bir silsile, git gel, direniş, mücadele, giriş ve yıkım ve telaşın ardından gelen…
nihai olan, kızıl bayrağı çürümüş bedene saplamakla son bulacak olana edilen ve edilecek
dua…
bir dene
bileği dikey kesmek
inadım inat diyorsan bir fikir sana en azından
kendinden o’na yol olmadığı, varılacak olana varılamadan daha, o senden kurtulup özgürleştiğinde yaşadığın hazanla baş edemediğin için belki
bir dene
kapıları kapatıp doğalgazı açmak
her şeyi birbirine karıştırdığın, düşünemediğin, göremediğin, anlam veremediğin için
korkuyu hayallerine bulamış, çöl sahrasında seraplardan gözünü alamamış olduğun için
bir dene
kendini asmak merdivene
bu kez hakikaten kontrpiyede yakalamak ölümü. yıllar yılı bir ihtimaldi ve çok güzeldi diye dövünmemek için, varlıkla yokluk arasında gidip gelmemek için, iki kale arasında birine çakabilmek işte, deyim yerindeyse ağlara asarcasına boynunu… sanılanın aksine varlığın kalesine değil, ölümün kalesine….biraz düşün bence bu noktanın üzerinde….
olmadı mı gene, belki sonra denemek istersin, aklında bulunsun:
akinetonla son yolculuk
artık geri dönmek imkansız olduğu için.
yüzdük yüzdük kuyruğuna kadar geldik…
korku?
infial?
koma?
uyanış?
sorgu sual?
hesaplaşmalar ödeşememeler?
durulsun şimdi rüzgar,
sen gene de bir dene
başına çuval geçirip ellerini kelepçelemek uyumak
inan pek de zor değil...
hayatını onuruna değişmeyen insanlardan mısın?
ne onur, haysiyet, şeref , gurur, ne de özgürlük ve hayat kalmadı artık. rüzgar hiçbir şeyi alıp da götürmüyor sahi, kayalar neden eriyor, kumlar neden savruluyor?
tutunmak lazım…
özgürlük bir vaat değil, bir eşik hiç değil, sürekli mücadele içerisinde olunması gereken sürdürülebilir bir denge mi? denge basit olan hayatın basitliğine tamah edebilmek mi?
kısaca tutunabilmek, kendi kendinin boyunduruğu altına girmek mi?
siktir git kendini kandırma, yeter artık…
kelimeler arsız, şiir arsız,
basit olan yaşam değil, itaat…tutanaçlar sadece aşkın öznelere itaatin burgaçları…
suç kendisini herkese birden dağıtıyor böylelikle ve haliyle suç’un bizzat kendisi suçsuzlaşıyor…
sen gene de bir dene
duşakabin intiharı
midendeki suyu kusup üzerinde solungaçlarını sürttürerek yaşamak zorunda kaldığın için
ve hakikaten zoruna gittiği için artık…
bir dene
korkma,
7.65 ile kafaya sıkmak
kepaze etmez adamı
bir dene
seppukuyu
cesaret ister ama nice haysiyetli insanlar var uzak asya’da güneşin doğuşuna tanıklık edip bu ayini gerçekleştiren.
yukio mişimayı bildin mi?
gün gelecek ve ele geçirmenin ta kendisi hepimizi ele geçirecek derken
o gün geldi ve geçti diyedir kaygısı…
annesine dönemediğindendir onun da isyanı…
anne kim?
adem'e bacaklarını açıp gel beni becer diyen değil... adem'e kendini becertenin ucube bir kendini beğenmişlikle göz kırptığı havva mı?
belki konuyu değiştirmek iyi fikir ne dersin?
sıkıldın belki de bunaldın...
(bkz:
gençliğin emek teorisi)
yeryüzünde ele geçirilmemiş tek bir kara parçası ve tek bir insan kalmayana dek sürdürülen kutsal mücadelelerin ıvırın zıvırın hepsinin unuttuğu tek gerçeği hatırla şimdi, tam sırası…
hiç kimse toprağın altını henüz işgal etmedi...
kendini öldürebilmek artık güzel bakir ve yıkımsız olan... hak (etmek) ile aşina olmanın ofsayta düşmek ya da taça çıkmak olduğu günümüzde, ana rahminin kişiyi geri çağırması sadece…
tabelanın kalkması, sırt numaranın yanmasını beklemeden. kulübeye bir işaret bile çakmaya, adalelerinin çektiği yalanına falan bile gerek kalmadan hatta seni oyundan alsınlar diye bile bile topu rakibe de atmadan, muhtemelen ıslıklayan ya da küfreden ve aşağılayan taraftarlara hüzünle bakıp usulca ve tüm onurunla kendi kendine oyunu bırakıp sahayı terk etmek…
terli forman ve kirli çoraplarınla anneye geri dönmektir belki de ölmek…
anne; bedeni ve ruhuyla, benliği ve sabrıyla, sadakatiyle, gerisin geriye döndüğün ikamette artık olmasa, hatta hiçbir zaman da olmamış olsa bile
‘anne olan’a , ‘anne olmaya’ dönmektir, ölmek
beden çürürken toprağın altında, nice canlı beslenir…
yaşamı hakikaten karşılıksız seven için, suçun aksine, kendini tabiata hakkaniyetle üleştirmektir … kendi bedeninden bir komünist ülke kurmaktır, karıncaların ve tırtılların, solucanların ve boy boy bitkilerin ihtiyaçları kadarını, hiç kimseyi yargılamadan ve suçlamadan, ezmeden, sömürmeden, mahkum etmeden, senden koşulsuz alacakları…
sadece usulca dillenerek : eksiklik kendi özümde
ve senin için dua ederek…