi bir yazar.
    (stokman, 04.02.2007 15:01)
  2. süper bi ünlemdir.
    (bkz: bu ne ellaam yaw)
    (keyif pezevengi, 04.03.2007 00:20)
  3. sivas'ta da çok yaygın bir kullanımı vardır bu kelimenin.
    (lepaca kliffoth, 22.03.2007 22:38)
  4. farkındalık, siyasallık ve sağduyu !

    rotasını şaşırmış, bir o yana bir bu yana savrulmaya hazır bu siyasal iklimde sağlam bir duruş. yanlışlığın ortasında dillendirdiği hepimizin de içinden geçen o küfür. yalnız kötüyü tahrip edip yıkmayı öneren değil , iyiyi ve güzeli kuracak yolu da işaret eden sağlam kalem.

    okuyunuz !
    (tante rosa, 23.10.2007 09:04)
  5. sivasspor maçını * radyodan en amatör ruhla ve altyapıyla anlatan yurdumun yerel spikerinin yıllardır unutulmayan, en azından benim unutamadığım repliğinin temel taşı.

    "top goğelendi goğelendi ellaam ki gol"
    (thisrock, 16.11.2007 01:39)
  6. (bkz: dans edemeyeceksem bu benim devrimim değildir)
    (trişka, 18.11.2007 14:55)
  7. komünizmle ilgili yazdıklarına katılıyorum ve hatta haddim olmayarak kutluyorum çünkü gramsci , togliatti , althusser gibi teorisyenlerin yazdıklarını (tabiki başta lenin) ne denli iyi anladığını görmekteyim , yani kimilerinin modası geçti dediği marksist kuramın çekirdeğine ulaşan yolu izlemekteler , umarım rotayı şaşırmazlar. aslında gramsci'yi okumaya başladıktan sonra stalinizm üzerine tekrardan düşünme fırsatım oldu, belki de vakitsiz varılmış bir yargıydı, troçkistlerin komünizm önündeki baltalayıcı etkisine de katılmak mümkündür.

    fakat değişen dünya karşısında yeni pozisyonlar almak gerekmektedir bana göre, özellikle sovyetlerin yıkılışından sonra marksist teorisyenlerin uğradığı şaşkınlık liberallerin "tarihin sonu" , "nihai zafer" türünden zırvalarıyla birleşince sol açısından pek de hoş olmayan bir çerçeve söz konusu olmuştur. iyi bilirler ki poulantzas , bloch , althusser gibi kuramcılar başta olmak üzere tüm teorisyenlere toptan gereksiz muamelesi yapıldı uzunca bir süre, üstelik bunu yapanların bir kısmı da eskinin marksistleri yeninin liberter sosyalistleri ya da çevrecileri (yeşiller.. ıvır zıvır) idi.

    lenin'in çözüm üretmek için sürekli didinen tavrını aynen benimsemekteyim fakat yeni dünya düzeni dedikleri yapısal dönüşeme stalinizm gibi maksimalist bir perspektiften bakmak da pek sonuç vermez sanırım. lafın özü komünizmi stalinist dikta olarak itham etmekte ne kadar haksız (belki cahilce) olsam da bu mekansal düzenleme çağında kapitalizme karşı stalinist örgütlenmeyi de savunamam hala. kapitalizm içindeki küçük çatlakları genişletmektir aslolan , bunu lacancı psikanalizle de yapabilirsiniz (ki bu da sizin lacan-althusser eleştirinize bir yanıttır) , negri'nin imparotorluk teziyle de. fakat son tahlilde bir çözüm yolu önermektense sorunları gün yüzüne çıkarmak daha gerçekçi görünmektedir bana göre.
    (joussaince, 25.12.2007 01:39)
  8. marx'ın ünlü bir sorusu vardır ekonomi politiğin önsözünde sorduğu: üretici güçler/üretim ilişkileri birliğinde teorik ve siyasal olarak öncelik verilecek öğre hangisidir? der ve althusser'e göre marx ender olarak düştüğü hatalardan birine yani hegelci idealizme düşmüştür bu önsözünde. varmak istediğim nokta lenin ve stalin'i aynı kefeye koyan ellaam'ın (yanılıyorsam düzelt lütfen) bu temel soruya her iki düşünür\komünist tarafından verilen cevabın farklı olduğundan haberdar olup olmadığıdır.

    lenin'e göre (ve mao'ya göre de) üretim ilişkileri esastır ve devletin sert çekirdeğini kırmak ve de onu ele geçirmek için ideolojik aygıtlar içinde devinen üretim ilişkileri savaşını kazanmak gerekir, yani ideolojik aygıtları (althusser'den faydalanırsam) ele geçirmek ve sonra da son siperin ardına saklanmış sert çekirdeği kırarak proleterya diktatörlüğünü kurmak....

    fakat stalin marks'ın bu önsözünü ilahlaştırarak (ki kendisi hegel'i anlamadığını belirtir ve bu yüzden sonraları reddeder) hegelci idealist çıkmazın içine düşer, yani şartların olgunlaşmasını, yeni filizlenen üretici güçlerin olgunlaşarak üretim ilişkilerinde pozitif (devrimci) rol oynamasını bekler. kautsky'nin düştüğü hataya düşer bir anlamda.

    demem odur ki bu düşünürler yeknesak değildirler, aralarında temel hedefe ulaşma bakımından yoksa da (belki de vardı) , araçları kullanma bakımından derin farklar vardır, tıpkı şimdilerde farklı araçları kullanan essex okuluna ait düşünürler gibi.
    (joussaince, 30.12.2007 02:42)
  9. (bkz: leman)
    (bkz: kozalak)
    (sugibiazizol, 30.12.2007 02:52)
  10. aylardan mart hava sıcak ve ilk t shirt-etek giydiğimiz gün.

    karşıdan gelen iki tipten biri: la hasan kızlara bak t shirt giymişler.
    iki tipten diğeri : heee ellaam biz görmeden yaz gelmiş.
    (burcumsu, 30.12.2007 02:58)
  11. "jösoğn, iktidar üzerine kafa yormuyor. daha doğrusu, onu yermek ve kaçmak üzerine kafa yoruyor. ola ki, bunu yaparken benim de değer verdiğim keltoş foucaultdan faideleniyordur; ama mesele ahlaki olmaktan çok siyasidir ve foucaultnun bunun üzerine söyleyebildiği şeyler sınırlıdır. çünkü iktidar perspektifini önüne koymayan devrimcilik, çıksa çıksa zizekçi/foucaultçu/lacancı/althusserci bir çorbaya dönüşüyor. bunun adı ise, siyasal iktidar programından çok, habermas hakkında duyduğum bir yorumdan hareketle söylersek, gevezeliğin teorisi oluyor."

    joussaince nicki altında yukarıda yazdıklarını görünce bazı yanlış anlamaları düzeltmek için foucault hakkında bir şeyler yazayım dedim. şuradan okunabilir. @2161748

    foucault'dan siyasal iktidar programı beklenemez, buna kalkışmış birisi değildir her şeyden önce. işin doğrusu marx'ta da doğrudan bir siyasal iktidar programı yoktur. komunist parti manifestosu bir iktidar programından çok daha başka bir şeydir, "partimiz iktidara geldiğinde şunu yapacağız, bunu edeceğiz" demez. çünkü, malum, "kurtuluş, işçilerin kendi eseri olacaktır".
    (man with a digital camera, 30.12.2007 17:28)
  12. muhammed ali'nin ünlü bir sorusu vardır, boks öğretirken çekirgelerine sorduğu. kelebek mi olmak isterdin yoksa arı mı? der kendisi. ender olarak düştüğü hatalardan birine düşmüştür bu sorusunda. varmak istediğim nokta mike tyson ve magomed magomedov'u aynı kefeye koyan bu ellaam denilen yazarın (yanılıyorsam düzeltme, yüz yüze görüşelim), bu temel soruya her iki boksör\kickboks'çu tarafından verilen cevabın farklı olduğundan haberdar olup olmadığıdır.

    mike'a göre (ve mike'ın amcasına göre de) ikili ilişkileri esastır ve rakibin sert çekirdeğini kırmak ve de onu ele geçirmek için arı gibi sokmak gerekir,

    fakat magomed magomedov, muhammed ali'nin bu önsözünü ilahlaştırarak (ki kendisi hayatı anlamadığını belirtir ve bu yüzden sonraları reddeder. belki de bana öyle geliyor.) ringten çıkmanın içine düşer, yani şartların olgunlaşmasını, yeni filizlenen kickboksçuların olgunlaşarak organizasyon ilişkilerinde pozitif (vurucu) dövüşmesini bekler. tyson'ın düştüğü hataya düşer bir manada.

    diyeceğim şudur ki bu dövüşçüler yeknesak değildirler, valla bak.
    aralarında temel hedefe ulaşma bakımından yoksa da (belki de vardı, bilmiyorum amına koyim) , yumruklarını kullanma bakımından derin farklar vardır. tıpkı şimdilerde farklı tarzda dövüşen öğrenciler yetiştiren shaolin tapınağındaki erdemli abiler gibi.
    (sürrealist, 30.12.2007 17:44 ~ 17:45)
  13. anadolunun guneyinde ellehem olarak kullanılan kelime.
    (lemuria, 07.01.2008 23:11)
  14. otonomist marksizm hakkında ne düşünür ya da konsey komünizmiyle sovyetik sistemin arasındaki yapılanış biçimleri arasındaki farkı nasıl yorumlar diye merak ettim sol köşede nickini görünce. yoksa bunlar da mı iktidarsızlığa övgüdür veya "minör politika" mı desek?

    ayrıyeten, kitleleri sol ideolojiden koparan ddr deneyimini, staatssicherheit rejimini ya da pek değerli hönecker'i de sevip sayar mı acaba? ellaam'a sorulacak soru çoktur da yanıtın tonu pek değişmeyecektir yine sanırım. olsun, deneyelim yine de, ha bu arada minör politika sevdalısı bir meraklının sataşması olarak da alabilirsin bunu.
    (joussaince, 05.05.2008 23:39)
  15. (bkz: @2399030)

    iyi denk geldi çünkü ahmak'la dedikodunu yapıyorduk tam da. kafanın ne denli net olduğunu hayretle izliyorduk ve kendi adıma, stalin'in ardılları haricinde bu denli net fikirleri hiç duymadığımı , acaba neden duymadığımı falan da düşünüyordum. senin deyişini kullanalım, eksik okumuşuz demek ki.

    üstteki paragrafın bir ironiden ibaret olduğunu sanırım anlarsın. ddr hakkında söylediklerin bana şaşırtıcı gelmedi (tipik bir mürit) lakin sendeki bu ostalgie arayışı çok da genel bir arayış değildir bence. ve "biz" diye bahsettiğin sol perspektiften bakanların büyük kısmı o polis devletini benimsemezler eğer eksik okumadıysam. ne denilebilir ki, bir partiye tanrı muamelesi yapıp , tüm yanlışlarını görmezden gelen ve üstünü örten, geçiştiren bir müride karşı.

    marks'ın ehlileştirilmesinden bahsederken onun felsefik arka planını ihmal etmekten geri durmayan ve sadece "işe yarar" kısmını alan, "ekonomi politik eleştirisine eyvallah ama ne o öyle hegel falan " diyen bir konumda olman muhtemel geldi bana. acaba bu marks'ı hafife almak olmaz mı sence de? yani sizdeki durum marks'ı kendinize maşa olarak almak gibi birşey, oysa görebildiğim kadarıyla marks daha derindir, misal, lenin'e hiç dokunmayan foucault ve birçokları söz konusu marks olduğunda kitaplar dolusu şey yazmaktadırlar (marks'ın mahdumları vb.) , yani marks'ı yapısalcı bir yorumla okuyabilmektedirler. bir anlamda leninizmin tekelinden kurtarmaktadırlar, ona gerçek değerini iade etmektedirler.

    ayrıca nedir bu kültürel alan düşmanlığı, onu da anlayabilmiş değilim pek; psikanalize hayır, yapısalcılık boktan bişeydir, zizek'in yavşaklığı, negri ve çevresinin sadece teoride kalmışlığı..... çelikten bir dünya örmek midir acaba sosyalizm dediğin şey? bunu yaptılar zaten elli yıla yakın süre boyunca ve bunu yıkanın alçak kapitalistler olduğunu söylüyorsun bıkıp usanmadan. yahu nasıl farkına varmıyorsun devasa bir bürokratik oligarşinin egemenliğinin, politbüronun kararlarının tanrı kelamı oluşunun...

    ddr hakkında söylediklerinden sonra bu tartışmaların sadeece laf kalabalığı olmaktan başka bir işlevi olmayacağı apaçık ortada. ukelalığımı mazur gör ama pascal'ın "kör inanç" hakkındaki fragmanlarına ya da "ideolojinin yüce nesnesi"ndeki ideolojik fantazi kısımlarına bir göz atmanda yarar vardır bence. ha doğru, sen hardcore bir leninisttin ve başka birşeye göz atmana da gerek yoktu. fikirsel planda bu kafa netliğiyle , fena halde stalin'i andırıyorsun (şu gürcü köylüsü) ve sanırım bu iyi birşey senin açından.
    (joussaince, 09.05.2008 00:57)
  16. "heralde" manasına gelen iç anadolu'da yaygın olarak kullanılan bir kelime. ege'ye doğru ilerledikçe yalım haline bürünür.
    (essah mı, 18.06.2008 09:10)
  17. elleham kelimesinin sivas'ta aşınmaya uğramış halidir, sanırım manasında. ayrıca hoş gelmiş bir yazar.
    (herif beni mi çağırdı, 08.07.2008 23:57 ~ 13.07.2008 19:15)
  18. memleketim sivas'ın yöresel kelimelerinden birisi. galiba, herhalde gibi anlamı vardır
    (klozet kapağı, 09.07.2008 19:22)
  19. sıkı bir yiğit özgür okuyucusu olduğunu tahmin ettiğim yazar. (bkz: @1653068)
    (eximtrak, 09.08.2008 11:37 ~ 11:37)
  20. bu adamın alt benliğinde stalin-yezhov karışımı birinin olmasından fena halde şüpheleniyorum. şüphelenmek ne kelime yahu, tırsıyorum bile bazen. düşünsenize hele bir; yalçın küçük'ün devlet yöneticisi , ellaam'ın parti genel sekreteri olduğu bir sosyalist rejim. bunun karşısında tek yapabileceğim tası tarağı ve dahası evdeki foucault kitaplarını yüklenip bir an önce tabanları yağlamak olurdu. ellaam'ın içinde bulunacağı bir reel sosyalizm deneyimi sovyetler'i kat be kat aşardı belli konularda.

    kabuslar iyidir can sıkıntısına çare bulmak konusunda. ellaam hep sözlükte yazsın ve bizi bilgilendirmekle yetinsin derim ben. ayrıca, canım fena halde sataşmak istedi de diyebilirim, anlayışlıdır o.
    (joussaince, 10.08.2008 21:52 ~ 21:55)
  21. hakkımda giriler yazıp saçmalama hakkını helal-i hoş olsunlara boğduğum yazar... ne umursayacam lan, nedir ki? selam olsun...
    (güriyemin düğümleri, 24.08.2008 03:26)
  22. "herhalde" manasına gelen ve sivaslıca'da "zaar" kelimesiyle yakın akrabalık ilişkileri bulunan kelime.
    (sofist tepen sokrates, 01.09.2008 16:44)