çağın gerekliliği, insanın bebekliğinden beri kafasına kazınmış ve toplumun silmeye çalıştığı ezgileri (hayatın içinden çıkan tren sesi örneği gibi) hayatta tutan muzik türü
bilgisayar tarafından yapılan müziktir. yapan kişi müzikten az bişey anlasa yapabilir. amma velakin bu işi hakkıyla yapanda vardır :hakkı kim. günümüzde gökhan kırdar ve orient expressions gibi müzik icracılar layıkıyla yaparlar. kullanılan bilgisayardan çok icra edilen etnik enstrumanlar göz önünde oluyor.
a b c sini kraftwerkin yazdığı müzik türüdür. ve günümüzde en çok yanlış anlaşılan / karıştırılan müzik türüdür.
(bkz: house)
(bkz: trance)
(bkz: psychedelic)
(bkz: chill out)
(bkz: techno)
bız bızz, cıp tıs dıp tıs, hopbülü dap dap, 300-500 gibi garip seslerlerle ifade edilen, sürekli aynı cümlenin tekrar edildiği, aşmış sözler içeren şarkı türü.(güzel olanlar da var yanlış anlaşılmasın)
(bkz: this is my church)
(bkz: satisfaction)
rock müziğe kafa şişiriyor, "gürültü" diyenlerin bu türe göz atıp tekrar düşünmeleri gerekir.
rock müzikten trip-hop la geçişi sağlanan müzik türüdür. her müzik türü gibi kalitelisi mübahtır. power fm de çalınan her hızlı ritm elektronik müzik sanılmamalıdır. sağlamları için
(bkz: kraftwerk)
(bkz: jan jelinek)
(bkz: michael mayer)
(bkz: aphex twin)
(bkz: richie hawtin)
(bkz: ricardo villalobos)
ve daha niceleri...
ne yazıktır ki günümüz gençliğinin büyük bir kısmı elektronik müziği "dale don dale", "dıpcısdıpcıs", "mahmutpaşa müziği" ya da (her ne kadar iyi bir örnek de olsa) "tiesto"dan ibaret olarak görüyor. ben de böyle düşünen "metalci/gotik" insanlara sesleniyorum: sizin düşündüğünüz bu şeyler buzdağının "satan" kısmı. en azından ülkemizde. halbuki elektronik müzik dünyada (özellikle ingiltere, fransa ve iskandinav ülkelerinde) çok daha çeşitlendirilerek icra edilmekte.
günümüz başarılı elektronik müzik sanatçılarının bilgisayar yazılımları dışında gerçek enstrümanlar, bulunmak için yıllarca uğraşılan sample'lar, turntable'lar, drum machine'ler, bazen gerçek bateriler, ve çoğu zamanda gerçek orkestra kayıtlarıyla yaylı çalgılar kullandığını görüyoruz. ilk paragrafta saydığım şeylerin takdir edersiniz ki bunlarla uzaktan yakından alakası yoktur.
bir de elektronik müzikte istediğini birşeyi illa ki bulursunuz. eğer rock seven bir insansanız, "the chemical brothers"ın, "prodigy"nin albümleri sizin isteğinizi karşılayacaktır. eğer jazz gibi nispeten yavaş tempolu müzikler dinliyorsanız, "zero 7", "goldfrapp" ya da "air"de mutlaka aradığınızı bulacaksınız.
kısaca, lütfen elektronik müziğe önyargıyla yaklaşmayın. yakın gelecekte illa ki elektronik müzik ağırlıklı şarkılar dinleyeceksiniz çünkü.
thomas alva edison güzelim akustik müziği ne hale getirdin elektriği bularak bak gör,sevin,övün dediğim müzik türüdür.dinlemez miyim,dinlerim o ayrı ama akustik müziğin de ruhu başka oluyor be kardeşim.
fena iddia ediyorum ki; mozart, bach, chopin gibi tarihin müzik devleri günümüzde yaşıyor olsaydı bu müzik ile sanatlarını ortaya koyarlardı..tanrıya şükürler olsun ki 0'ları ve 1'leri müzik haline getirebilme yeteneğini bahşetmiş bize..biz de onu en iyi şekilde kullanıyoruz, onla çoşuyoruz, onla dans ediyoruz..aslında yeri geliyor, her tür derde deva oluyor bu müzik..
saf enstrüman sesini asla veremeyen ve veremeyecek olan müzik türüdür. güzeldir, ruh haline göre dinlenir, olmalıdır tabi ama bir chopin'in raindrop'unu hangi elektronik ortamda hazırlayabiliriz? belki sesler, notalar birebir tutar ama o tadı asla veremez... ya da musa eroğlu'nun, neşet ertaş'ın vurduğu tellerin; yansımalar'ın her albümünde insanı ağlatan neylerin sesi nasıl yakalanabilir?
metal müzikteki alt tür sayısı ve çeşitleriyle dalga geçmek için üretilmiş “atmosferik yarrak metal” tabiri, bu müzik türü için de kullanılabilir aslında. bu müziği icra etmiş arkadaşlar 0’lar ve 1’lerle o kadar fazla tür ortaya atmışlar ki, aklınız durur. az sonra okuyacağınız girinin amacı, genel olarak elektronik müzik başlığı altında toplanan tür ve onların alt türleri hakkında fikir edindirmek ve örnek vermektir.
not: elektronik müziğin kraftwerk’le ortaya çıkışından -ki 70’lere tekabül eder- bu yana, kronolojik olarak gelişimini yazmayı isterdim burada ancak az sonra da göreceğiniz üzere alt tür sayısı o kadar fazla ki, giriyi toparlamak imkansız hale gelirdi. bu yüzden türü 7 ana başlığa (trance / techno / hardcore / jungle / breakbeat / house / electronica) ayırdım.
not2: kesinlikle profesyonel bir çalışma değildir, bu yüzden hatalar içermesi ve eksiklerinin olması çok doğaldır. eğer çok bariz bir yanlışlık görürseniz mesaj atmaktan çekinmeyin.
not3: acid, progressive, ambient, tribal gibi ottan boktan sıfatlar yüzünden kendinizi kaybederseniz -ki normal olanı da budur zaten-, bir bardak su için. düzelmezse de çok zorlamayın.
house: bu türün ortaya çıkışı, 80’lerin başı olarak kabul ediliyor; çıkış noktası ise chicago. çıkış zamanından dolayı house müziğinde 70’lerin funk, soul ve jazz elementlerini kolayca görebilirsiniz. en kolay sevilen ve icra edilen, hatta en sade elektronik müzik türüdür. popüler hareketli parçalara bakarsanız, çoğunun house türünden esinlendiğini görebilirsiniz.
alt türlerden bahsetmeden önce, türün keskin bir özelliğinden bahsetmek istiyorum. house’da “four to the floor” denilen (4/4 olarak geçiyor sanırım müzikte) bir ritm kullanılır. biraz daha açmak gerekirse, kendi tabirimle bu ritm simetriktir. “dıp tıs dıp tıs” diye ifade edersem daha kolay anlaşılır sanırım.
- ambient house: bu da insanı “mod” sokar fakat farklı bir şekilde. genel olarak başına ambient sıfatı alan türlerde olduğu gibi bu türde de “synth pad” denilen ses topluluğu öne çıkar. müziği “atmosferik” yapar da diyebiliriz bu synth pad için. diğer house türlerine göre temposu daha yavaştır.
günümüzde ne yazık ki yine çok popüler olmayan bir tür ambient house, fakat 90’ların başında ingiltere’yi cidden kasıp kavuruyordu. the orb, türün en önemli temsilcisidir tartışmasız olarak. “little fluffy clouds” ve “a huge evergrowing pulsating brain that rules from the centre of the ultraworld” isimli parçaları, türü tam olarak anlatabilir. (bkz: http://www.dailymotion.com/...)
küçük bir not: the orb’un 38 dakikalık (yazıyla otuz sekiz) parçası “blue room”, zamanında ingiltere single listesinde 8 numaraya kadar çıkmış. şu anda o listeye giren en uzun parça ünvanı elinde tabi. ha ben neden bu parçayı önermiyorum, çünkü radyo versiyonunu bulana kadar kafayı yiyebilirsiniz.
- deep house: house aslında bu tür oluyor. içinde funk, soul, jazz, detroit techno’su gibi elementleri bulunduran bu tür, house’un en saf hali neredeyse. gariptir, neredeyse türü tanımlamasına rağmen, bu aralar deep house icra eden ve benim bildiğim birini örnek gösteremiyorum size. belki david guetta'yı bu türe sokabilirim.
- disco house: house’un içinde zaten disco var ama, bu alt türde disco tek esin kaynağı. şu aralar çok popüler değil tıpkı diskolar gibi. donna summer desem hepinizin anlayacağını umuyorum.
- hip house: “şükürler olsun ki artık yok” dedirten bir tür. hip hop + house altyapısı denilecek kadar basit bir açıklaması var aslında. nasıl tutuldu, sevildi, liste başı oldu hiç bir fikrim yok. run dmc - it’s like that desem? (bkz: http://www.dailymotion.com/...) şimdilerde stereo mc’s güzel yapıyor diyorlar, çok dinlemedim ama göz atabilirsiniz.
- italo house: italo disco olarak adlandırırsam daha kolay olur. disco’nun avrupa’da gelişmiş hali oluyor bu. nuri alço filmlerinde kabarık saçlı, kocaman kemerli kadınların diskoda dans ederken çalan parçalar bu türe dahil. yine şu aralar popüler olmadığı için şükrettiğimiz türlerden.
örnek mi istiyorsun? al sana örnek: shy rose - i cry for you (üzgünüm, videosunu bulamadım)
- latin house: açıklamaya çok gerek var mı bilmiyorum. latin ezgili işte. bolca üflemeli çalgı ve akustik gitar bulundurur latin house parçaları. en iyi örneği her ne kadar bu türe ait çalışma yapmayan bir grup olsa da basement jaxx’tan geliyor: rendez-vu. (bkz: http://www.dailymotion.com/...)
- minimal house/micro house: al sana atmosferik yarrak metal gibi tür. açıklanamıyor da doğru düzgün. “o kadar minimal ki doğru düzgün ses yok şarkıda” desem, “nası şarkı o o zaman?” demeniz normaldir. ama gerçekten öyle. diğer house türlerinde olduğu gibi çok ses yok, nispeten dingin gidiyor fakat tempo yine yüksek. ricardo villalobos’un (minimal techno’da da göreceksiniz kendisini) çalışmalarını takip etsin merak edenler. ama tavsiyem merak edilememesi yönünde.
- progressive house: progressive, evet. bunu da mı görecektik demiyorum. biraz arada kalmış bir tür bu. house’un trance’a kaçan ama içinde techno da bulunduran bir türü. progressive ya, ondan herhalde. underworld ve leftfield güzel yapar, klibimiz de leftfield'dan geliyor zaten:
(bkz: http://www.dailymotion.com/...)
- stadium house: trance’a kaçan bir tür diyebiliriz. ismi ise the klf’in 90’ların başında yayınladığı “stadium house” üçlemesinden geliyor. tam kocaman arenalarda çalınmak için yapılmış bir müzik türü. böyle deyince anlaşılmıyor olabilir; hemen örnek veriyorum: faithless - insomnia ve sash! - encore un fois.
- tech*/techno house: üsttekinden (progressive) ne farkı var? bilmiyorum. fazla takılmamak lazım.
- tribal house: latin house için ne söylediysem, onu biraz modifiye edin ve tribal house yapın. bol tamtamlı, afrikalı kabile çığırıntılı bir tür. yine latin house’da olduğu gibi türün bence en iyi örneği, türle alakası olmayan bir gruptan geliyor: the chemical brothers - it began in afrika. (klibi yok canlar, kusura bakmayın)
house’a son noktayı koymadan önce, türün şu anda yapılan halini kökten değiştiren bir ikiliden bahsetmeden geçmeyeyim. üstte bahsettim ama alakasız bir türde. söz konusu grup basement jaxx’tır efendim. 99’daki remedy ve 2001’deki rooty isimli iki albümleri, house’a bakış açısını tamamen değiştirmiştir. bu yüzden hangi türe koyacağımı ben de bilemiyorum. electro house gibi ama tam değil. buyrun kendiniz bakın:
(bkz: http://www.dailymotion.com/...)
daha yolun yedide birini geçtiğimizi görmek lütfen gözünüzü korkutmasın. sırada daha popüler bir tür var.
breakbeat: büyük ihtimalle house'la birlikte en çok bilinen, en popüler elektronik müzik türü breakbeat’tir. türün en önemli özelliği, house ve trance’dan farklı olarak ritmin “aksak” olması. gene kendi tabirimle söylemem gerekirse, ritm asimetrik, sürekli aynı değil yani. alternatif rock’tan örnek vereyim: muse’un plug in baby’sinin nakarat olmayan kısımlarında kullanılan ritm, aksak ritm oluyor.
aslında tam olarak bu ritmin çıkış noktası, “amen breaks” isimli bir parça. şu anda bahsettiğimiz ilk aksak ritm formu bu şarkıda kullanılmış.
breakbeat’te “sampling” denilen, eski şarkılardan ses alma tekniği de bolca kullanılır. hip hop’la yakından ilişkili bir türden (ritm sebebiyle) beklenilebilecek bir hareket.
başta en çok bilinen ve en popüler dedim ama, insanların çoğu bu türü techno’yla karıştırır. neden bilmiyorum, öyle işte. neyse, alt türleri şunlar:
- ambient breakbeat: çok fazla kaynakta yer almasa da, böyle bir türün var olduğunu savunanlardan biriyim ben. ambient sıfatından da anlayabileceğiniz üzere, “atmosfer” yaratan aksak ritmli breakbeat alt türü oluyor bu. “neden bu tür bir çok yerde yok?” sorusunun cevabı, genelde türün trip-hop’un içinde incelenmesi aslında. gariptir, vereceğim iki örnek de aslen trip-hop türü altında incelenen iki sanatçı/projeden gelecek. ilki belki de trip-hop’u yaratan adam dj shadow’dan: “high noon”. (bkz: http://www.dailymotion.com/...) diğeri de aslında dj shadow imzalı: unkle - be there. (bkz: http://www.dailymotion.com/...)
- florida breaks: chemical breaks’in aynısı aslında. yaygın bir tür de değil zaten. geçelim.
- progressive breaks: allah belanızı versin. burada da mı progressive yahu... neyse, sinirlerimize hakim olalım. bu türle ilgili açıklamam şu: trance gibi ve diğer breakbeat alt türlerine göre daha yavaş. hiç bi sikime benzemiyor özetle. progressive işte ne olacak...
brekabeat de bitti. şunu söylemem gerekir ki, bu kadar şey yazdım ama aslında gerçekte alt tür sayısı bunların 6-7 katı. ama yine ekleyeyim ki aralarında o kadar az fark var ki bu türlerin, ne ben anlatabilirim ne de siz anlayabilirsiniz. gereksiz detaylar.
electronica: baştan belirteyim, aslında electronica diye bir şey yok. cidden. bu kelime ilk olarak amerika basınında tüm elektronik müzik türlerini (genel olarak breakbeat ve trip-hop) kapsamak için geliştirilmiş. haliyle nereyi kapsadığını tam olarak söyleyebilmek imkansız. fakat...
başta saydığım ana başlıkların hiç birine tamamiyle uymayan türler electronica başlığı altında toplanabilir pekala. ben de böyle yapacağım. aslında yazının ilk hali böyle değildi ancak idm tayfası işi bozdu, ben de böyle bir sınıflandırma yapmak zorunda kaldım. electronica’yı da 3 familyaya ayıracağım zaten: synthpop / downtempo / idm. synthpop ve idm zaten kendi tanımlarını alacak biraz aşağıda, o yüzden downtempo’dan kısaca bahsedeyim. ismi çok şeyi anlatıyor; yavaş tempo, kulağı çok fazla yormayan, genellikle rahatlatmaya yönelik bir müzik türü downtempo.
- ambient (downtempo): ambient house ve ambient breaks’i hatırlıyor musunuz? her şeyin başlangıç noktası ambient’in kendisi işte. 6-7 dakikalık, sözsüz, nadiren ritm kullanılan ve çoğunlukla tek ses üzerinden dönen parçaları düşünün. havaalanında, asansörde, spa kulübünüzde arkada çalan parçaları. işte tam anlamıyla onlar ambient oluyor.
eğer brian eno yaşamasaydı bu türü (ve ambient bikbikleri) muhtemelen öğrenemeyecektik. türü anlamak isteyenlere bu amcamın “ambient” serisini ve özellikle “ambient 1: music for airports”unu öneriyorum.
- krautrock (synthpop): çıkış noktası almanya bu türün ve ne zaman ismini duysam aklıma dazlak almanlar geliyor. yanlış anlaşılmasın tabi krautrock yapan adamlar neo nazi falan demiyorum. ama gariptir ki “kraut” kelimesi ingiliz argosunda (kötü anlamda) alman anlamına geliyor.
müzik olarak krautrock’ı anlatmak güç, psychedelia’nın üstüne az biraz progressive rock ve klasik müzik esintileri ekleyin. çok takip ettiğim bir tür olmadığı için burada atıp tutmak istemiyorum, yanlış şeyler yazabilirim. ama siz neu!, can ve faust’un (belki biraz da kraftwerk) bu türün babaları olduğunu bilin.
- new age / worldbeat (downtempo): hmm... ambient’i düşünün. ona doğu ezgileri katın ve vokal + ritm ekleyin. alın size new age. çok kabaca bir tanım oldu ama new age gerçekten de bu. zaten eğer dnr’a falan girip new age reyonuna uğrarsanız albüm kapaklarından durumu anlarsınız.
- synthpop: synthpop kraftwerk ve yellow magic orchestra tarafından yaratılmış bir tür. ilk örneklerinden de anlaşılabileceği üzere tamamen klavye tabanlı pop müzik oluyor bu tür. tüm elektronik müzik türleri içerisinde dinlenmesi en kolay olan türlerden biri çünkü çoğu zaman klasik şarkı formlarında eserler ortaya konuluyor.
kraftwerk’ten zamanımıza çok evrimleşen bir tür bu tabi ki. bakın mesela taa 70’lerden günümüze synthpop bayrağı kimlerde dolaşmış:
synthpop türünün bence şimdiki zamanda zevkle dinlenebilecek en iyi albümü 90 çıkışlı depeche mode albümü “violator”. yeni gruplardan röyksopp’un the understanding’i ve goldfrapp’ın supernature’ı da 2000’li yılların en iyi synthpop çalışmalarından. o zaman üç gruptan da bir şarkı gelsin örnek olarak:
- trip hop / the bristol sound (downtempo): ingiltere’nin bristol şehrinde doğan; dub, jazz ve breakbeat esintili, az buçuk hiphop’a kaçan, karanlık, garip bir tür trip hop. ülkemizde çok seviliyor ki ben sevilmesinin nedenini karanlık olmasına bağlıyorum. neyse.
massive attack türün çığır açan grubu olarak bilinir. özellikle blue lines albümü ve o albümdeki unfinished sympathy, türün en iyi örneklerinden kabul ediliyor. keza karşı kıtada dj shadow da bu türü çok iyi icra ediyordu aynı yıllarda. fakat kendisi ilk stüdyo albümünü* 96’da çıkardı, massive attack’ın 3.stüdyo albümünden 2 sene önce.
massive attack’ın açtığı yoldan tricky, sneaker pimps ve belki de dünya üzerinde popüler olması sebebiyle en çok nefret ettiğim grup olan portishead ilerledi. portishead çok iyi müzik yapıyor fakat genç kızlarımızın “ühüüü nobody loves me it’s truee hayatımın şarkısııııı triphopçıyıııım kızaaaaam” demesinden nefret ediyorum. yine neyse.
dj shadow’un endtroducing’i, massive attack’ın mezzanine’i, portishead’in dummy’si ve unkle’ın psyence fiction’ı türün 4 ası. örnek parçamız da massive attack’tan geliyor:
- drill n bass (idm): a ha! ne özelliği var bilemiyorum. bildiğimiz idm bu. en güzel açıklamayı kaynaklarımdan biri yapıyor: “it blurs a lot with idm, so expect to see artists making ample amounts of both. the difference between the two? one sounds more fucked up than the other. ıt's up to you, however, to figure out which one that is.”
µ-ziq ve squarepusher (özellikle ilk zamanları) iyi yapar bu türü, diğerlerine göre de daha keskin bir sound’u vardır.
- glitch (idm): bir ritm sample’ını alın ve onu çok küçük parçalara bölün, bazen bu parçaların hızlarını değiştirin ve yeni ritmler elde edin. glitch’in ortaya koyduğu ses de tanımı kadar karışık. ara sıra şarkılara hiphop vokalleri de ekleniyor ve tabi ki bu vokaller de efektsiz kalmıyor. kulağa kötü gelse de sonuçlar diğer idm janrlarına göre daha dinlenebilir olabiliyor.
bu tür 7 ana başlığın belki de en yakın zamanda ortaya çıkanı. jungle 80’lerin sonunda kendisine müzik dünyasında yer bulmaya başladı. tipik özellikleri aşırı yüksek temposu (160-180 bpm arasında değişiyor) ve ön planda olan bas partisyonları. jungle’ın alt türlerinde şarkıyı sürükleyen genelde bas oluyor. bu türün genel anlamdaki minimalistliğinden de kaynaklanıyor aslında.
tür hakkında bilgim bir kaç gruptan ibaret sadece, malum çok popüler bir janr değil. ben de araştırırken öğrendim bazı şeyleri yani. yanlışım varsa el atın.
şimdi bakalım bakalım neler varmış jungle’da:
- drum n bass: bazı kaynaklarda drum n bass jungle’ın diğer ismi olarak geçiyor. zaten dnb jungle’ın en saf hali. “light” diyebiliriz. diğer alt türler dnb’nin üstüne kurulmuş gibi duruyor. bir aralar çok popülerdi, şimdi nispeten underground bir durumda.
drum and bass adından da anlaşılabileceği üzere 2 temel şey üstüne kurulu. ritm genelde aksak oluyor, zaten tempo da çok yüksek olduğunda ortaya “dans etmek için yaratılmamış ama dans edilesi” bir tür çıkıyor.
dnb’ın kralı benim için photek’tir, bir çok kişiyi de bu türle tanıştıran yegane insandır. kendisinin 97 çıkışlı albümü “modus operandi”, türe giriş için birebir. örnek şarkı da ondan geliyor, “ni-ten-ichi-ryu”. (bkz: http://www.youtube.com/...)
pendulum da son zamanlarda meşhur olan drum n bass’ci gruplardan. dörtlünün en belirgin özelliği, rock’a çok yakın olmaları. dinlemekte yarar var.
- ambient / atmospheric jungle (intelligent drum n bass): jungle’ın en popüler ikinci uzantısı diyebiliriz. trip-hop’u düşünün, onu jungle formlarına sokun (hızlandırın). ambient jungle nispeten böyle bir şey. türün süperstarı ltj bukem olmakta, ben de “journey inwards” isimli albümünü dinlemiştim kendisinin. örnek şarkı da bu abimizden gelsin: (bkz: http://www.youtube.com/...)
eklemeden geçmeyeyim, lamb’in ilk işleri de bu türde sayılabilir.
- jazzstep: bu da bir şekilde dinlediğim son jungle alt türü. dnb üstüne kadın vokal atın, hani şişman zenci divalar oluyor ya, işte ondan. altta da bildiğimiz jungle ritmi devam etsin. araya da saksofon sample’ı falan atın. alın size jazzstep. roni size en ünlüsü kesinlikle. örneğimiz ondan geliyor: (bkz: http://www.youtube.com/...)
zamanımızın en önemli elektronik müzik dehalarından amon tobin’i nereye koyacağımı bulamadım. idm’le drum n bass arası bir yerde kendisi, ben de çözemiyorum. en iyisi kendiniz dinleyip karar verin: (bkz: http://www.youtube.com/...)
bu dakikadan sonra yazacağım türler hakkında bildiklerim, sadece okuduklarımdan ve 40-50 sn.lik önizlemelerden ibaret.
- techstep: dnb + bilim kurgu filmlerinden çıkma sample’lar. gudik.
- ragga jungle: dnb + jamaikalı rasta saçlı amca vokalleri. çok ama çok eğlenceli bir tür, her ne kadar ritm nedeniyle kulağa ilk başta sert gelse de sonra o ilginç aksan ağır basmaya başlıyor. piri için (bkz: ragga twins)
- neurofunk/futurestep: dnb + tb 303 bas. nispeten eğlenceli duruyor, ama daha eğlencelisi için bir aşağıya bakmanızı tavsiye ederim:
- trancestep: neurofunk + trance synth’leri. en önemli ismi john b kabul ediliyor. aslında bomfunk mc’s de bu türe giriyor biraz.
bir de şöyle bir şey var ki aslında tamamen farklı bir alt başlıkta incelenecekti, o gidince burası en uygun oldu: (bkz: dubstep)
sözlükte çok güzel iki giriş var aslında, (bkz: @12240) ve (bkz: @1813550). ben de biraz teknik bilgi vereyim. trance’ın temposu 125’le 150 arasında gidip geliyor. şarkılar çok basit synth melodileri ve ritmler üstüne kurulu. bu nedenle trance çoğu dinleyici için en “duygusal” elektronik müzik janrı olarak tanımlanıyor. ha ben buna katılmıyorum, o ayrı. gerçekten trance’a karşı soğuk bir duruşum var, neden bilmiyorum.
şarkılar genelde uzun, uzun ve çok uzun oluyor. biraz da tekrarcı. bunun önemli bir sebebi, dj setlerinde geçişlerin kolay olması için parçaların başına ve sonuna yapılan eklemeler.
alt türlerine geçelim hemen:
- acid trance: eh, her türün acid’i olur da trance’ın olmaz mı? olur tabi. klasik acid synth’inin trance’la birleşmiş halini düşünün. bence birbirlerine pek iyi gitmiyorlar ama olsun. art of trance isimli abimiz türün en iyilerinden, union jack ve olivier lieb’e de göz atsın dinlemek isteyenler.
(bkz: http://www.youtube.com/...)
- ambient trance: yukarıda acid trance için yazdığım ilk cümlede acid yerine ambient koyun. çok gereksiz bir tür, çünkü zaten trance’ın özünde ambient var. yine de bir çok kaynakta geçiyor. banco de gaia daha önce bu türü icra edip benim dinlediklerimin arasında olanlardan. daha da ünlü birisi yok sanıyorum. biraz sasha & digweed ikilisi bu türe yakınlık gösteriyor ama kendilerini başka bir janrda inceleyeceğim.
- break trance: trance’ın breakbeat ritmli versiyonu. hoş bir tür aslında, hybrid ve özellikle general midi’nin çalışmaları çok güzel.
- electro trance: isim itibariyle kulağa sikkodan bir türmüş gibi gelse de, aslında değil. neden değil? çünkü electroclash’tan esinleniyor. daha yeni yeni ortaya çıkan bir tür, ferry corsten her ne kadar eski bir müzisyen olsa da bu janrın öncüsü olacak gibi duruyor. gelişmesi için bir kaç sene daha vermek lazım.
- goa trance & psychedelic trance & psybient: üçü arasındaki fark çok az olduğu için aynı başlık altında incelemekte sakınca görmüyorum. psytrance’ın en önemli özelliği, içinde etnik öğeler barındırması, daha organik olması vs vs. bir nevi electronica’daki new age’in trance’a uygulanmış hali diyebiliriz. orijini hindistan’daki goa. ülkemizde şaşırtıcı bir şekilde çok popüler bir tür.
- ibiza trance / balearic trance: ibiza’nın akdeniz havasını trance’la birleştiren bir tür. bolca klasik gitar duymak mümkün. şu aralar popülerliği tartışılır fakat zamanında chicane şu şarkıyla ortalığı acayip sallamıştı: (bkz: http://www.youtube.com/...)
- neo trance: dinlediğim ancak ismini bilmediğim bir türdü bu. minimal trance diyeyim. hakikaten çok minimal, şarkı sürekli aynı gidiyor, farklı sesler duymak çok zor, ama bir şekilde dinleniyor. deadmau5 ve trentemoller’e baksın dinlemek isteyenler.
- progressive trance: hay progressive’inize koyayım. nasıl açıklayabilirim bilmiyorum, kimse de tam açıklayamamış ve her hangi bir türe sokamamış ki başına progressive’i yapıştırmış. bt diyorum, sasha diyorum, az biraz faithless diyenler de var. sasha’nın xpander’ı da iyidir hani. (bkz: http://www.youtube.com/...)
- uplifting / epic / anthem trance, kısaca trance: şu ana kadar tiesto, paul van dyk gibi isimleri duymadınız, şimdi duyuyorsunuz. bildiğimiz trance işte. zaten önüne gelen sıfatlar hep türün içindeki şeyler. armin van buuren’di, marco v’ydi hep bu klasmana giriyor. en saf haliyle trance bu. örnek parça olarak benim en sevdiğim trance şarkısı geliyor tiesto’dan: (bkz: http://www.youtube.com/...)
techno’nun tam tanımını nasıl yapabilirim bilmiyorum. house’a göre daha elektronik, trance’a göre daha mekanik, breakbeat’e göre daha basit ritmlerle yapılan bir müzik türü. ama üçünden de esintiler duymak mümkün. zaten halk arasında bir çok elektronik müzik türünün techno diye bilinmesinin sebebi de burada. tam olarak ne olduğunu ben de söyleyemiyorum.
rezil bir giriş oldu, farkındayım, alt türlerde telafi edeceğim.
- detroit techno: klasik techno. şöyle düşünün. bir grup zenci prodüktör, italo house ve electropop esintileriyle bir şeyler yapmışlar, tahmin edeceğiniz üzere detroit’te. sonra bu janr gelişmiş dallanmış budaklanmış. ama en saf haliyle techno dediğimiz olay bu.
- ambient techno: anlatmaya gerek görmüyorum. ama... kesinlikle ve kesinlikle siksik yapmayacağım. techno’nun en mükemmel türü bu bence. tam anlamıyla ortaya çıkışı aphex twin’in (evet, parmağı var) selected ambient works 85-92 albümüyle. daha sonra orbital, underworld ve plastikman türü daha da ileri götürdü. techno’da eksik olan duygusal yön bu alt türde şarkıları yücelten şey.
ha şu aralar ne durumda derseniz, orbital dağıldı, aphex twin yine başka işlerde, underworld’ün yaptığı müziğe tam olarak bir isim koymak zor, plastikman (richie hawtin) de iyice minimal oldu. the field son zamanlarda parlıyor, bakalım.
- acid techno: yine açıklamıyorum, techno’nun asidik hali. yine aphex twin el atmış zamanında; “didgeridoo” isimli şarkısı türün en iyisi kabul edilir. lfo bir zamanlar bu türde çok popülerdi, fakat dağıldılar. son dinlediğim acid techno örneği de lfo’dan gelmişti, örnek şarkı da onlardan olsun: (bkz: http://www.youtube.com/...) (evet, björk konserinde duyduğunuz şarkı!)
- minimal techno: sofistike defilelerde arkada bu müzik çalıyor. minimal, minimal, minimal... o kadar minimal ki yine farklı bir şeyler duyduğunuzda seviniyorsunuz.
ricardo villalobos, trentemoller ve plastikman/richie hawtin (ki ilk ikisini başka türlerde de okudunuz) bu janrın en iyileridir, dinleyecekseniz bunları dinlemenizi tavsiye ederim.
- deep techno: techno’nun house’a en yakın hali diyebilirim. yine çok minimal bir tür. şarkıyı bas götürüyor ki house’a yakınlığı da buradan geliyor. luomo’nun “vocal city” isimli albümü türün en iyilerindendir, tavsiye ederim.
son ana başlık en gudik olanı. hakikaten gudik, dinlenmesi en zor tür bu. çok fazla da alt türlerine girmeyeceğim zaten.
hardcore bir nevi death metal’in elektronik versiyonu. ritmler çok sert ve çok hızlı (180-200 bpm), kullanılan synth’ler bağırsak kaldıran cinsten. dinlemek için ciddi bir cesaret lazım. ben dinleyemiyorum şahsen. aslına bakarsanız ünlü olmuş tek bir alt türü var, o da efsane bir şey:
- rave: biraz uyuşturucu, biraz alkol, 5-6 saat dans! zamanında ingiltere’yi kasıp kavuruyordu rave. özellikle aynı isimdeki partiler underground sahnesinin en önemli özelliğiydi. ha tabi sonra neden oldu bilmiyorum ama insanlar duruldu. bunda hükümetin de sürekli rave partilerine yaptığı baskınların payı büyük.
rave, hardcore’un en dinlenebilir alt türü. sirenler, sert bas vs vs...
işte bu kadar. daha bir sürü tür var ama şu anda dünya üzerinde adı duyulduğunda “eh dinlenilebilir” denilen ana başlıklar bunlar. kaynakları da yazayım da tam olsun:
türkiye'de yanlış anlaşılan müzik türüdür. elektronik müzik tiesto'yla kopmaktan, klüplerde "eller havaya" yapmaktan çok daha fazlasıdır. bir kere bu müzik hakkında bir genelleme yapılamaz çünkü zibilyon tane alt tür barındırmaktadır içinde. bir trip-hop'a bakarsınız, bir de techno'ya, arada dağlar kadar fark görürsünüz. bu yüzden, "çok klabbırım, ben elektronika dinliyorum abi, ooo yeah" demeden önce bir ton arşiv kurcalanmalı, hatta mümkünse last fm'e göz atılmalıdır.
sanılanın aksine aslında bilgisayar ile anılması yani bilgisayar müziği denmesi biraz yanlış. bilgisayardaki tüm synth ler , geçmişteki analog synhtleri taklit ederler , etmeye çalışırlar. doğal olarak tonlarca paradan feragat etmekle kalmayıp gelişmiş editing seçeneklerini sunmuş olurlar. günümüzde analog synth efsanesi hala yaşıyor olsa da insanların uğraşmak istememesi , tıpkı analog fotograf kameraları gibi kenara atılmalarını sağlamıştır. bilgisayarın tek yaptığı sesleri bilgisayar verilerine dönüştürerek olanakları epey çoğaltması.
reason veya fruity loops tarzı programlar ile basitçe yapıldığını sanmayın. müzik endüstrisi gelişmiş yerlerde bir "kik" soundu için 2 hafta sampler ile kafayı yemiş insanlar tanıyorum. önce normal kik kaydediyorlar ve bunun üzerinde sampler ile değişiklikler yapıp hiç duyulmamış bir kik soundu elde etmeyi amaçlıyorlar. işin içine bu sampler gelince birler sıfırlar konuşuyor işte. zaten "digital audio" ya geçiş süreci de sampler ile başlar.
ben mevcut seslerimi değiştireceğim dönüştüreceğim demiyorsanız elektronik müzik sampler olmadan da yapılır. ama ne kadar özgün olabilir bilemiyorum.
en özgür gelişime açık sonu olmayan müzik türüdür.her ruh haline göre dinlemek istediğinizi size verir.içine girip keşfetmeye başladıkça içinde kaybolursunuz.
önceden dinledikleriniz şekerleme gibi gelmeye başlar.oysaki elektronik müzik farklı tadların bir araya getirilişiyle hazırlanmış bol baharatlı bir
yemek gibi cesaret ve tecrübe ister, birbiriyle uyumsuz gibi duran tadlar bir araya gelince anlam kazanırlar.bu nedenle bu türü başarıyla icra eden isimlerin zekaları bende kıskançlığın ağır bastığı hayranlık karışımı duygular uyandırmaktadır.
gençlik dergilerinde ve icra edenler tarafından onlarca, yüzlerce türe ayrılsada da organizatörler ve yapımcılar için hepsi edm; yanı electronic dance music'tir. festivaller bir hac, umre havasında geçer, başka müzik türlerinde sanatçıların yandaşları arasındaki saçma sapan kutuplaşmalar, çekişmeler yerine paylaşılan ortak bir maneviyat vardır. chicks on speed'i we don't play guitars diye bağırtan şey, josh wink'e göre a higher state of consciousnesstir elektronik müzik.