sezen aksu'nun yazdığı parçaların şiir kitabı olarak piyasaya çıkmış ve
bestsellerraflarına yerleşmiş hali
sözlerin müzikleri olmadığı için eksik şiir diye nitelendirdiğini duyduğum(yanlış da olabilir) eskilere,hatıralara götüren bir şiir kitabı..ve sezen şöyle yazmıştır..
”bu kitap yakınlarımın, çoklukla da şarkılarımdaki sözlerle daha fazla ilişki kuranların, uzun yıllardır süregelen ısrarları sonucu oluştu. ille de olmalı mıdır sorusu çok kurcaladı beynimi açıkçası. epey bir süre çekimser kaldım. karmakarışık his ve düşüncenin içinde olduğum günlerden birinde, bir cümle beni netleştirdi. yıldırım’la (türker) sohbet ediyorduk; ‘borcun var’ dedi. hafifleyiverdim. seyreden de seyredilen de kendi tarafından bakar doğal olarak, görecelidir ama gerçek tektir. ve herkes gerçek olanı sezer, vicdanla sezer. borcum var, farkettim ki ben bir tek bundan eminmişim zaten kayıtsız şartsız. bu kitabın oluşması için direncimin kırılma noktası bu cümledir...”sezen
sezen aksu tarafından yazılmış olan 1975 -2006 arası 400 şarkının, yanlızca 197 tanesinin bulunduğu
lyric kitabı.
okudukça kafamdan melodilerin gelmesine engel olamadığım kitap.
kitabın önsözü:
bu kitap yakınlarımın, çoklukla da şarkılarımdaki sözlerle daha fazla ilişki kuranların, uzun yıllardır süregelen ısrarlari sonucu oluştu. ille de olmalı mıdır sorusu çok kurcaladı beynimi açıkcası.
epey bir süre çekimser kaldım. düz düşününce zaten vardılar, ortadaydılar; müziğini çekip aldığınızda şiire ne kadar yakın durursa dursun eksik kalan o sözler bir araya toplandığında bir bütünlük oluşturabilir miydi?
yaptığı işlerden bir türlü tam manasıyla memnun kalmayan,
bir sonrakinde eksiğini gediğini giderme telaşı ile arkasına
bakmadan bir acele yürüyüp gitmek isteyen insanlar için bu hep böyledir. eski defterleri karıştırmaktan haz etmezler. hele benim
gibi yazmakla da yetinemediği için deli gibi kalabalıkların önüne atılıp çığırmaktan kendini alamayanlar...
örneğin gittiğiniz herhangi bir yerde birilerinin hemen albümünüzü çalmaya başlayarak gösterdiği incelik ve nezaket sizin için nasıl bir azaba dönüşebilir mümkün değil kestirmezsiniz. hatta bazen bütün hata ve kusurlarınızın yüzünüze vurulduğu, sonsuza dek kendinizi dinlemeye mahkûm edilip cezalandırıldığınız fantezisine kadar akıl yoldan çıkabilir.
kendi başıma geldiği için mecburen anladığım bu yarı gerçek,
yarı hayal dünyasında seyredenlere has taşkın duygularla uçlarda savrulma hali, seyredene "gülü seven dikenine katlanır" dedirtir, seyredilenin ömrünü tüketir. oysa şarkı, şiir, hikâye, roman her
neyse yazma ânı (plansız, programsız hakiki yazma ânından söz ediyorum) yazanı da seyircisi yapan olağanüstü haldir. yazarsınız
ama sahibi olamazsınız. çok içeride bir yerden ortak bir gizli bilgiyi hatırlamakta olduğunuzu hissedersiniz. ama ürettiğiniz her ne ise tamamlandığında "ben" sizi yeniden ele geçirir. bir dahaki yazma
ânına kadar bu eşsiz kendiliğindenliği unutursunuz. çünkü onu diğerleri ile paylaşma süreci başlamıştır. zekâ, akıl, süslemecilik, sunum, satış, gösteriş, özetle profesyonel alan devreye girer.
artık o ilk ânın saflığı içinde değilsinizdir. sizi gitgide daha da huzursuz kılan bu çelişkidir - aklın o saflığın gücüne hiçbir zaman erişemeyeceğini içten içe bilmek...
ışte böyle ün nedir, ünlü olmak gerçekte neyi temsil eder,
bir ünlü inisiyatifi dışında kendine yüklenen eksi, artı anlamlara
ne mesafede durmalıdır, durabilir mi, bu karşılıklı bir delilik hali midir, olağan mıdır, anılar yazılmalı mıdır, yeni şarkılar üretirken best of lar yapılmalı mıdır, içinden müziği alınmış sözlerden kitap olur mu ve bu gibi daha bir dolu karmaşık his ve düşüncenin içinde maymun olduğum günlerden birinde, bir cümle beni netleştirdi.
yıldırım la (türker) sohbet ediyorduk; "borcun var" dedi.
hafifleyiverdim. seyreden de, deyredilen de kendi tarafından bakar doğal olarak, görecelidir ama gerçek tektir. ve herkes gerçek olanı sezer, vicdanla sezer. borcum var, fark ettim ki ben bir tek bundan eminmişim zaten kayıtsız şartsız.
bu kitabın oluşması için direncimin kırılma noktası bu cümledir.
oluştu, sıra geldi önsöze. aklıma birbirinden güzel, manalı, süslü binlerce cümle geldi, ınsanın aklına ilk öylesi geliyor bir türlü yakasını kurtaramadığı beğendirme derdi yüzünden. denedim, vazgeçtim.
hiç kimsenin yutmadığı, ve ilk yazma ânını hatırladım, kalemimi
o ânın getirdiklerine bıraktım. inşallah önsöze benzemiştir.
sezen
kasım 2006, kanlıca
(leyl, 07.06.2007 14:32 ~ 14:48)