|
|
- ing.; fil
2. the white stripes albümü. 2003 çıkışlı bu albüm bütün dünyada bir çok müzik dergisine göre yılın albümü. içinde sanırım 5 tane cover bulunduruyor. favorim ın the cold cold night adlı parça.
- amerikan bağımsız sinemasının usta yönetmenlerinden gus van sant ın columbine lisesi katliamından ilham alarak çektiği ve başrollerinde genç oyuncuların oynadığı 80 dakikalık bir belgesel niteliğinde film. 2003 cannes film festivalinde en iyi film ve en iyi yönetmen ödüllerini almıştır.
- okul katliamları üzerine çekilmiş film
(lethe, 24.07.2004 16:59)
- fil ismiyle gösterime girmiş gus van sant filmi
- 4 dakikalık konuşmadan yürüme sahnesi, 35 saniyelik yürüyerek uzaklaşma sahnesi ve benzerleriyle içlerimizi taş eden film
(mavio, 25.07.2004 17:55)
- columbine katliamını anlatan film. filmde (herkesin söyleceği gibi) pek konuşma yok, bir kamera takılıyor milletin arkasına öyle sürüp gidiyor. ama gereksiz denemez, orda bizi ortama sokuyor gus van sant, süslü bir anlatıma bürünmüyor film, okulun sıkıcılığını, sıradan yaşanan günlük olayları anlatıyor. gri duvarlar, otoritelerle yaşanan sorunlar, kötü okul yemekleri, gruplaşan insanlar, ciks kızlar, birbirini kesenler, dışarıda maç yapanlar, alay edenler ve edilenler yani bir lisede olan herşey. (bkz: dünya liseler evrenselliği) böylece gus van sant kendi ortamını yaratıyor filmde, columbine lisesinde olan ortamı, yani filmden daha çok bir gerçek kesittir bu. (bkz: gerçek kesit)oyuncuların hepsininde amatör olması, ve kendilerini canlardırması da bu nedendendir, filme daha fazla gerçeklik katma. ayrıca filmde renk kullanımı ve görüntü yönetmenliğide çok iyiydi.
- gus van sant'a 2003 cannes film festivalinde en iyi yönetmen ödülünü getiren film
(lethe, 23.08.2005 02:43)
- (bkz: oliphaunt)
- kamera ilginç bir şekilde sabit kullanılmış film boyunca,şurayı da göreyim buna da bakayım yapamıyorsunuz.zamanın ilerleyişi üzerine oturtulmamış,bu da filmi akıcı yapmış.bazen yürüme sahnelerinde e koşsana be herif dedirtebiliyor.can sıkıntısına iyi gelmese de ,izlenmemesi kayıp olacak bir yapıt.
- ismini eski bir alan clarke filminden aldığını tahmin ettiğim film, nitekim ordada kamera bikaç kişiyi takip ediyordu ve bu insanlar da önlerine gelenleri vuruyordu. iki film de harmony korine i anımsatır konularıyla.
- beklentileri çok da yerinde karşılamayan filmdir. daha iyisi yapılabilirdi aynı malzemeyle.
- bir damien rice şarkısı.
şöyle ki;
this has got to die
i said this has got to stop
this has got to lie down
with someone else on top
you can keep me pinned
'cause it's easier to tease
but you can't paint an elephant
quite as good as she
and she may cry like a baby
and she may drive me crazy
'cause i am lately lonely
so why did ya have to lie
i take it i'm your crutch
the pillow in your pillowcase
is easier to touch
and when you think you've sinned
do you fall upon your knees?
or do you sit within your picture?
do you still forget the breeze?
and she may rise if i sing you down
and she may wisely cling to the ground
'cause i'm lately horny
so why would she take me thorny?
what's the point of this song or even singing?
if you've already gone, why am i clinging?
well i could throw her out
and i could live without
and i could do it all for you
i could be true
tell me if you want me to lie
'cause this has got to die
i said this has to stop
this has got to lie down, down
with someone else on top
you can both keep me pinned
'cause it's easier to tease
but ye can't make me happy
quite as good as me..
well,
you know that's a lie
- görüntü yönetmeninin olayıdır desek, yeridir.
- içinde harika parçalar bulunan, tekrar tekrar dinlenesi the white stripes albümü
(bkz: ball and biscuit)
(bkz: black math lyrics)
(bkz: girl, you have no faith in medicine)
(bkz: hypnotize)
(bkz: i just don't know what to do with myself)
(bkz: i want to be the boy to warm your mother's heart)
(bkz: in the cold, cold, night)
(bkz: little acorns)
(bkz: seven nation army)
(bkz: the air near my fingers)
(bkz: the hardest button to button)
(bkz: there's no home for you here)
(bkz: well it's true that we love one another)
(bkz: you've got her in your pocket)
- gus van sant'ın bağımsız filmlerin büyüsüne kapıldığı zamanlardan birinde, meşhur colunbian katliamı'ndan yola çıkarak yarattığı 2003 yapımı filmi. kendisine altın palmiye kazandırması vesilesiyle de yönetmenini memnun etmiştir sanırım.
filmde oynayan oyuncuların neredeyse tamamı amatörler arasından seçilmiş. ayrıca öğrencilerin hepsi filmde gerçek adlarını kullanmışlar. çoğu sahnede de emprovizasyona izin verilmiş.
filmde karakterleri takip ediyormuşuz hissi veren steadicam kullanımı ön plana çıkıyor. kamera adeta bizim gözümüz oluyor. karakterlerin uzunca bir süre kadrajda kaldığını görüyoruz. karakterin kadrajdan çıkıp diğer sahnenin başlayacağını düşündüğümüz anda tekrardan yakın plana geçiliyor ve sahne kaldığı yerden devam ediyor. bu noktada seyircinin sabrının zorlandığını söylesek yeridir sanırım.
yönetmen tüm karakterleri tanıtıyor, hiçbirini atlamıyor. tanıtmaktan çok hayatlarından çok küçük kesitler sunuluyor diyebiliriz aslında. amigo kızların yanında sönük kalıp onlarla güzelliğini yarıştıramayan ve inek diye çağırılan bir kız, aklı bir karış havada popülerlikten beslenen kızlar, birbirini seven iki genç , bir fotoğrafçı, eşcinsel hakları savunucuları ..... ve onların hayatlarını değiştirecek iki sorunlu genç.
hepimiz aynı geminin içerisindeyiz. farklı özelliklerimiz, farklı amaçlarımız var. bütün farklılıklarımıza rağmen buluştuğumuz ortak alanlar, paydalar var. içinde bulunduğumuz gemiye ister okul deyin ister toplum. sonuçta bu geminin içindeki bireyler sizin yaptıklarınızdan etkilenir. geminin dalgalı denizde, fırtınalı havada alabora olmasını önlemek için güvenliği sağlaması gerekenlerin üzerine düşeni yapması gerekir. piyano çalan bir genç elinde otomatik tüfeği, oynadığı bir oyunu gerçeğe çeviriyorsa burada görünmeyen suç ortakları da var demektir. internetten silah sipariş edip bir sürü insanın hayallerini çalabiliyorlar. bireysel silahlanma karşıtlarının çığlıklarını sinek vızıltısı kabul edenlerin böyle durumlarda neler düşündüklerini sormak lazım.
"elephant in the room"... odanın ortasında bir fil var ve kimse bunun ne kadar garip bir şey olduğunu dile getirmiyor. hatta o fili duvar kağıtları ile aynı desene sardığımızda onu odanın bir parçası sanıyorlar. kimse çıkıp "bu filin burada ne işi var? " demiyor.
kimse silaha ulaşmanın kolaylığını, bilgisayar oyunlarının içerdiği şiddeti , eğitim sistemini sorgulamıyor. hmm...zaten iki tane psikopatın eninde sonunda gerçekleştireceği önlenemez bir eylemdi bu. hem bowling for colunbine da sırf anti-amerikan diye ödül aldı. evet evet, böyle oldu her şey...
- (bkz: the elephant man)
- bariz çin işkencesi. izlerken çelik gibi iradenizi yanınızda bulundurun.
yine kendime hakim olamadım ve iki kilometreden sanatsal film olduğu anlaşılan bu gereksiz yapımı izlemeye koyuldum. bir öğrencinin sırtına kamerayı yapıştırıyor yönetmenimiz, kocaman bir okulun içinde başlıyoruz gezmeye. git babam git, o koridor senin, bu koridor benim dolanıyoruz. yemekhaneden geçiyoruz. birkaç kişiyle karşılaşıyoruz, "naber, nasılsın?", yola devam. ilginç bi tipe mi rastladık? ver kamerayı ona, dinlen biraz. az sonra yine dolaşacaz ama, kaybolma bi yere. off sırtım...
yeni karakterimizle geziyoruz. aynı okul olduğu için aynı koridorlarda dolanmaya devam. aha ilginç bi tip, ver kamerayı. evet, soyunma odalarına girelim. çık çık, bi şey yok. yemekhaneye gidelim bari, iki bi şey yeriz, dinleniriz. uff, daraldım, hadi dışarı. aaa, amerikan futbolu oynuyolar. biz de oynayalım. hoop, al bakalım.
yukarda anlattıklarım spoiler arkadaşım, okudun bi kere, filmi daha izlemene gerek kalmadı. budur bu film. bu film palme d'or almış. filmin özeti, "bak adam burnunu karıştırıyo, ne kadar hayatın içinden, ne kadar bizden. oha lan, adam camdan düştü, hayat işte"dir. geçmiş olsun.
trt-2 gibi kadına tavsiye ederim.
- amerikan okullarında yaşanılan silahlı öğrenci terörlerine, etraflarına tamamiylen yabancılaşmış şiddet oyunu sever iki çocuğun gözlerinden bakan harika bir film. izlerken vaktin nasıl geçtiğini anlamazsınız bile, basit bir anlatımla okul hayatını öğrencilerin gözünden gösterirken, aslında hiçbir şeyin gerçekten önemli olmadığını anlatır..
- spoiler
*üç kızın yemekhaneden aldıkları yemeklerden nerdeyse yarım lokma yemeleri sonrasında tuvalete gidip o yedikleri yarım lokmayı da zorla kusmaları.abd'nin gençlerinin önüne sunduğu "ideal güzel kız" ya da daha genel anlamıyla "ideal güzel insan" kalıbını yansıtması açısından etkileyiciydi.
*katliamı yapan esas oğlanın piyanosunu sakin sakin* çalıp en sonunda büyük bir öfkeyle hareket çekmesi de çok anlamlıydı.(ayrıca bu genç rol için çok uygun bir seçim olmuş.bence en başarılı oyunculuk çıkaran da kendisiydi.)
spoiler.
|